• BIST 97.149
  • Altın 289,202
  • Dolar 5,7454
  • Euro 6,3899
  • Trabzon 24 °C

CARLİTO’NUN YOLU

Sedat TUNALI

  Brian De Palma'nın 1993 yapımı filmi "Carlito's Way=Carlito'nun Yolu"nda, esas oğlan Al Pacino, kriminal kimliğini geçmişte bırakıp iyi bir insan olmak isteyen, ama bir türlü bu geçmişinden kurtulamayan ve sonunda hayatını geçmişine kurban veren bir karakteri canladırır. Carlito Brigante, kabarık suç dosyasına rağmen, bizdeki Dündar Kılıç örneği, özünde iyi bir insan ama kader kurbanı profili çizer. 

ABD'den Türkiye'ye odaklanalım şimdi.

Burak Yılmaz, Antalyaspor'da oynarken transferi söz konusu olduğunda, "Trabzonspor'a gidecek misiniz?" şeklindeki bir soruya " Hayır, ben büyük bir takımda oynamak istiyorum" demiş ve Antalya'dan Beşiktaş'a gelmişti. BY'nin gözünde Trabzonspor büyük bir kulüp değildi ve haliyle pek çok TSli gibi benim gözümde de pek sempati kazanmamıştı

Burak Yılmaz, BJK'daki başarısız sezonu sonra önce Manisa'ya, oradan da bir diğer büyük Fenerbahçe'ye geçti. Ama orada da başarılı olamadı ve Trabzonsporlu Gökhan Ünal'ın Fenerbahçe'ye transferinin uvertür maddelerinden biri olarak "bedelsiz" olarak Trabzonspor'a verildi. FB aslında iki oyuncu önermiş ve birini seçin demişti TS'ye. O dönem ben Trabzon kökenli Ali'nin alınmasını önermiş, ama Şenol hoca ve özellikle Ünal Karaman ısrarla BY'yi istemişti.

BY'nin, "sırdan bir düş kırıklıkları öyküsü" gibi süregiden kariyeri, işte bu buluşmanın ardından müthiş bir çıkışa dönüştü. Trabzonspor'u "küçük" gördüğü ve eliyle gol atma, penaltı çalma gibi emek hırsızlıklarına koşullu etik yapısına tepki olarak BY'yi hiç kabullenemedim.

Ancak Şenol Güneş dokunuşu sonrası Burak'ın da eski kötü alışkanlıklarından büyük ölçüde sıyrıldığını gördük, biz de bu gelişim nedeniyle en azından sessizliği tercih ettik. Hele ki şikelenerek hırsızlanan ve özellikle Fenerbahçe'yi dünya ölçeğinde küçük düşüren 2011 sezonunda verdiği mücadeleye hep saygı duydum.

Şampiyonluk sonrası transfer sürecindeki dalgalanmaları olağan karşıladım hep. Gerek BY, gerekse Selçuk İnan ve Egemen Korkmaz vb diğer oyuncuların takımdan kopuşunun bir nedeni varsa, o neden net olarak yönetim kuruludur. Ancak BY'nin Galatasaray'la şampiyonluk kupasını kaldırırken, 2011 sezonuna atıf yaparak TS camiasını selamlaması kuşkusuz çok kıymetliydi. 

Çin macerası sonrası, 50. yıl şampiyonluğu için rafa kaldırılan "futbol ve mali aklın" yerine, har vuralım harman savuralım siyaseti güden Muharrem Usta yönetiminin, Sevr'i aratmayan sözleşmesinin sorumlusu olarak da hiç bir zaman BY'yi görmedim. Her ne kadar , maç kadrosunda bile olmadığı oyunlardan puan başına primi sindirebilmesini hiç anlamasa mda, bunun için de suçlanacak kişi BY değil, o imzayı atanlardı.

