• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 14 °C

Çanakkale’de bir Trabzonlu!

Çanakkale’de bir Trabzonlu!

Dün Çanakkale zaferinin 94. yıldönümü idi. Hatıralarıyla Trabzon’un bir dönemine ışık tutan rahmetli gazeteci Cevdet Alap, Trabzon Lisesi’nde okurken Çanakkale savaşına katılmıştı. Alap, savaşta yedeksubaydı.Rahmetli Alap, ‘Bir ömür bir şehir’ adlı kitapta Çanakkale’de yaşadıklarını şöyle anlatıyor;‘..Irklar, milliyetler, dinler, mezhepler mahşeri olan Osmanlı devrinin kimlik ve yaşamını belirtmek için canlı bir varlığın örnek yeri olan İstanbul talimgahın da, at nalının basıp çukurlaştırdığı yerlerde birikmiş yağmur suyu içerek, karavanada kaşığa gelecek kurtlu bakla, güveli fasulye ve Alman çorbasını devletten, tahin pekmezi ile zeytin ve ekmeği cepten yiyerek küfrün, sövmenin, tekdir ve tevbihin çeşitlisini sille, tokat, palaska yapıştırmasını Marş Marş Mustafa, Bulgar Fahri ve Uzun Ariften tadarak, asılanı, kurşuna dizileni görerek, altı ayda fırından lavaş çıkarır gibi bin bir hal ve hareket içinde pişerek omuzlarımıza A sınıfından subay adayı apoletini takarak, kuramızı çekip Çanakkale yolunu tuttuğum an, hayatım yepyeni, bambaşka bir evreye girmiş oluyordu.Maltepe'de emre hazır olarak omuzlarımızda yedek subay adayı apoleti, sırtımızda çanta, ceplerimizde memleketten getirilmiş birkaç mecidiye olduğu halde büyük bir kafile halinde İstanbul'a geçiyoruz. 'Dağ başını duman almış' marşını yol boyunca dinleyen, bizi güzel duygular içinde uğurlayan anne, baba ile hemşirelerin mendil sallamaları ve duaları arasında geçerken cepheye gidişimin tarif olunmaz ya da şairleri coşturan heyecan ve zevkini tadıyordum. Kura da 'kırmızı' çekip İrak, 'beyaz' çekip Kafkas, 'yeşil' çekip Çanakkale cephelerine gidecek arkadaşlarla vedalaşmalarımız da hayli üzüntülü olmuştu.A sınıfından subay adayı apoleti omuzum da, kaputu durulmuş, içi iki kat çamaşırla dolu çanta arkamda, pırıl pırıl parlayan   düzensiz kılıç belimde, 'Enveriye' denilen   başlık başım da, sımsıkı sarılmış dolak bacaklarımda, tığ gibi ufak tefek genç bir subay kıyafeti ile Gülnihal vapuruna atlayıp 500 kadar arkadaş arasında Çanakkale'ye gitmek üzere İstanbul'dan hareketimiz o kadar heyecanlı olmuştu ki... Vatan savunmasına katılmanın zevk ve gururu ile göğsümüz daha o anda şan ve şerefle dolup taşmıştı. Vapur Marmara denizinde akıp giderken içi de bir panayır yerine dönmüştü. Grup grup herkes bir eğlenceye koyulmuştu. Ben ve üç beş arkadaş ufaktan 'kılıç çekip' (bir kumar türü) eğleniyorduk. Ne uzatalım, Mudanya'ya ordu karargâhına çıktığımız zaman cebimde 13 kuruş gümüş para kalmıştı. Kumarda kayıp işte o zamandan başlamıştı. Mudanya'da ordu komutanı bulunan Fon L. Sanders Paşa bizi teftişten geçirip kıtalarımızı tayin ederken şans beni Çanakkale Kalvert Çiftliğinde 63 T. 188 A. 3. Taburu'na düşürdü. Mudanya'dan Çanakkale'ye geldik. Fırka karargâhında Komero adında sert bir Alman Yarbayı bizi teftişten geçirdikten sonra Kumkale civarındaki alay karargâhına gönderdi. Alay komutanı Samsunlu olduğu için bana yakın ilgi gösterdi. Tabur tabldotuna katılmamı emretti. Yoksa işim berbattı; çünkü cebimde topu topu 7 kuruş para kalmıştı. Maaşım ise 33 kuruştu. Tabldota 16 kuruş kesilince yine cebimde birkaç kuruş kalacaktı. Bu yönden memnundum. Artık kendimi takımıma, talim ve terbiyeye vermiştim. İstanbul talimgahının üzerimizde bıraktığı disiplin ve hareketi takımımdaki erlere uyguluyor, erlerin tam bir savaşçı olarak yetişmelerine dikkat ediyordum.Aylar bu şekilde talim, teftiş, manevra ile geçti. Bir gün alay emir subayı vekili olarak Anafartalar Cephesinde Cevat Paşa komutasına girmekliğimiz emri alındı. Gittik. Bu cephede düşmanla göğüs göğüse geldik. Dur yok, dinlen yok, her gün ve her gece ateş, bombardıman altında kaldık. Tam bir yıl sonra, Çanakkale düşmandan temizlendikten sonra, tekrar 61. Fırka emrinde Ayvacık mıntıkasına Ali Çetinkaya'nın komutasına geçtik.ANAFARTALARDAÇanakkale Anafartalar'da Çamteke'nin gerisinde Mustafa Kemal Paşa karargâhında 188 A. 3. Tabur iaşe subaylığı görevi bana verildiği zaman ilk iş, güven duyacağım bir er aradım. Bula bula sonunda Yomra'nın Kalafka'sından Ali adında birini