• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Trabzon 7 °C

CANIM CİCİM HÜKÜMETİM!

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Toplumla ilgili konulara duyarlı olan ve toplumla birebir alakalı insana “Sosyal insan” diyoruz. Sosyalleşmek ise; kişi ve toplum arasındaki köprüyü işaret eder.

Nereden çıktı sosyal olmak ya da sosyalleşmek diye düşünebilirsiniz. Ama inanın bugün geldiğimiz noktanın ana felsefesini topluma karşı duyarsız, etkisiz ve tepkisiz kalmamız sağlıyor.

Biz sosyalleşmeyi maalesef internet başında geçirmiş olduğumuz zaman olarak algılıyoruz.

Sosyalleşme kişinin ve toplumun değerleriyle yaşayabilmesi ve kişinin topluma sağlayacağı katkıdır.

Bu hafta “Sevgili Hükümetim” başlıklı bir hâkimin yazısını okudum. Çok manidar ve çok anlamlıydı. Mektupta, “Sevgili hükümetim. Canım, cicim hükümetim. Biliyorsun bizim yani yargının seçimleri var. Sen yine 2010 yılında olduğu gibi, paçaları sıvamışsın. Sürmüşsün meydanlara bürokratlarını, adamlarını yine yargı benden olsun diyorsun. Hiç mi akıllanmadın. Bak senin dizayn ettiğin kurul sonrası başına neler geldi. Ama halen aynı yoldasın” diyerek mektubunda en önemli bölüme geliyor…

“Biz devletin üç kardeşiyiz. Düşman olma hakkımız yok. Biz düşman olursak devlet olmaz. Tarafsız ve bağımsız yargısı olmayan devletin ise vicdanı olmaz.”

Evet, takdir ve alkışlarımı sunuyorum Hâkim Beye. Çünkü sosyal bir toplum projesini layığı ile dile getirdi. Yani toplumun yararına kişisel olarak faydalı olmaya çalıştı. Bence çok da başarılı bir çalışma gerçekleştirdi. Teşekkürler.

Sosyalin bir de devlet olanı yani sosyal devleti vardır. Kısaca güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti sağlamakla yükümlüdür. Tanıdık geldi mi? Hayır. Çünkü bizde güçsüzün üzerine basarak daha da güçlenmeye çalışmak vardır. Bunun tanımını siz değerli ve kıymetli okurlarıma bırakıyorum.

xxx

 

Meydanlarda kavga, kargaşa, şiddet ve ölümün söz konusu olduğu bir sistemi eleştirmek ve yorumlamak bir birey olarak hele de ötekileştirilmiş bir birey olarak ne kadar fayda sağlayabilir? Ama toplumun gerçeklerini tarafsız ve objektif olarak yansıtmak da sanırım biz sosyal gazetecilere kaldı. Kim neyi alır ya da nasıl yorumlar inanın hiçbir bilgim yok. Ama bildiğim tek şey bizi kategorilere ayıran ve sosyal olmamızı tu-kaka diye yorumlayanlar bizlerin yazılarının taraflı ve okunmaması gerektiğini vurgulayanlardır. Yani bizleri fişleyenlerdir. Oysa taraflı olanlar, kul köle olanlar kimlerdir hepimiz biliyoruz. Aşikârı olarak buradayım” diye bağıranlardır. Yerleri zimmetli olanlardır. Sayıları o kadar fazla ki saymakla bitmez. Bizler ise azınlıkta kalanlarız…

Huzur ve refah ortamının sağlanması ve bozulmaması için duyarlı olmalıyız. Bugün Türkiye’nin belli başlı önemli konularını konuşamazken siyasetin saçma ve de sapan tüm başlıklarını ezbere bilir olduk. Arkadaş toplantılarında, akşam yemeğinde, kahvede, alışverişte hep siyaset. Peki sosyal olmamızı sağlayacak eğitim ve politikaları nerde, yerlerde sürünüyor. Bu konuda kim ne diyor ya da ne yapıyor acaba?

Türkiye’nin değişmesi, Vizyon sahibi olması bir misyonun olması, dışarıda itibar görmesi hatta sosyal bir devlet olması, tamamen eğitimle ilgili bir sorumluluktur. Eğitimde sınıfta kalmış bir ülke, neye duyarlı olacakta toplumun gelişmesini sağlayacak acaba? Herhalde çok fırın ekmek yememiz gerekiyor.

Yargı konularında bu kadar duyarlı ve hassas olan ülkemiz ve yöneticileri, keşke eğitim konularında da hassas olabilseydi. 

Demiş ya Nazım… “Sen yanmazsan ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.”

xxx

 

Bir hatırlatma daha yapacağım. Çok utandığım, hatta neden bütün olumsuzluklar Müslümanların başına geliyor ya da neden gittikleri her yerde huzursuzluk yaratıyorlar diye sorguladığım bir haberden söz edeceğim. Avustralya Başbakanı Julya Klark, Avustralya’da Mursi için yapılan bir gösteride bir Müslüman fanatik göstericiye, “Siz Allah’ın İslam ile mübarek kıldığı devletleri terk ediyorsunuz. Kâfir olduğunu söylediğiniz memleketlere göç ediyorsunuz. Hürriyet, adalet, refah, sağlık güvencesi, sosyal güvenlik, kanun önünde eşitlik, adil çalışma fırsatı, çocuklarımızın geleceği. Yorum, düşünce hürriyeti bizde görüyorsunuz. Bize fanatik ve nefretten bahsetmeyin. Biz size kaybettiğiniz her şeyi verdik. Bize saygı duyun ya da burayı terk edin” diyor.

Hatırladınız mı? Çok acı değil mi?

Gerçekler karşısında dinlemeyi ve yorumlamayı bilmeyen ama gürültüyü dinleyip, çok konuşup, güçlüleri yüceltip “yaşasın “diyen bir toplumun bireyleriyiz.  

Acılar, özlemler, kavgalarda senin için mücadele eden yok, Sadece sen varsın. Senin birey olarak ve topluma faydalı bir insan olmanı sağlayacak bir göz, his, idare, kurul ya da heyet yok maalesef. En azından bu sistemde yok. Yapacağın mücadelenin adı “tek başına” var olmak mücadelesi. Ya var olacaksın, ya da yok olacaksın. Kategorizeleştirilmiş ve öteki sıfatını almış bir insanın başka şansı var mı? Üstelik çok da konuşuyor, yazıyor, çiziyor ya da duyarlı davranıyorsa.

Bu sistemde yaşadıklarımızın kısa özeti bu değil mi zaten?   

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Kemeraltı’nda çöpe gidecek para!
  • AKP’li vekillerin dal-çık bayramı!
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.