• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Trabzon 10 °C

BU SON FASILDIR EY ÖMRÜM NASIL GEÇERSEN GEÇ

Ali Rıza Keskinalemdar

Ülkenin geleceğinin ne adına belirlenmeye çalışıldığının farkına varılmasının, halk açısından bir önemi var mı?

Girdiğimiz seçim dönemi, böyle bir duyarlılığın olup olmadığının anlaşılabileceği bir süreç şeklinde Karşımıza çıkacak mı?

Ya da en azından seçime katılan seçmenlerin umurundaki ne? (Sahi 2002 seçimlerinden bu yana 8 milyon civarında kemikleşen seçimlere hiç katılmayan seçmenin kimler olduğunu düşündüğünüz olmuş mudur? Kimdir bunlar? Tuzları çok kuru falan mıdır? Gerçekte Türkiye’de mi yaşamaktadırlar? Seçmen olduklarının ve “ülkenin yazgısıyla oynadıklarının” bilincinde midirler?)

 

“BÜTÜN VATANDAŞLARIMA SESLENİYORUM”

30 Mart 2014 tarihinde yapılan “Yerel Seçim”de muhalefet partileri, özellikle de ana muhalefet partisi siyaset yapma ve “oy kapma” eksenini “17-25 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ile ortaya çıkan rezalet üzerine kurmuşlardı.

Ana Muhalefet Partisi Başkanı ise meydanlardaki konuşmalarında bu konuya çok büyük bir ağırlık verirken hitabını, “Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum” ve “AKP’ye oy vermiş namuslu vatandaşların vicdanına sesleniyorum” olarak şekillendirmişti.

Şimdi yeni bir seçime doğru giderken yine aynı hitabı bu kez sözde “Başkanlık Sistemi”ni eleştirirken ve milletvekili aday adayı olmak üzere istifa eden MİT Müsteşarı’na gönderme yaparak “Boş duran Başbakanlık koltuğunu doldurmak için” söyleminde kullanıyor.

Yaşanan bunca “deprem”e rağmen iktidar partisinin 30 Mart’taki puan kaybı % 6 civarında oldu. Aradan geçen 10 ayda halkın ekonomik refahı ve sosyal haklarındaki aşınmaya rağmen iktidar partisi birkaç puan daha kaybetse bile 1. parti olma özelliğini pek yitirmeyeceği anlaşılıyor. Bunda hiç kuşku yok ki, muhafazakarlıkla kuşatılan, sosyal yardımlarla beslenen, iktidar tarafından “giderlerse aç kalınacağına” inandırılanlara “kabak tadı” veren içi çok fazla doldurulamayan ve sadece iktidar partisinin sözlerine / eylemlerine cevap yetiştirme şeklindeki “muhalefet etme kolaylığı” ile mesela İstanbul’da, Ankara’dan devşirilen, partinin “Eski Genel Başkanı”nın “İl Başkanlığı”nda “kapı kapı dolaşıp 10 milyon kişinin elini sıkmak” suretiyle yapılmaya çalışılan göstermelik siyasetin etkisi çok büyüktür.

“Ana Muhalefet Partisi”nin sahada çalışmadan anladığı budur. Bir de şimdiye kadar neredeyse hiç oy alamadıkları yerleri ziyaret edip “Bize şimdiye kadar oy vermemekle çok haklıydınız” demek…

 

“NAZAR ETME NE OLUR”

Belli oldu ki, Cumhurbaşkanı’nın seçim kampanyasında meydanlara çıkıp “çaktırmadan” AKP’ye “400 milletvekili verin” demeye devam edecek. “Çaktırmadan” dememizin nedeni, AKP yandaşları gazetecilerin sağda solda katıldıkları tv programlarında “Yahu CB 400 milletvekilinden bahsediyor, AKP’ye 400 milletvekili verin demiyor ki… Bu muhalefet partileri için de geçerli olabilir. Çalışın, sizin de olsun” söylemini geliştirmeye başlamalarındandır.

Şaka gibi, “aklımızla alay eder” gibi, kamyon arkası yazısı gibi: “Nazar etme ne olur, çalış senin de olur”! Bu nasıl bir “iyi niyet”, değil mi?

 

MIŞ GİBİ Mİ YAPACAKLAR YİNE?

Muhalefetin genel başkanlarını, yardımcılarını ve milletvekillerini dinlediğimizde genelde “Hele bunlardan (AKP iktidarı) kurtulalım, gerisi çorap söküğü gelecektir” söylemi dışında içi çok az doldurulabilen söylemlerle karşılaşmıyoruz.

