• BIST 93.043
  • Altın 193,340
  • Dolar 4,7189
  • Euro 5,4759
  • Trabzon 22 °C

Bizim Neslin Uşakları

Sedat TUNALI

Bir dönem Trabzonspor Resmi Kulüp Dergisi'nde imzaları çıkan isimleri görünce dönemin sorumlularına hitaben bir yazı yazmış ve yazma kriterlerini sormuştum.
Yazı çıktıktan sonra beni arayan bir arkadaşımız ; " Abi x abi dedi ki bir yazı göndersin de yayınlayalım"
Meali; , ilgili kişi bana kendince "rüşvet / sus payı" gönderiyor. Utanma-öfke karışımı bir cevapla konuyu kapattım, zira boşuna yazdığımı anlamıştım. Sonuçta anlattıklarının kıymeti karşındakinin anlama kapasitesine mahkum. 
Gelelim BNU kısmına;
Yaz tatilinde bulunduğum Trabzon'da, çocukluğumuzun- ilk gençliğimizin efsane organizasyonu olan "Altın Kolye Futbol Turnuvası’nın 30 yıl aradan sonra yeniden canlandırıldığını öğrendiğimde ilk tepkim " sebep olanların tuttuğu altın olsun" oldu. 
İlgim bilgiye dönüştü, bilgim Bizim Neslin Uşaklarını koydu karşıma. 
Hepsi okumuş çocuklar, hepsi Trabzon kent Merkezinin zeki çocukları, pek çokları da amatör takımlarda top oynamış, yetenekli olmalarına rağmen okumayı ve "adam" olmayı seçmiş isimler.
Turnuvayı baştan sona izledim sonra da izlenimlerimi paylaştım. Amacımız elbette seneye daha iyi , ondan sonra daha da iyi gibi sonsuz bir iyileşme, orjinale dönüşme ve kendini çoğaltma zincirine kendince katkı vermekti
Bana göre misal turnuvaya katılan takımların mahallelerden seçme değil de, belli kulüplere bağlı oyunculardan oluşması, heyecanın tabana yayılmasını engelledi. Yani sahada iki ayrı takımın değil esasen İdmanocağı ile İdmangücü alt yapılarının kapıştığını bilmek kimseye heyecan vermedi. Bu düzende yeni isimler yoktu misal, haliyle yeni heyecanlar da...
İkincil önemli konu da, saha seçimiydi. Federasyon tesisleri her ne kadar zemin , soyunma odaları vb gibi temel konularda bir avantaj sağlasa da, sosyolojiden ve şehirden kopukluk kaçınılmaz bir yalnızlaşma getirdi. 
Bu çabama ve paylaşımıma, BNU'dan tek bir isim bile nezaket gösterip teşekkür etmedi. Zira ben orada gazetecilik yapmıyor, onların bu saygıdeğer çabasına omuz veriyordum. O zaman aklıma düşmüştü, "acep eleştirdim diye mi bu nezaketsizlik" 
Sonra soğudu konu, ta ki, yine BNU önderliğinde İstanbul'da 24 Şubat Trabzon'un Kurtuluşu Konserini öğrenene dek. 
Konserden sağlanacak gelir yüzde yüz eminim ki, toplum yararına işlere kanalize edilecektir. Yakın çevremde memleketin adını duyduğunda bile heyecanlanan onlarca kişiye de sordum ne bir davet almışlardı ne de konserden bilgileri vardı. Kim bilir belki de organizasyon sahipleri bizim gibi "öteki mahalle çocukları" için davetiyelerin pahalı olduğunu düşünmüşlerdir. 
Gemimizin kaptan köşkünü iyiliğe emanet etmeye devam edeceğiz biz. Ama BNU, kadim kent kültürüne sadakat konusunda biraz daha dikkatli olmalı. 

***

Trabzonspor Nereye Gidiyor

İflasa...Daha doğrusu ilama..
Kocaelispor'la görüşmeler başlamış.
Maalesef Trabzonspor 50. (aslında 51.) yılında tarihinin en kötü yönetimine denk geldi. Mitomanisine matematiği bile alet eden bir aklın, takımı ve öne düşmüş başları yukarı kaldırabileceği yanılgısında buluştuk. 

Bu çöküşe hesapsız taraftarlar kadar, hatta onlardan da daha fazla olarak Usta'ya güvenip büyük destek veren siyasiler ve kanaat önderleri üzüldü. 

Trabzonluların pek çoğu gibi, her şeyi en iyi ben bilirim yanılgısına düşen Usta, voleybol topundan ayırmakta güçlük çekeceğini sandığım Futbol topunu, Trabzon'un aklıyla değil de, şaibeli menecer ve isimlerle koşturmaya kalkınca , sonuç tribünde içten içe ağlayan genç kızımızla simgeleşti. Ama borsaya açılım şahaneydi, Allah için!

Bin kez yazdık, bin kez daha da yazarız, bir faydası olacaksa üç bin kez daha da...
Trabzon, endüstrileşen futbolda da var olmak ve payını büyütmek istiyorsa acilen kendi değerleriyle buluşmak ve barışmak zorundadır. Burada sözü edilen "değerler" arasında, İstanbul medyasının "kaka" diyerek "edebiyat" yoluyla hizaya getirmek istediği kimi "durumlar da" vardır. Trabzon iyisi ve kötüsüyle kendi olmak zorunda.
Bilmem kaç kişi anladı beni!

***

Burt Lancaster, Leopar  ve Trabzon!

Sicilya, 1860.   Garibaldi İtalya'sı.  Prens Salina, İtalya’nın birleşmesinden endişelenir. "Leopar", hem Visconti’nin en iyi filmlerinden hem de gelmiş geçmiş en iyi tarih filmlerinden biri kabul edilir. Salina filmin bir yerinde şöyle der;

"Sicilyalılar hiç bir zaman düzelmek istemezler, çünkü mükemmel olduklarını düşünürler. Kibirleri ızdıraplarından daha kuvvetlidir"
 Sicilya'nın yerine Trabzon yazın! Gördüğünüz gibi ne film etkisinden bir şey kaybediyor, ne de Prens Salina! Hatta daha mı oturdu ne!

***

Kütüphanede bir kitap için araştırma yaparken Attila İlhan'ın kend eliyle çizdiği oto portresi çıktı karşıma. Sizlerle paylaşmak istedim, sen çok yaşa Kaptan! Ne kadınlar sevdin zaten yoktular!

***

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.