• BIST 97.324
  • Altın 279,483
  • Dolar 5,8459
  • Euro 6,5153
  • Trabzon 17 °C

BÜYÜRKEN UNUTTUKLARIMIZ

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Bizi birbirimize gülmekten daha fazla bağlayan bir şey varsa, oda acılarımızı paylaşmaktır. Eğer dünyada ki bütün insanlar yarım saat bir araya gelebilse ve yaşamları boyunca katlandıkları sıkıntıları birbirleriyle paylaşabilselerdi, hepimiz arkadaş olurduk. Kimse düşman olmazdı. Savaşlar olmazdı.    ROBİN SHARMA

Yıllar nasılda uçup gidiyor. Daha sanki dün uçağa binip İstanbul’a gelmiş gibiyim; Annemi, babamı, kardeşlerimi, sevdiklerimi geride bırakıp.

Bugünlerde hasret yüklüyüm. Biliyorum sebebi hep bu sonbahar. Hazan mevsimi; Yaprakların sararması ve dökülmesi, havanın kararması, gökyüzünün koyu gri hal alması, yağmurun yağması beni hep hüzünlendirir.

Aslında geçmişin gölgelerinde kendimizi hapsettiğimizde zaman denilen anlar, bunu içselleştirip bizi hüzünler ülkesine hapsediyor maalesef.

İşte! O yüzden geçmiş benim için hasret ve hüzündür.

Böyle zamanlarda bulunduğum ortamdan uzaklaşıp kendime farklı ortamlarda teselli ararım.

Artık benim hasretlerim hikâyeler gibi oldu. İyilik perileri, kötü kalpli cadılar, sıkışıp lambadan medet umanlar, kaybolmamak için yola ekmek kırıntısı atan insanlar, yalan söyleyince burnu uzayanlar, prenses gibi arkadaşlarım, kötülük saçan diğer insanlar…

Yani tıpkı Küçük Prens kitabında olduğu gibi, insanlar yaş aldıkça yani büyüdükçe insani ve temel değerlerden uzaklaşıyor. Yozlaşıyor. Benim hasretim de insani değerlerin kaybolmamasıdır.

Neden özler ki insan? Hele de geçmişi?

Sanırım özlem duyduğumuz aslında çocukluğumuz. Büyüdükçe küstüğümüz hayat, bizi çocukluğumuza hasret bırakır oldu.

İnsanlar hayatlarını yaşarken etrafında birçok insan, arkadaş, dost, eşya, mal, mülk vs biriktiriyor. Sonra bir takım tatsızlıklar, sıkıntılar, küskünler ile bütün bu sahip olduklarının kıymetinin farkına varamadan, biriktirdiklerinin keyfini sürmeden hemen bıkıveriyor ya da bırakıveriyor ve yeni arayışlara geçiyor insan dediğimiz bu varlık. Etrafındaki her şeyi acımadan harcayıveriyor.  

İşte bu yüzden tekrar çocuk olmak istiyoruz. Oyuncaklarımızla oynamak ve kimsenin bizi kırmasını istemiyoruz.

Yaralanmanın çocukluğumuzdaki diz kanaması ile sınırlı kalmasını istiyoruz.

Hayat kaygısının kumbaramıza attığımız bozuk paralar kadar sınırlı bir görev olmasını istiyoruz.

Hayatta farklı duyguları tattık. Sevinçler, mutluluklar, acılar, küsmeler, entrikalar, üzülmeler. Yaşadığımız her olayı, bize yapılanları ve yaptıklarımızı hep düşünüyoruz. Oysa çocukken öyle miydi? Bizim yerimize sevinen, üzülen büyüklerimiz vardı. Endişeleri çocuklar değil, büyükler yaşardı. Evet! Biz büyüdük ve dünya küçüldü.

Arkamızda yollar bıraktık bir sürü insan geçti gitti.

Evet büyüdük.

Geri dönüş yolları kapalı. Biz çocukluğumuzdan çok uzaklaştık ve geri dönüş yolunu kaybettik.

Aslında doğrusunu aradığımız “sadece” insanlığın ta kendisi değil mi? Durup kendimize baktığımızda kendimizin ne kadar sahici olduğunu arar olduk. Kirlenen dünyada güveni arar olduk. Çünkü düştüğümüzde bizi hemen koruyan, sarılan, sarmalayanlar artık yok.

Biz artık büyüdük ve acıları ile sevinçleri ile olgunlaştık.

Ya büyüdükçe unuttuklarımız.

Erdoğan öğretmenim, Ahmet Amcam, Feride Halam, Ali Dedem anlayamadım ne zaman bu kadar büyüdüm de hangi tencere kapağını nerede ne zaman kaybetti?

Tüm sesler kayboldu.

Bilmecelerimiz, tekerlemelerimiz.

Hikâyelerimiz, masallarımız.

Radyolarımız, teyplerimiz…

Eskiye özlem duyarken hep dostane sıcaklıkları arar dururuz.

Aslında bir yerde okumuştum “özlem” dünyaya rengini veren grilikmiş. Yani özlem renksiz ama aynı zamanda dünyanın tek renk olmasıdır.

Neden biliyor musunuz? Hayat alabildiğine zorlaştığı için dostluk ve insanlık artık korunamadığı için dünya dediğimiz kocaman evren küçüldüğü için ve dünyamızı yaşanmaz hale getirenler arttığı için bizler geçmişi arar dururuz. Kim bilir! Belki bir özlem ve umutla insanlık tekrar geri gelir diye başka diyarlarda uzayda arsa hayali kurar bile olduk bu günlerde.

Şimdi yüzyıllık yalnızlık kitabının sayfalarında saklı olan o cümle gibi diyorum ki “ koca bir yüzyıl tatsızlık olmasın diye bütün ağır sözleri, sövgüleri sayıp dökmek, içimi boşaltmak için yanıp tutuşuyorum.”

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.