Seçimlere dört ay bile kalmadı. CHP’de de göstermelik hareketler sürüyor. Biraz geç kalınmış bir “etkinlik” olmakla birlikte mesela 14 Şubat günü İstanbul’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda 4 saat süreyle “ön seçim buluşması” var. “CHP yönünü ve yüzünü, halka ve sola dönmelidir” diyenlerin gerçekleştireceği bu “buluşma”nın amacı güya, 15 Şubat günü yapılacak CHP Parti Meclisi öncesi “CHP’ye iktidar yolunun ve kapısının ön seçimle açılacağının ilan edilmesi”ymiş!

“Buluşma”nın “Türkiye’nin Aydınlık Geleceği İçin Buluşuyoruz adlı caf caflı bir mesaj başlığı var ama “etkinliğin”, mevcut hantal üye yapısı düşünüldüğünde biraz “dostlar alışverişte görsün” tarzında yapıldığı, 4 saatlik kısıtlı süresinden belli. Bu sürede “tüm adaylara kendilerini tanıtıcı, afiş, pankart ve görsel materyalleri sergileme olanağının sunulması” tam bir “kasaba panayırı” havasının salona egemen olacağını tahmin etmemize engel değil.

Kısaca ana muhalefet partisi yine “mış gibi” yapacak ve günü kurtarmış olacak olmasına da, bundan dolayı  “iktidar yolunu ya da kapısını” açmayacağına dair iddiasına girmek isteyen bulmakta zorluk çekilmeyecektir.

 

AYNI ANDA TANI VE TEDAVİ BECERİSİ

Sanırım tıpta iyi tanı koyup tedavisini  ya da operasyonunu beceremeyen doktora “iyi doktor” denilmiyordur. Tıpkı futbolda tanıyı koyup iyileştirmeleri yapamayan teknik adamlara da “iyi teknik direktör” denmesinin tartışmalı olduğu gibi. Gerçi her iki örnekte de “malzemem yetersiz” gibi bahanelere hazır olmakta fayda var.

Fenerbahçe maçından sonra Trabzonspor Teknik Direktörü’nün “Kötü değil çok kötü oynadık” şeklindeki yorumu doğru ancak niye “çok kötü oynadıkları” ya da “niye iyi oynayamadıkları” hakkında çok net bir açıklama yok. O akşam Trabzonspor’un “çok kötü oynadığı” konusunda futboldan bihaber kişiler da dahil olmak üzere ortak bir kanı yaratmak zor değil. Malzeme konusunda da “ne istendi de alınmadı” olduğuna göre, sadece tanı koyarak üzerine katmak ve yarışmacı, zevk veren bir olgu yaratmanın olasılığının bulunmadığı kesin.

“Ekonomi kötü”! “Ekonomi iyi”! Cebine bakan ekonomi(si)nin “iyi” ya da “kötü” olduğunu zaten anlıyordur. Mesela, açılan duble yolların, yapılacak üçüncü köprünün, üçüncü havalimanının, üçüncü köprünün çevre yollarının ceplere ne ekleyeceği ya da ceplerden ne çıkartacağı, az buçuk hesaplanabiliyordur. Aslolan, olan bitenin geleceğe nasıl yansıyacağının, gelir dağılımından bütün bu gelişmeler sonrasında daha adil pay alınabilip alınamayacağının ve daha güzel bir çevrede yaşanıp yaşanamayacağının hesabının yapabilmesidir...

 

HEP AYNI ŞARKIYI SİZ Mİ SÖYLEYECEKSİNİZ?

İçinize sinmese de haziran başında sandığa gidip birilerini seçeceksiniz ya da “beni temsil eden bir şey yok” diyerek sandığı “boykot” edeceksiniz. Her ikisi de demokratik hakkınız elbette. Önemli olan onayladığınız ya da boykot ettiğiniz şeyin nerelere hizmet ettiğini, seçtiğiniz kadar seçmediğiniz kişilerden de hesap sorabilme gücüne sahip olup olmadığınızdır.

Halihazırda ortaya dökülenlerden anlaşıldığı kadar sizin cephenizde bir değişiklik yok; her şey “aynı tas, aynı hamam” örneğinde olduğu gibi önünüzde durmakta… Birilerinin iktidarı kaptırmama, birilerinin de “mış gibi” yaparak “iş olsun, torba dolsun” gösterisi altında milyonlarca sözcük havada uçuşmakta…

Size sunulanlar arasından birini seçmek ve sonrasında üzerinizde tepişirlerken hep aynı şarkıyı söylemek zorunda kalanın siz olacağını görmek, nasıl bir “ders almaktır” acaba?

Bakalım, sonunda, bütün zorluğuna rağmen, sözleri Yahya Kemal Beyatlı’ya, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait Segah makamındaki şarkıyı kime söyletecekler?: “Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç / Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile / Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile”.

 

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
  • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
  • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.