• BIST 89.553
  • Altın 349,951
  • Dolar 6,7005
  • Euro 7,2349
  • Trabzon 11 °C

Boztepe Mağara Kiliseleri!

Boztepe Mağara Kiliseleri!
Boztepe Mağara Kiliseleri!

Trabzon muhacirlik ve göç tarihi sitesinin yöneticisi Akçaabatlı hemşerimiz Davut Bulut, birkaç gün önce Osman Emir’in Karadeniz İncelemeleri Dergisindeki Trabzon, Boztepe ve Boztepe Mağara Kiliseleri yazısından bir derleme yaptı ve takipçileri ile paylaştı.

Bulut’un, Osman Emir’den derlediği iki yazı şöyle;

boztepe-1-002.jpg

 

TRABZON BOZTEPE

Bulunduğu stratejik konum ve Kafkaslarla kurduğu güçlü kültürel bağlarla birbirinden farklı kültürleri içinde barındıran Trabzon kenti, tarihsel süreçte önemli değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Özellikle bu süreçte yaşanan kültürel değişim ve dönüşüm, kentin her karış toprağında somut belgelerle kendini göstermiştir. Kent içinde bu kültürel gelişimin en iyi izlenebildiği alan Trabzon Boztepe’dir. Her ne kadar bu tepe eşsiz doğa manzarasıyla ön plana çıksa da, onun bir başka özelliği de, antikçağdan itibaren bölge halkının dini ayinlerini yerine getirmek için içtima ettikleri bir kült alanı olmasıydı.

Trabzon tarihi ile ilgili bilgi veren edebi, arkeolojik ve nümizmatik kaynaklar Trabzon’daki Boztepe’nin yalnızca tanrı Mithra’ya ait bir kült merkezi olmadığını göstermektedir.

Boztepe’yi diğer kült alanlarından ayıran en önemli faktör, buranın tek bir kült ya da tapınıma ait bir ibadet alanı değil, birbirinden farklı birçok inanışı temsil eden bir merkez konumunda bulunmasıydı. En eski tarihi kayıtlarda özellikle Doğu kökenli Mithra (Pagan Dini) kültünü temsil eden bir mekân olarak öne çıkan bu tepe, daha sonraki süreçte başka tanrılara da tapınılan bir merkez haline geldi. Bununla birlikte, Trabzon İmparatorluğu döneminde Hıristiyanlığın kentte yayılmasıyla Boztepe, yeni bir değişim ve dönüşüme sahne oldu. Çünkü Trabzon İmparatorluğu’nu yöneten Komnenos hanedanı üyelerinin neredeyse tamamı bu kutsal tepeyi İmparatorluğun ve Hıristiyanlığın kentteki simgesi olarak gördüler ve buradaki pagan dinlerine ait birçok tapınak ve kült alanlarını da kiliselere dönüştürdüler.

Bütün bunlara rağmen Boztepe’nin tarihsel süreçteki değişim ve dönüşümü devam etti. 1461’de Trabzon’un Fatih Sultan Mehmed tarafından feth edilmesi ve ardından bölgede Müslüman-Türk nüfusunun hızla artmasıyla Boztepe İslamiyet’i simgeleyen bir alan haline geldi.

Sonuç olarak Boztepe, hâkimiyetin el değiştirmesiyle istikrarlı bir statü sahibi olmasını güvenlik, egemenlik, kült merkezi olma gibi önemli fonksiyonlar yüklenmesine borçludur.

 

BOZTEPE MAĞARA KİLİSELERİ

boztepe-2.jpg20. yüzyılın başlarında Trabzon’a bir seyahat düzenleyen Cumont, Boztepe’de kayaya oyularak yapılmış onlarca kilise ve kaya mezarı olduğunu ve bunların birçoğuna artık erişimin mümkün olmadığını ya da büyük bir tahribat gördüğünü ifade etmektedir.

Bilinen Kızlar Manastırından başka yine Boztepe’de bu manastırın yaklaşık 200 m. Batısında, tepenin kuzey yamacında kayaya oyularak yapılmış ve orta çağda “St. Sabbas” (Savas) adıyla bilinen mağara kiliseleri bulunmaktadır. Bu yapılar doğu, batı ve kuzey olmak üzere üç ayrı noktada yer almaktadır.

Doğudaki tapınak Arafilboyu Mahallesi’nin güneyinde bulunmaktadır. Mağaraya ulaşım neredeyse imkânsızdır. İçinde yer alan freskler tamamen bozulmuştur.

boztepe-3-002.jpgBatıdaki mağara ise oldukça sarp bir yamaçta yine kayaya oyularak hazırlanmış olup buraya da ince taş merdivenlerle çıkılmaktadır.