buldum. Bir ay kadar bu erle iş görürken, güya hemşeri olacak bu kişinin bir gün bir çuval karabaklayı çaldığı anlaşılınca, onu Divan-ı Harbe verdiler beni de takımıma iade ettiler.Bir gün gelen emirle Çamteke sırtında Tuzla Gölü'ne bakan, Anafartalar'a ve Saroz Körfezi'ne hakim bir noktaya gözetleme yeri yapmaya memur edildim. Gözetleme yerini bitirmeye az kaldığı bir anda İngiliz uçaklarıyla bizim uçakların çarpışması üzerine atılan bomba benim günlerce emek verdiğim gözetleme yerini darmadağın etti. Bu işten de ayrıldım. Bir gün büyük bir alarm verildi. Bana Kolordu karargâhındaki erlerin toplanarak alaya ve alarma katılmaları emri verildi. Belirli bir saatte gidip gelinecekti. Ata atladım, başladım sürmeye. Alacakaranlıkta ürken at, beni yerlere serip başını alıp uzaklaşmaya başlayınca gülmekten ziyade başladım ağlamaya. Yollarda in yok, cin yok. Şimdi ne edeceğim? Gözümün önünden kurşuna dizilme, at kayıp olursa onu tazmin etme, hapis falan filan bir film gibi geçince atın ardından başladım koşmaya... Hem koşuyor, hem ata durması için "Çüüüş!... Çüüüş.." diye bağırıyor, bu aksiliğe sövüp sayıyordum. Derken, su taşıyıcı erden Allah razı olsun, onu bizim eşekoğlu eşek aksi atı yakalamış beni bekliyor görünce bu erin alnından öyle bir öptüm ki... Ata, "Az mı yersin çok mu?....' diyerek verdim kırbacı. Erleri yedi dakika geç olarak alay'a getirdim. Bereket versin, Alay mevzi alıyordu da bu yedi dakika gecikme güme gitti. Düşman çekildikten sonra Anafartalar'ın Tuzla Gölü'ne kadar olan sahayı alayımızla temizleme işine koyulduk. Filintalar, tabancalar, dürbünler, mermi sandıkları ne toplamayla, ne de temizlemeyle bitecek gibiydi. Kurtlu bakla, güveli fasulye yiye yiye imanı gevreyen erlerin reçellere, bisküvi ve peksimetlere saldırışını görmeliydiniz.  Bu  arada  kurulan tuzakların  patlamasıyla parçalanmaların önüne güçlükle geçebildik. Tam bir buçuk ayda orayı temizledikten sonra Ayvacık mıntıkasına geçtik. Oradan beni bağımsız olarak bir takımla Midilli adası karşısındaki Bademli köyüne sahil muhafızı olarak gönderdiler…..Mütareke sözü üzerine İngiliz safına katılan Arap ve diğer milliyetten alay kumandanlarının düşmana kaçışlarında bu Alman baskı yönetiminin belki de büyük etkisi olmuştu. Koca Türk, her yerde ve her şeyde feragat, fedakârlık ve erdemin örneği olmaktan asla geri kalmamıştı.Her cehre, her sıkıntıya ve her şeye karşı kadere razı olmayı, o asil duruşu taşımayı bilmiştir. Düşman zırhlıları Çanakkale Boğazı'ndan istanbul'a doğru ilerlerken silahı omuzunda Çanakkale'den gözyaşlarını akıta akıta düşman eline düşmemek ve silahını teslim etmemek için içerilere doğru çekilirken o asil vakur imanı ve kadere razı oluşu birlikte taşıyordu.Çanakkale'den böyle değil, göğüslerimiz gurur dolu ayrılmak gerekirken ne yazık ki, ezik, bitik bir yürekle dönüyorduk.İstanbul'a perişan bir ruhsal yapı içinde geldik. İstanbul'da kaldığım beş on gün içinde o mütareke devrinin günlerinde, için için ağlayan İstanbul bende o kadar derin bir ıstırap yarattı ki, anlatılır gibi değil. İşte, o an memleket sevgisi, memleket sevdası, millet sevgisi ile bu millete, bu memlekete candan ve gönülden hizmet etmek duygusunu en derinden duydum.İstanbul'dan Giresun vapuruna atlayıp Boğazdan Karadeniz'e doğru ilerlerken cephe dönüşü, Rus işgaliden kurtulmuş memleketime kavuşmanın sevinciyle dolup taşıyordumRuhan şad olsun Cevdet Alap.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Avrasya ve Ömer Yıldız!27 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Belediye’ye haksızlık!26 Ocak 2016 Salı 06:47
  • CHP’nin yeni misyonu AKP’ye örtülü destek mi?22 Ocak 2016 Cuma 06:47
  • Kaşüstü’nde yapılacak Kavşak sorunu çözmez!21 Ocak 2016 Perşembe 06:47
  • Türkiye’de muhalefet iktidara çalışıyor!20 Ocak 2016 Çarşamba 06:47
  • Asım Aykan’ın reçetesi!19 Ocak 2016 Salı 06:47
  • Yeni Cumhuriyet yeni rejim!18 Ocak 2016 Pazartesi 06:46
  • Devlet Bahçeli nereye koşuyor?02 Aralık 2015 Çarşamba 06:47
  • İşgal yılları Trabzon S.P.Mintslov’un günlüğü! (1916-17)26 Eylül 2015 Cumartesi 14:58
  • Trabzon-Maçka'da Bir Prometeus: İlyas Karagöz19 Eylül 2015 Cumartesi 09:54
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.