Benim hiç kabullenemediğim en başından beri BY'nin Trabzonspor'u küçük görmesi (yoksa haklı olan BY Mı??) ve kendini takımın ve markanın üzerinde görmesi oldu. Koridorda oyuncu arkadaşlarını pas vermedi diye tartaklaması, tribünlere ve hocasına el hareketi ile ".iktir" çekmesi tolere edilebilecek hatalar değildi ve gereği de yapıldı.Bu konuda hem hoca hem de yönetime alkış tutulması gerekir

Gelelim bugüne;

Altyapıdan gelip de açmadan solan onlarca oyuncumuz oldu. Ben misal Barış Memiş gibi mekik dokurcasına seri çalımlarla rakip eksilten, Ali Şen gibi Sergen Yalçın kumaşı bir virtüözün, yanlış kariyer planlaması ve biraz da Trabzon delikanlısı savrulmaları ile hem kendilerine, hem Trabzon hem de ülkeye ihanet edişlerine tanık olan milyonlardan biriyim.

Ve gelelim asıl meseleye, Abdülkadir Ömür'e, sevdiklerinin Abdüş'üne.

Hemen her  TSli gibi,  ben de yer sofrasında büyüyen Trabzonlulardan biriyim. Haliyle Abdüş'ün o yer sofralı aile yemeği fotolarından payıma düşeni fazlasıyla alıyor ve gözümün tuzlu sularını içime damlatıyorum. 

Ve Abdüş'ün, sakatlığına rağmen tam bir İskefiye delikanlısı gibi arkadaşlarını bu zor günlerde yalnız bırakmamak için ağrılar içinde sahaya çıktığını da biliyorum.

Sevgili Abdülkadir;

Yerel medyadaki kimi "kötücül" haberlerde de sıkça vurgulanıp, taraftarın gözüne sokulmaya çalışılan "Burak Yılmaz düşkünlüğün" kimsenin söz sahibi olduğu bir konu değil.
Her özgür birey gibi sen de dostlarını , arkadaşlarını seçme hakkına sahipsin ve herkes de bu seçimlerine saygı duymak zorunda, üstelik bana göre sen, bu ilişkiyi de zarar görmeden sürdürebilecek akla ve sağduyuya da sahipsin

Ama takdir edersin ki , biz büyüklerin, (ki ben misal baban yaşındayım ve bu şehir ve takım uğruna, maalesef, özel hayatını darmadağın edip, kariyerini sınırlamış bir büyüğünüm), geçmiş kötü örneklerin de korkusuyla seni de kaybetmekten çok korkuyoruz.  Sanma ki, eğlenmelerinden rahatsız oluyor, zaman zaman minik kaçışlarını anlamıyorum. 

Ama misal, Trabzon'da ve camiada senin üzerine titreyen, üzerinden hiç bir kazanç hesabı yapmadan sadece seni ve şehrini sevdiği için, o tarifsiz aidiyet duygusunun samimiyeti ile, o büyük yürüyüşünde sana destek olabilecek onlarca abin, büyüğün var. 

Kimse sana BY ile dostluğunu kes diyemez, sonuna kadar seninleyim.

İdmanlarını aksatmadığı sürece her fırsatta BY ile buluşmak da senin seçimindir, tedavi için BY'nin doktorunu seçmek de. 

Fırsatın olursa Al Pacino'nun bu filmini izlemeni ve kendi adına dersler çıkarmanı temenni ederim. 

Evlat!

"Abdüş'ün Yolu" filminin sonu bu şehir için çok önemli ve bu şehrin futboldan başka geleceği, maalesef, yok.  
Şehir, bir büyük hatayı daha kaldıracak halde değil. 

Lütfen, kendi yolunun senaryosunu yazarken, kişisel kazanç hesabı yapanlarla;  

Seni; 

Şehrini , yağmurunu, karayemişini ve hamsiyi sever gibi sevenleri 

Birbirinden ayırmaya çalış evlat

Bunu başarabildiğin ölçüde seninle birlikte takım da şehir de büyüyecek!

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.