Kuzeydeki mağara kilisesi ise vadinin hemen tabanında denize yukardan bakan bir noktada bulunur ve içerisindeki freskler neredeyse kaybolmuştur

Görünüş olarak Kappadokia mimari sitilinde tıpkı Amasya’daki kral mezarlarını anımsatan bir tarzda kayalara oyularak yapılan St. Sabbas (Maşatlık) Mağaraları, kiliseden ziyade kaya mezarlarını anımsatmaktadır.

boztepe-4-002.jpgXV. yüzyılın ilk yıllarında rahip St. Sabbas tarafından kiliselere dönüştürülen bu mağaraların ilk ne zaman yapıldığını gösteren herhangi bir işaret yoktur.Bu mağaraların Mithradates Krallığı dönemine ait mezarlar olduğunu, Hıristiyanlığın bölgede yayılmasından sonra kiliselere dönüştürüldüğünü iddia etmektedir.

Ancak bugüne kadar bu mağara kiliselerin üzerine ciddi bir çalışma yapılmamıştır ve herhangi bir değerlendirme yapmak için eldeki veriler yeterli değildir. Bu yüzden St. Sabbas mağara kiliseleri disiplinler arası çalışma gerektiren bir mekân olarak araştırmacıları beklemektedir.

 

 

*******************

 

İki düşman hayvan karşılaştığında vücutlarını kabartır, kaslarını kasar, en vahşi tavrını takınır. Böylece rakibine korku vermeye çalışır. Kavgayla ya da kavgasız gücünü karşı tarafa kabul ettiren kazanır. Vahşi tabiatta hayvanlar cinsine göre en fazla 50-60 üyeden oluşan sürüler halinde yaşar. Hayvan kavga ile elde ettiği gücü kavgada kaybedene kadar sürdürür. Bu doğanın kanunudur.

İnsan farklıdır. İnsan toplulukları dil, iletişim ve akılla kurallar üretir. Bu kurallarla en zayıf bireyi bile güç ve iktidar karşısında korur. Kaba kuvveti değil aklı öne alan insan toplulukları bu sayede milyonluk sayılara ulaşmıştır.

Peki ne oluyor ve nasıl oluyor da trafikte öne geçmekten hastane içinde sıra kavgasına kadar insanlar son yıllarda birbirlerine güç gösterme yarışında. Bu güç gösterisi bazen lüks araçlar, bazen iktidar partisine mensup olmak, bazen hayvanlara öykünür gibi kabarmak ve bağırarak konuşmak gibi insanca olmayan tutumlarla kendini gösteriyor. Niçin insanlar "Benim kim olduğumu biliyor musun?" havasında?

Halbuki "İnsan" empati yaptıkça, kendisini karşısındakinin yerine koyup düşündükçe insanlaşır, muhatabını korkutup baskın çıktıkça hayvanlaşır.

Bence Türkiye Cumhuriyetinin son elli yıllık dönemi vahşi kapitalizmle hayvanlaşma dönemidir. Bilginin, düşüncenin, insanlığın önemi kalmamış gibi. Hayvanlarda bir sürüye ait olmaya benzeyen toplumsal gruplara aiditiyet, birey olmanın, insan olmanın önüne geçti. Bu nedenle ülkemizin asıl sorunu DNA'sının hayvanlaşma yönünde bozulmasıdır. Radikal dinci düşünce bu bozulmayı dinden uzaklaşmakla izah ediyor ama yöntemleri insanları bir çobana bağlayarak sürüleştirmekten ibaret!

Bakara 104 ve 171 sayılı ayetlerde Allah insanları sürüleşmemek konusunda uyardığı halde çoban arayan insanlardan insan olması, insanlık üretmesi beklenebilir mi?

Birbirimize selamımız bile tıslayan kedi gibi!

Kurtuluş için insan olmak lazımdır, özgür ve haddini bilen insan. Kendini kardeşinin yerine koyarak düşünen insan, kardeşini ürküten hayvan değil. Bu esenliği aranızda yayın emrinin yani selamın amacıdır.

Türkiye'de diyanetin kontrolünde yaşanan din bunu sağlayamaz. Çünkü o, Ebu Zer el Gıffari'nin dini olan "İslam" değil, Emevi hanedanının yürürlüğe soktuğu din ticaretidir.

(Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu)

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
  • Cahit Turhan neden azledildi?30 Mart 2020 Pazartesi 11:21
  • Allah’a imanın doruk noktası!29 Mart 2020 Pazar 11:27
  • Mehmet Ali Yılmaz neden karşı çıkıyor?28 Mart 2020 Cumartesi 09:35
  • Öztürk’ün Ateist ile sohbeti!27 Mart 2020 Cuma 11:32
  • Dolgu tam gaz26 Mart 2020 Perşembe 10:59
  • İlahi Korona sen nelere kadirsin!25 Mart 2020 Çarşamba 10:50
  • Yerel Gazeteler 12 sayfaya inecek mi?24 Mart 2020 Salı 08:52
  • Yıllar sonra Mehmet Ali Yılmaz ile sohbet!23 Mart 2020 Pazartesi 10:59
  • Alkışı kes, gürültü yapma!22 Mart 2020 Pazar 10:33
  • Mantıklı hareket etmek ve mantıklı yaklaşmak!21 Mart 2020 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.