• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Trabzon 25 °C

Bugün sizlere iki büyük sanatçıdan,iki güzel insandan bahsedeceğim.

Bugün sizlere iki büyük sanatçıdan,iki güzel insandan bahsedeceğim.
Oktay Söğüt

Eylül ayı onların ölüm

yıldönümleri.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

İlki Bedri Rahmi Eyüboğlu. 21

Eylül 1975 tarihinde vefat eden

Bedri Rahmi, Maçkalı Eyüboğlu

ailesinden milletvekili Mehmet

Eyüboğlu’nun oğlu, Türk aydınlanmasının

öncülerinden Sabahattin

Eyüboğlu’nun ve ilk kadın mimarlarından

Mualla Eyüboğlu’nun

kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu’nun

eşi, dünyaca ünlü ressam ve şairimiz.

Şiirlerinde de resimlerinde

olduğu gibi halk kaynağından

beslendi. Masallardan, söylencelerden,

türkülerden yararlanarak, doğa

tutkusunu, insan sevgisini, yaşama

sevincini, toplumsal sorunları yansıttı.

Bir Anadolu yazmazı gibi yazdı

şiirlerini Bedri Rahmi, kilim gibi

dokudu; çok sevdiği kirazları,

narları, dutları işledi kağıtlara…

Yiğitliği, mertliği, aşkı, sevdayı,

özlemi işledi. Evrenin gizemini tek

bir nar tanesinden çözmeye çalıştı o.

Bilgeliği, ılık, insan sıcağını bir

gölün yüzeyinden akseder gibi ulaştı

bize, öyle naif, öyle pürüzsüz, öyle

derin. (bedrirahmi.com)

NEŞET ERTAŞ

İkincisi Neşet Ertaş. 25 Eylül

2012 tarihinde vefat eden Ertaş, saz

üstadı Muharrem Ertaş’ın oğlu

dünyaca ünlü halk müziği söz yazarı,

besteci ve yorumcusu.

Hayat hikayesini ‘zenginsen ya

bey derler ya paşa, fukaraysan ya

abdal derler ya cingan, haşa’ diyerek

bir cümle ile özetleyen, ‘hepimiz

devlet sanatçısıyız, ayrıca bir devlet

sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık

geliyor’ diyerek devlet sanatçılığı

unvanını kabul etmeyen büyük bir

usta.Neşat Ertaş’ın sanat hayatı ile

hayatı o kadar içiçe ki, çalıp çığırdığı

türkü ve bozlaklarında bütün bir

hayat hikayesini bulmak mümkün

olduğu gibi, hayatına yakından baktığımızda

da o içli türkülerin, acılı

bozlakların nelerden nasıl doğduğunun

ipuçlarını elde ederiz

hemen.(turkuler.com)

Ülkemizde, hayatında Neşet

Ertaş türküsü dinlememiş hemen

hemen hiç kimde yoktur. Dahası,

hepimizin dağarcığında, ezberden

söyleyebileceğimiz, o da olmasa

eşlik edebileceğimiz bir Neşet Ertaş

türküsü mutlaka vardır; zahidem,

mühür gözlüm, gönül dağı, neredesin

sen, evvelim sensin, kendim

ettim kendim buldum, hata benim

günah benim, ah yalan dünya… Bir

kez daha iki üstadı da rahmetle

anıyorum.

‘Aşık olmak başkadır, ozan

olmak başka. Yaradana ve insana

aşık olmaksa bambaşka’ diye anlatılan

Bozkırın tezenesi, türkünün

babası; Neşet Ertaş. Onca davranış

ve duygu kirliliğinin içinde hiç

ayrıştırmayan, başkalaştırmayan,

gerek yaşamı, gerek türküleriyle her

zaman, sadece ama sadece birleştiren

bir koca yürek.

Bedri Rahmi ‘zifiri karanlıkta’

adlı şiirinde türküler için bakın

neler söylemiş;

Şairim; zifiri karanlıkta gelse şiirin

hası, ayak seslerinden tanırım!

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

şairliğimden utanırım…

Ah bu türküler, türkülerimiz,

ana sütü gibi candan, ana sütü gibi

temiz. Türkülerde tüter dağ dağ,

yayla yayla, köyümüz köylümüz

memleketimiz…

Birisi büyük bir ressam ve şair,

diğeri büyük bir halk ozanı. Birisi

türkülerimiz için; türkü duyduğumda

şairliğimden utanırım

diyecek kadar, diğeri dünyanın

tanıdığı bir ozan olduğu halde türkü

okuduğunda; naçizane okudum, bizimkisi

ezikliğin feryadı deyip, mütevazilik

ve alçakgönüllülük işte budur

dedirten çok sevgili ve saygıdeğer

insan.

Söz Bedri Rahmi’nin türkülere

bakışından, Neşet Ertaş’ın ozanlığından

açılmışken, Yılmaz

Özdil’in ‘Neşet Ertaş’ başlıklı

muhteşem köşe yazısından bir

bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yılmaz Özdil geçen yıl Neşet

Ertaş’ın ölümünün ertesi günü

köşesinde Ertaş’ın kendi dilinden

olan bir anıyı köşesine almış, sonrada

anlayana dedirten türden bir

ifadeyle yazısını tamamlamıştır.

