• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Trabzon 6 °C

CHP’de Kaçınılmaz Değişimin Beş Gerekçesi

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Cumhuriyet Halk Partisi’nin varoluş nedenleri ve toplum için olan anlamı konusunda dile getirilebilecek pek çok şey üzerine konuşabiliriz. İşin ideolojik boyutu ve tarihsel durumu üzerinde durmanın yaşanmakta olan sürece fazlaca bir katkısının olmayacağı ortadadır. Zira CHP; halen halkın değerlendirmesinden henüz geçmiş ve kendi içerisindeki doğal hesaplaşma aşamasına girmiştir.
Mevcut CHP yönetimi kendini şimdi halka değil de kendi yerel teşkilatlarına anlatmak ve onları ikna etmek zorundadır. Parti yönetimi kendisini savunmak ve üstlenmiş olduğu misyonu devam ettirebilmek adına hangi gerekçelere sığınmaktadır; bunları kısaca sıralayalım:

 1.   Başarılı olamadık ama başarısız da olmadık. Halkı ikna etmek için gereken her türden açılımı yaptık ve halka pratik ekonomik çözümler sunduk, ama halk teveccüh göstermedi, daha ne yapalım?

CEVAP: CHP; mevcut yönetimi ile iktidar alternatifi olabilecek, halkın yeni umudu olabilecek ve en kesin ifade ile AKP’nin işini bitirecek düzeyde bir başarı kazanmanın çok uzağında kalmıştır. Bu yapısı ile bunları başarma olasılığı, Türkiye’nin Satürn’e uzay aracı göndermesi kadar düşüktür. Esas olarak halka vaat edilmiş olan ucuz mazot, asgari ücret, üniversite mezununa maaş vb. gibi spot söylemlerin arka planı doldurulamamıştır. Her ne kadar Selin Sayek hanımın anlatmaya çalıştığı ekonomik israf tespitleri kaynak olarak gösterilmişse de, sürdürülebilir olmayan bu öneriler bırakın halkı, CHP tabanını bile ikna edememiştir. CHP bir türlü kendi doğal yapısı içerisinde var olan “Devletçilik” ilkesini asla dile getirmemiştir. CHP; ekonomi politikaları konusunda elinde hazır olan “kamuya devletin müdahalesi” silahını kullanmaktan ısrarla kaçınmıştır. Acaba niye? Hâlbuki gelir dağılımındaki dengesizlik, ya da insanları ezmekte olan taşeron sistem konusundaki sorunlar üzerine köktenci ve devletçi öneriler ile halka hitap edilmesi CHP gibi bir partiye ne kadar da yakışırdı…  Ama yapmadılar.

    2.    Yönetim olarak aramızda başarısız bulduğumuz bazı arkadaşlarımız vardır. Önümüzdeki kurultayda bunları dışarıda bırakarak karşınıza yeni yüzlerle çıkıp parti yönetimini de yenileyerek yola devam edersek başarılı olacağız.

CEVAP: Bu teklif her şeyden önce etik değildir. CHP yönetimi gelmiş olduğu noktaya bir ekip hareketi ve devşirme politikası ile varmıştır. Daha keskin deyişle Kemal Kılıçdaroğlu yola çıktığı dava arkadaşlarını satamaz, satmamalıdır. Kimi dışlayacaksınız? Gürsel Tekin’i mi, Bülent Tezcan’ı mı, sevgili hemşerimiz Akif Bey’i mi, Tekin Bingöl’ü mü, Sezgin Tanrıkulu’nu mu, Haluk Koç’u mu, yoksa Selin Sayek’i mi… Böyle bir refleks ayıp kaçar. Ama ortadaki başarısızlığa da kurban lazım, sıkışık bir durum vesselam… Mevcut CHP yönetimi kurban aramak yerine, savunmakta olduğu “her telden” devşirme politikasını mertçe savunmalıdır. En azından partililer karşısına bu politikayı açık seçik bir dille savunacak şekilde çıkmalı ve hesap vermelidir. Ama buna yanaşmaları zordur. Zira o zaman işin esastan sorgulanması gündeme gelir ve partiyi gizliden devşirme foyası iyice meydana çıkar. Korku budur…   

    3.    Halk; CHP’nin korumacı, ulusalcı, devletçi yapısından hoşlanmıyor. Bu türden değerler oy almada ve halka hitap etmede işe yaramadığı gibi, uluslararası zeminde de ilgi çekmiyor. Dolayısıyla bu tip bir görünümden sıyrılarak halka şirin görünmek ve iş dünyasından da destek almak adına popülist politikalar gütmemizden başka yol yoktur.

