• BIST 88.125
  • Altın 337,580
  • Dolar 6,4499
  • Euro 7,1137
  • Trabzon 10 °C

ÇEKMECELER

Havva  LAKUTOĞLU

  İnsanın, üstünün tozla kaplandığı ve üflemeye dahi kıyamadığın anıları vardır.
İzleri derin, hüzün,sevinç, mutluluk ve gözyaşı dolu anılar.
Bazen hasret kokar, bazen sıla kokar, bazen özlem kokar, bazen anne, bazen kız kardeş, bazen arkadaş, bazen sevgili kokan…
Kilitleyemediğin, yırtıp atamadığın belki sararmış sayfalarda bir küçücük nottur anı.
Hala sakladıklarının olduğu çekmecelerde , neler neler gizli…
“Seni seviyorum” ya da “seni özledim” yazan kısa bir not. Bir hatıra defteri ve içinde sepet sepet yumurta, sakın beni unutma ile başlayan bir sayfa. Gençliğime ait bir günlük. Bir fotoğraf. Bir mendil, bir gömlek, bir fular… neler hatırlatıyor insana.
  Evlerde olduğumuz bugünler, inanılmaz ruh hallerimizin olduğu günler.  
Benim için nasılsa öleceğim demekten çok, neler yaşadığını keşfe çıktığım günler.
Harcarken umursamadığımız zamanlar, toplanıp bugünlerde adeta hesap sorar gibi.
Çekmeceler de değerli eşyalarımızı saklarız. Salonda ki çekmeceler, mutfakta ki çekmeceler, Banyoda ki çekmeceler, etejerin çekmeceleri , kitaplığın çekmeceleri, kilerde ki çekmeceler ve daha nice çekmece. Annemin çekmeceleri ya sabun ya da lavanta kokardı. Bazen de burnuma naftalin kokusu gelirdi. Hiç sevmem oysa. Ama bugünlerde naftalin bile insanın burnuna hoş geliyor. Bir de sandığı vardı annemin. İçine çocukluğumu sığdırdığı. Hatta kendi gençliğini sığdırdığı aslan bacaklı, ceviz kaplama sandık. Kapağı açıldığında odaya yaşanmışlıkların dolduğu, kendi küçük ama içindekileri dünyalar kadar büyük sandık.
  Bu günlerde halet-i ruhiyemiz tarifsiz bir hallerde. Evlerde sıkılan, isyan eden, yeter diye bağıran seslerin arasında cılızda olsa geçmişe dokunabilmenin sesleri çıkıyor. Adeta masalsı bir diyarda yaşıyormuşçasına.  
Dünyada ki bu sessizlik tarif edilmeyecek bir ürperti sanki.
Daha nereye kadar?
En çok duyduğumuz kelime sıkıldım!
Haydi çekmecelere geri dönelim.
Ben çekmecemde annemin kendi elleriyle işlediği bir peşgir buldum. Yer yer sararmış hani şu sandık lekesi dediklerinden. Hayal dünyası ile işlediği peşgirde bir leylek var. Kim bilir! Belki 15 yaşında belki 16 yaşında işlediği leylekli peşgirinde, hangi hayal ve duygu hakim. Soramıyorum çünkü o her şeyi unutuyor. Belki peşgiri hatırlar, çünkü bugünlerde zaten 15 ya da 20’li yaşlarında yaşıyor. Belli bir saatte hep evine gitmek istiyor. Oysa şu anda 50 yıldır yaşadığı , eşi ve çocuklarıyla hayata dair her şeyi yaşadığı evinde. Ama o 65-70 yıl önce babasının  ona “hava kararmadan evde ol” sözlerini hatırlıyor.
Bugünlerde bedenimizi kabule zorlamak, yarınlar için ruhumuzun tekamül tohumlarını toplamımıza sebep olacaktır. Ya sabır!
İlginç bir serüvenden geçiyoruz. Dışarıda tehlike var. İçeride sıkıntı var.
Dengelemek bize düşüyor. İnsan bedeninin acizliği ile ruhumu büyütmeye çalışıyorum. Ruh sakinse, ruh mutluysa sorun yok.
20 yaşımda ki “ben”le, bugün 50 yaşımda ki “ben” karşılaşınca, harmanlanan bilincim sadece iyi ki diyor. Bugün ki duygular hiç yaşanmamış duygular.  Ve omuzlarımıza çok ağır geliyor. Evde omuzlarımızda bu tanımadığımız yükle dolaşırken, 50 yaşındaki ben “İNSAN her şeyi değiştirebilir” diyor. Her zaman kalbinin ve duygularının seçimlerine giden ben, sırtımı bugünlere dönüp, hayata bakmaya devam edeceğim. Bugünler çekmecemde bir anı olarak kalmayacak. Anılarım bana ait olanlardır. Herkesin yaşadığı benim anım olamaz.
Bugünleri masal olarak yazsak. Her anlatılan masalın içinde bizler de birer kahramansak bu masalda hiç kurtarıcı yok ki.
Masalları biz seçeriz ama bu masalı biz seçmedik ki. O bizi seçti. O yüzden sevmedim ben bu masalı. 
Hatırlamıyorum ama “Dünyanın okuduğu hikayeler değişirse, dünya da değişir” diyordu bir yerlerde.  Evet hikayelerde kahramanlar artık iyi niyetli değil maalesef. Dünya da hiç “iyi” bir yerlere gitmiyor.
Çekmeceden bir de kitap çıktı. Sırça Fanus. Sylvia Plath’in tek romanı. Kitabı karıştırırken “sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi.” Sözleri adeta bugünlerin sessizliğinin, huzursuz bekleyişini anlatır gibi. Ama kitap çok karamsar ve yazarın kendi bunalımlarını da anlatan bir kitap olunca, sayfaları kapattım.  Orada bir de Üç Silahşörler kitabı var. Hem eğlenceli, hem macera dolu  hem de hafızalarımıza kazınan “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” sloganının bugün için ne kadar anlamlı olduğunu hatırlatan bir kitap. Birimiz hepimiz için, dikkatli olmalı ve evde kalmalı. Evet sonunda çekmeceyi kapattım ve “Havva boş ver deyip bir müzik dinle” dedim. “Her şey güzel olacak diye bağırmaya başlayan Athena adeta bana moral verdi.
Bu yolculuğumuz nasıl sonuçlanacak bilmiyorum. Endişeliyim evet.  Ama ben çekmeceleri düzeltme bahanesi ile bakalım daha hangi yolculuklara çıkacağım. Sırada en sevdiklerim, yani fotoğraflarım var. Üstelik hafızası hemen dolan o küçücük dünyaya sığdırılan soğuk ve uzak resimlerden değil, aksine arkasına not yazılan o sıcacık eline alıp doya doya hissettiklerinden. Kim bilir! Belki hüzün. Belki gözyaşı, belki mutluluk , belki özlem, belki hasret, belki şükür var o fotoğraflarda…
Çekmecelerde var olan ve sakladığımız her hatıranın içerisinde, mutlaka bir macera vardır.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.