• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • Trabzon 9 °C

Bugün tarih, nostalji günü…

Bugün tarih, nostalji günü…
Hasan Kurt yazdı...

Bir ara çocukluk ve gençlik yıllarında aklımda kalanları okurlarla paylaşırdım. Çok da tepki alırdım. Türkiye’nin dört bir yanından arayanlar olurdu. Şunu da yaz, bunu da yaz diye. 

Almanya’da yaşayan yazarımız Sinan Öztürk,  hafta arası ‘YOKSUL ÇOCUKLAR SAÇ UZATMAZ’ başlıklı yazısında ilkokul yıllarındaki bir anısını aktardı.

…Trabzon'da Sotka'da Kaledibi İlkokulu'na giderken saçlarımız en fazla 3 numaraya vurulurdu. Berberlerin deyimiyle "alabulus". Hemen uzamasın da berber masrafı çıkmasın diye de çoğu zaman sıfıra vurdururduk kafayı.

Ayrıca zaten istesek de saçlarımızı uzatamazdık. Çünkü yasaktı. Saçlar azcık uzasa; öğretmenler ellerindeki makineyi kafaya takar, "bir tren yolu" yapar ve mecburen istemesek de berbere gitmek zorunda kalırdık.

Ya 1 ya 2.nci sınıftaydım. Okulumuzda bir çocuk vardı. Hem de okulun olduğu sokaktan bir aileden. Trabzon'un durumu iyi olan ailelerinden birisinin çocuğu! Soyadını yazarsam şimdi Trabzon'u bilenler üç aşağı beş yukarı çıkarabilirler.

İşte bu uşağın saçları hep uzundu….

Okul arkadaşlarıyla konuşurduk.

"La habu uşağın saçlarına öğretmenler niye bişe demiy he?"

Kendi aramızdaki açıklama şuydu: "Bu uşak hastaymış, o yüzden saçlarını kestirmemesi gerekiyormuş!" Habu yalana aslında biz de inanmıyorduk da; zenginlik ne menem bir şeydir bilmediğimiz için, aklımız ermiyordu gene de.

Oysa durum bal gibi ortadaydı. Ailenin durumu iyi olduğu için, onların dediği oluyordu elbette. Zamanımızın çocuk yıldızı "Yumurcak" gibi saçları vardı. Kızlar hasta olurdu bu uşağa. E bizim kafalar hep tırtıllı bi şekilde sıfıra vurulmuş. Bize hangi kız baksın?

"La" derdik; "biz niye uzatamayruk saçlarumuzi habunun gibi he?"

Uzatamazdık çünkü bize reva görülmüyordu.

Yasaklar yoksullar içindi. Korkular, disiplin cezaları, hep yoksullar içindi. Okuldan içeri girerken saçlarına tren yolu açılanlar yoksul aile çocuklarıydı.

İnsan daha o yaşlarda bu ayrımcılığı görüyor ve kaderine razı oluyordu……’

***

Eskiden ilkokullarda, ortaokulda, lisede Sinan’ın da yazdığı gibi saç muayenesi yapılırdı. Yalnız saç mı? Ortaokul yıllarında Trabzon Lisesi’ne şapkasız giremezdik! Bir de Hayri Gür’ün Beden eğitimi derslerine siyah şort, beyaz yarım kollu atlet ve raf spor ayakkabısız girilmezdi! Takım elbise ve kravat da zorunlu idi! Kızlar da siyah önlük ve beyaz yakalık! Pazartesi sabahları ve cumartesi öğlede Lisenin arka bahçesinde tören yapılırdı. Törenlerde de kılık- kıyafete, saça bakılırdı. Sonra İstiklal marşı okurduk ve sıra ile okula girerdik.

Orta bir de mi iki de mi idim. Tam hatırlamıyorum. Cumartesi günleri sabah ve öğlenciler üçer saat ders yapardık. Sabahçılar törene katılmazdı. Öğlenciler, 3. Ders bittiğinde Lisenin arka bahçesinde haşmetli Çınar ağaçlarının arasında sınıf sınıf sıraya girerdik. İstiklal Marşı okurduk, bayrak direğe çekilirdi ve dağılırdık. Sıraya girdiğimizde şapka kontrolü yapılırdı.

O gün okula şapkasız gelmiştim. Törene her öğrenci katılmak zorunda idi. Sınıflar tek tek gezilir ve kontrol edilirdi. Okula şapkasız gelmenin cezası ne idi onu da bilmiyorum. Belki de cezası yoktu. Bu şapka takma mecburiyeti öyle sanıyorum ki Şapka devriminden kalma idi. Rahmetli Babamın 1940’lı yılların başında Lisede okurken çektirdiği fotoğrafların hepsi şapkalı idi.

Törene katılmamak mı yoksa şapkamın olmadığından mı bilemiyorum.  O gün Cumartesi kapanış töreninden kaçtım.. Lisenin bugünkü vilayet tarafında o dönemler her katta tuvalet vardı. Birinci kattaki tuvalet kızlar tuvaleti idi! Zemin katta da karşıdaki revire çıkış kapısı vardı. Zeminin altında bodrum katı, kömürlük orada bir de küçük mescit vardı. Kızlar tuvaletinin penceresi zeminden 5-6 metre yüksekti. Kızlar tuvaletine girdim. Pencerenin önüne çıktım, aşağı atladım. Elimdeki kitap ve defter sağa sola dağılmış, pantolonumun ağı da yırtılmıştı. Defteri, kitabı toplamadan topukladım. Revirin arkası bahçe idi. Oradan küçük bir duvar vardı. Onu geçtim karşı tarafta kendimi eve attım.

***

Lisenin ön dış kapısının Türbe tarafında, Rahmetli Recep Aganın bakkal dükkanın karşısında, kavşakta  yarım asır önce bir kuyu vardı. Kuyunun tam önünde, yan sınıftaki arkadaşlar kavgaya tutuştu. Kavga edenleri ayırmak için araya girdim. Bir yumruk yedim, kaşım patladı, yüzüm- gözüm kan içinde kaldı. Hatuncuk Hatun Camisinde de o günler askerler kalırdı. Caminin doğusundaki bahçe bizim voleybol sahamızdı. İki direk arasına ip çeker, Voleybol oynardık.  Sonra askerler taşındı ve o tarihi tekke, cami olarak hizmet vermeye başladı. Camiye mahallemizin büyükleri bir de minare yaptırmışlardı.

***

Bugün tarihe yer kalmadı. Tarih bir başka hafta sonu yazısına kaldı. Bu arada unutmadan söyleyeyim, bu nostalji aktarma işi herkese açıktır. Hkurt6153@hotmail.com adresine yazın, bu köşede veya yer- kulakta yayınlayalım.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Avrasya ve Ömer Yıldız!27 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Belediye’ye haksızlık!26 Ocak 2016 Salı 06:47
  • CHP’nin yeni misyonu AKP’ye örtülü destek mi?22 Ocak 2016 Cuma 06:47
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.