CEVAP: Türkiye siyasetinde halen muazzam bir boşluk vardır. AKP’nin liberal eksenli ekonomi politikaları halkın dayanma gücünü tüketmiş ve buna bağlı olarak da toplumdaki insan sevgisi, yurt sevgisi, inanç duygusu, ahlak, ulusal bütünlük, dürüstlük gibi temel değerler büyük bir erozyona uğramıştır. En önemlisi siyasete olan güven dibe vurmuştur. Oysaki CHP’nin korumacı, ulusalcı, devletçi ilkeleri halkın çıkarları ile birebir örtüşmektedir. Mesele bunları cesaretle ve zengin bir retorik ile savunmaktan geçmektedir. Koç Holding yöneticilerinden Ali Koç dün Antalya’da şöyle bir açıklamada bulunmuş: “İkinci Dünya Savaşı’na göre gelirin 50 kat artmasına rağmen gelir dağılımına bakıldığında büyük bir ayrım ortaya çıkmıştır. Buradaki eşitsizliği anlamak için Einstein olmaya gerek yok. Eşitsizliği asgari düzeye indirmek için yapılacak çok fazla senaryo var. Paradigmalar değişmeli.” Artık bu ülkede iş dünyası bile tehlikeyi görür duruma gelmiştir. Paradigma bellidir. “Devrimcilik”, “Devletçilik”, “Cumhuriyetçilik” ve “Halkçılık” yeniden sahiplenilmeyi bekliyor. Kim yapacak?    

    4.    Kürtlerden oy alma yolunda çaba gösteriyoruz. Bu anlamda açılımcı ve uzlaşmacı görünmenin bize bölgeden oy kazandırabileceği inancındayız. Bugün olmadı ama gelecekte mutlaka bölgeden gereken desteği alacağız. Bu nedenle Kürt seçmene yönelik politikamızın anlayışla karşılanması gerekiyor.

CEVAP: Güneydoğu insanı çaresiz durumdadır. Bölgedeki terör baskısından kaçışın yolu AKP’nin din sömürüsünde aranmaktadır. Bölge insanının en az yarısı Kürt milliyetçiliği dayatmasının dışında olup, gözlerini merkezi politikalara dikmiştir. Umut; Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de aranmaktadır. Bu arayış; ekonomik temelli halkçı politikaları özleyen bir arayıştır. Kürtlerin büyük bir çoğunluğu eskiden de olduğu gibi güvenebilecekleri sol bir çıkış beklemektedir. Sol parti olarak görünmeye çalışan “bağlamacı” HDP’nin; Amerika (ve Cumhuriyet Gazetesi) destekli yapısının sol ile uzaktan yakından alakası yoktur. Bu çelişkiyi açığa çıkartıp, ortadaki boşluğu doldurmak için öncelikle bölge insanına güven verecek politik bir söylem geliştirmelisiniz. Eğer neo-liberal güçlerin esiri olmuşsanız bunu yapmanız imkânsızdır. Kürt sorununu “mecliste çözeceğiz” demek tam bir aldatmacadır. Bu kafayla bırakın Kürtleri beni bile ikna edemezsiniz. Yeriniz netleşmeli…

    5.    Genel başkanlığa talip olan adayların nasıl bir politika önerdikleri konusunda bir açıklık yoktur. Dolayısıyla Genel Başkanlık partiye yeni bir seviye kazandırma aracı olarak değil, sadece ele geçirilmesi gereken bir yer olarak hedef gösterilmektedir. Muhalif bir aday da Genel Başkan seçilse yapabilecekleri fazlaca bir şey yoktur. Bunlara kanmayın.

CEVAP: Bu tez kısmen doğrudur. Halen yaşanan kurultay talebi sürecinde bir aday dışında işe esastan yaklaşan, dolu bir politik söylemi dile getiren maalesef yoktur. İşin; politik yönünün dışında halkta heyecan yaratacak, yüksek bir retorik ve “Ecevit üslubu” ile dile getirilmesinin daha öncelikli olmasına ben de katılıyorum. Gerçi onu da potansiyel adaylarda henüz göremedik ama arka planın dolu olması şarttır. CHP gibi köklü bir partinin Genel Başkanlığına aday olmak sıradan bir iş değildir. Hele de bu kadar kritik bir dönemde, yukarıda ifade edilen temelde ciddi ve ikna edici radikal bir söyleme hepimizin ihtiyacı vardır. Parti tabanı ve bütün teşkilatlar için “uyandırıcı” etki yaratmak çok zor değildir. Yeter ki iş “İnce” bir şekilde planlansın…
 
Bu yazı kapsamına sığmayacak diğer gerekçeleri başka yazılarımıza bırakalım…

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    YERİN KULAĞI
    • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
    • Birinci yalnız kaldı!
    • İnternet sitesinin anketi!!
    • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
    • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
    • Evde yatıp para kazanacaklar!
    • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
    • MHP’de iki çift bir tek!
    • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
    • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.