• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Trabzon 28 °C

CACIK VE PEŞREV FASLI

Ali Rıza Keskinalemdar

Cacık yapmak, çok kolay görünür. “Cacık olmak” da öyle.

Bir de “cacık bile olamamak” sorunu var ki, o da en sıkıntılısı.

Hani birilerini beğenmezsiniz ya, o kişiden bir şey olmayacağını belirtmek için “ondan bir cacık olmaz” der, kestirir atarsınız.

Kimi zaman da, sözünüze, konuşmanıza yerli yersiz karışanlara “cacık olma” der, “fırçalarsınız”…

Bir de aptala, böne özgü davranış içine giren / girdiği düşünülen kimseler için “cacıklık yapma” denir.

 

***

Görünüşte cacık yapmak çok kolaydır; ne varmış ki der, işe koyulusunuz… Hıyarları, sarımsakları soyar rendeler ya da ince ince doğrar, sarımsakları eziciden geçirir ya da havanda döver, yoğurdu çırparak biraz sulandırır, kıvamını bulduğunda içine hıyar, sarımsak yanında tuz, isteğe bağlı olarak da nane, dereotu koyarak iyice karıştırır, sunarken de kasedeki cacığın üzerine yine isteğe bağlı olarak zeytinyağı gezdirir ve taze nane ile de süslersiniz.

İyi cacık için malzemenizin kalitesi yanında suya kesmemesi amacıyla kıvam ayarınız ile hıyarın rendelenerek mi yoksa incecik doğrayarak mı kullanılması ağızda farklı tatlar bırakabilir. Mesela çok “şalaklaşmış” hıyar kullandığınızda büyük çekirdekler her halükarda cacık keyfinizi yok edebilir. Yine çok sulanan bir hıyar rendelediğinizde, cacık “suya kesebilir”; bu da cacık kalitesini bozar.

Hıyarın kokusunu cacığın içine sinmesini sağlamak ve ona tadını vermesi için kabukları tazecik hıyarları soymadan rendelemek gerekir. Bu durumda cacığın lezzeti tepe yapacaktır.

 

***

Aslında “cacık olmak” ile “cacık bile olamamak” arasında önemli bir ayrım söz konusu…

“Cacık olmak” eyleminde en azından “hıyar olabilmek” söz konusu iken “cacık bile olamamak” eyleminde “hıyar olabilme” şansı da yok.

 

***

İnsanın aklına, durup dururken “ilk kez cacığı kimler bulmuş” diye bir merakı şeytan mı getirir?

Rivayetler çeşitli… Kimisi “hıyar”ın anavatanı Hindistan, yoğurdun anavatanı Anadolu derken dolayısıyla cacığın da "bizim buluşumuz" olduğunu iddia ediyor. Mesela Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde, yemeğe katılan bir ot olarak “cacıx”tan, Ahmet Vefik Paşa’nın 1876 yılında yazdığı Lügat-ı Osmanlı’sında ise cacıktan “yoğurtla yapılan ot salatası” şeklinde bahsedilir.

Bazı kaynaklar (Etimolog Seven Nişanyan gibi)cacığın, Farsça ve Kürtçe’de (Kurmanci dili), çeşitli yemeklik yabani otlar ya da yemeğe katılan ot anlamında kullanılan “jaj” sözcüğünden türediğini anlatırken, bazı kaynaklar da (Grand Dictionnaire Encyclopédique Larousse gibi) sözcüğün Ermenice’den (cacıg) geldiğini, bazı kaynaklar da (İlhan Ayverdi’nin Misalli Büyük Türkçe Sözlük’ü gibi) “kaynağının belirsiz” olduğunu, ifade etmektedir.

 

***

Ramazan boyunca iftarlarda yemek listenizde cacığın çok yer almadığını tahmin ediyorum. İftarlarda genellikle bazı yiyecekler (pide, pastırma, çorba, tulum peyniri, güllaç, güveç gibi)  başı çekerken diğerleri çok akla gelmez.

Peki, Ramazan boyunca 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidardan düşmesine rağmen hala iktidarda durmaya devam eden ve devam etmesi için her türlü yola başvuran “iktidar”a yalakalık amacıyla kimilerince hazırlanan şatafatlı, süslü püslü, gösteriş bataklığında israfın diz boyu olduğu “iftar sofraları”nın, muhalefete “çakma” ve tamamen siyasetin konuşulduğu bir alan haline dönüştürülmesi, aklınıza gelir miydi?

Sanırım, “Bu konuda sürpriz yok” diyenlerdensiniz!

Mesela çift başlı iktidarın Sağlık Bakanı bakın iftar yemeğinde ne demiş:

“Milletimiz de bu 5 haftada bunu gördü, baktı ki bunlardan bir cacık olmaz ve yeniden şimdi milletimiz diyor ki ‘herhalde yeniden erken seçim olsa benim için daha iyi olacak’ “.

Sanki seçmenin % 59.2’si kendi iktidarlarına hayır dememiş gibi, algı mühendisliğini sürdürüyorlar.

Muhalefetten “cacık bile olmayacağı”nı anladınız, sevgili okurlar; peki kimlerden “cacık olacağını”, kimlerin “cacıklık yapma” olasılığı bulunduğunu da tahmin edersiniz artık.

 

***

7 Haziran’dan sonra da iktidarı kaybetmelerine rağmen “şeytana pabucu nasıl ters giydiririm”in peşinde olan “zorunlu iktidar” ile sersem sepelek kendine bir yer seçmeye bu arada da “tükürdüklerimizi yalasak ama nasıl kılıfına uydursak” gayretindeki muhalefetin hal ve tavırları, insanları siyasetten ve siyasetçiden soğutma noktasına getirirken aynı zamanda çift başlı iktidarın da değirmenine “tek adam diktatörlüğü”ne evrilmesi için su taşınmaya devam edilmesine yol açıyor.

Acele işe şeytan karışır; işlemler yavaş yavaş, 45’den düşecek gün sayısı hızlı hızlı tükenmeli ki, insanlar bezdirilip, “kararlı adımlarla tek adam diktatörlüğü”ne gidilmenin yollarına gerekli taşlar döşensin.

Bundandır, koalisyona inanmadığı halde, seçimlerden birinci olarak çıkan partinin liderinin ana muhalefet partisi lideri ile yaptığı “istikşafi görüşmeler”in “olumlu” geçmesinin ardından “kimilerinin telaşa kapıldığını” sandığı Cumhurbaşkanı’nın, “Millet siyasetçilerden hizmet bekliyor. Peşrev faslı bırakılmalı, hizmet faslına geçilmelidir" demesi.

Yani “Bunlardan hıyar bile olmaz. Yeniden seçime gidelim ve koalisyonsuz olarak işaret edilen partiyi çoğunlukla iktidara getirin” demeye getiriliyor.

Ey siyasetçi (tabii ki muhalefetin siyasetçileri, diğerlerinin hikmetinden sual olunmaz zira), ben kendi adıma “peşrev faslı”nı çok uzun tuttuğum için kendimden utanıyorum. Koalisyon moalisyon istemez. Siz de “peşrev faslı”nı geçin, nasılsa yaptıklarınızla “Saray”a hizmette kusur etmiyorsunuz; bırakın “zımni” desteği, açık açık “Saray”ın safına geçin, tekere çomak sokmaktan ve “fitne fesat” üretmekten vazgeçin, destekleyin, biat edin, “hizmet faslı” ile birlikte “gül gibi yaşamaya” devam edelim.

Sonra gider, üstüne soğuk bir cacık yersiniz ve olan biteni unutursunuz!

 

***

İyi bayramlar!

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.