“Zeki Müren, halk müziğimizi

nakış nakış işlemişti, telifini ödeyip,

Aşık Ali İzzet’in Mühür Gözlüm şiirini

satın almış, aranjman olarak

okumuştu, şarkıyı Zeki Müren’in filminde

seyrettim, sazı alıp, köylü

yüreğimle ezgiledim, köy düğünlerinde

söyledim, bi zaman geçti,

son model bi araba geldi, Zeki

Müren seni İzmir Fuarı’na çağırıyor

dedi, gittim, bir ay çaldım, telif hakları

bana ait olan şarkıyı nasıl

çalarsın diye tek kelime etmedi, bi

gün biri geldi, Zeki Müren seni

çağırıyor dedi, gittim, gazino patronuyla

aynı masada oturuyor,

ayağa kalkıp, ağabey hoş geldin

dedi, önünde viski var, ne içersin

dedi, rakı dedim, türküye başladı,

tarif etmem imkânsız, ikinci

dörtlüğü yakaladım, devam ettim,

gene ayağa kalktı, olamaz böyle ses

diyerek, başını duvarlara vurdu, rahmetliye

çok şey borçluyum…”

Biri "yüreğim köylü" diyen,

mahcup bozkır çocuğu... Öbürü,

sözde erkeklerin kıvır kıvır kıvırdığı

ülkemde, cinsel kimliğini saklamadan,

sahneye apartman topuk,

mini etekle çıkma cesaretini

gösteren "mangal yürek" şehirli...

Türkülerini dinlediğinizden eminim

de, emin misiniz Neşet Ertaş'ı

kavradığınızdan?

Bu arada hatırlatmakta fayda

var, Yılmaz Özdil’in yazısında hem

kendinin hem de Neşet Ertaş’ın

övgüyle bahsettiği sanat güneşi

lakaplı Zeki Müren de Bedri Rahmi

ve Neşet Ertaş gibi eylül ayında, 24

Eylül 1996 tarihinde vefat etmiştir.

Bu üç büyük insanı anlatırken

kilim dedik, yayla dedik, mertlik

dedik, sevda dedik, türkü dedik.

Çünkü batınının emperyalist

düşünce tarzı, hayat felsefesi ve

yaşam biçiminin, müzik, giyimkuşam,

yeme içme gibi birçok yöntemle

sürekli ülkemize empoze

edilmesi, kendi kültürümüzden,

kendi öz benliğimizden, kendi kaynaklarımızdan

hızla uzaklaşmamızı

sağlıyor. Sadece türküler bile yeter

bize, bizi biz yapan şeyi anlamaya.

Yüreğimizin dili, başımızın sevda

yelidir. Anadır, bacıdır, kardeştir,

gurbete gidip dönmeyen oğul, hasret

çeken yavukludur, anadır,

Eyüboğlu’dur, Ertaş’dır, Müren’dir,

Anadolu’dur türküler.

‘İnsanların türküleri kendilerinden

güzel/ kendilerinden

umutlu/ kendilerinden kederli/ daha

uzun ömürlü kendilerinden/ sevdim

insanlardan çok türkülerini/ insansız

yaşayabildim/ türküsüz hiçbir

zaman…’ derken Nazım Hikmet,

türküleri övmekle kalmıyor aynı zamanda

da yaşıyor… Yaşama

sevincinden tutunda ölüm acısına

kadar, vefayı, vefasızlığı, hasreti,

sevgiyi, inancı, direnci, aşkı

türkülerle dile getirmiş, türkülerle

seslenmişiz. İçimizi, acımızı, sevdamızı

türkülere dökmüşüz,

türkülerle bölüşmüşüz!

Bizi biz ve bir yapan türküleri ve

farklı bir çok sanat dallarındaki

eserleri ile tüm kültür ve düşünce

dünyamızın yaratıcıları Bedri

Rahmi, Neşet Ertaş, Nazım Hikmet

ve daha niceleri; ilerici, demokrat,

vatansever ve gerçek Türk aydınları.

Birde iktidarın kollarının altına sığınarak

sanat yapanlar; bugün Nihat

Doğan, Doğuş, Cemil İpekçi ve benzerleri

gibi. Ak ile kara, geceyle

gündüz gibi.

Güzel Anadolumuz’un gerçek

sanatçıları ve onların eserleri

özümüzdür, özümüze sahip çıkalım.

Saygılarımla…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • SİZ BUNLARI OKURKEN!..12 Temmuz 2017 Çarşamba 12:12
  • Fatih Atlı’ya tam destek11 Temmuz 2017 Salı 18:28
  • ADALET ATEŞİ!..10 Temmuz 2017 Pazartesi 12:52
  • Dünya Horon Rekoru Bursa’da Kırıldı10 Temmuz 2017 Pazartesi 11:22
  • Adalet Buluşması10 Temmuz 2017 Pazartesi 10:50
  • Yemen'e yardım gemisi yola çıktı09 Temmuz 2017 Pazar 21:33
  • Festivalde Sedat Peker'e yoğun ilgi09 Temmuz 2017 Pazar 21:32
  • Bakan Çağatay Kılıç, Yağız bebeğe sahip çıktı07 Temmuz 2017 Cuma 16:33
  • Bugün gazete manşetlerinde hangi haberler var?07 Temmuz 2017 Cuma 12:17
  • Bursa'da fabrika yangını06 Temmuz 2017 Perşembe 12:47
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.