• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Trabzon 9 °C

CLARA, ROSA, OCCUPY VE DEVRİM

Ali Rıza Keskinalemdar

12 Mart 1971 darbesinden sonra yapılan ilk seçimlerde 1. parti çıkan Cumhuriyet Halk Parti’sinin Milli Selamet Parti’si ile kurduğu koalisyonun dağılması sonucu, ülke  adına “Milliyetçi Cephe”(MC) denilen koalisyonlara mahkum olmuştu. “Demokrasi kahramanı” Süleyman Demirel’in başbakan olarak “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözü işte bu MC iktidarlarının birinde söylenmişti.

İki kez kurulan ve içinde Adalet Partisi’ni, Milli Selamet Partisi’ni, Milliyetçi Hareket Partisi’ni (ve sadece ilkinde Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni) barındıran  “MC Hükümetleri”nin iktidarları sırasında “sola sürek avlarının” artması “olağan” hale gelmişti. Bu iktidarlar zamanında öğrenci yurtları da sık sık basılarak “göz altılar” yapılırdı. O dönemde Kadırga Öğrenci Yurdu’nda kalan bir yakınım, bu göz altılardan birinde İnşaat Mühendisliği Fakültesi öğrencilerin ders kitabı olarak kullandıkları “Mukavemet” adlı kitabın “suç unsuru” oluşturduğunu anlattığında, elbette 40 yıl sonra ülkede aynı “suç unsurları”yla karşılaşılabileceğini kestiremezdim.

AH CLARA! AH ROSA! BUNU YAPMAYACAKTINIZ…

Bunu yapmayacaktınız… Ölümünüzden, sen, Rosa Luxemburg 96; sen, Clara Zetkin 82 yıl sonra “PKK terör örgütü üyesi” olmayacaktınız…

Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin; aralarında 13 yaş farkı olmasına ve başka ülkelerde doğmalarına rağmen, yolları Almanya’da kesişmiş, hayatlarını sosyalizme adamış, bu uğurda hapisler ve sürgünler yaşamış, aynı zamanda kadınların sosyal hayatta olmaları ve hakları için de mücadele etmiş; politikacı, teorisyen, filozof, devrimci iki kadın.

İyi ki, Bitlis Sulh Ceza Mahkemesi, Bitlis’te asılan “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” etkinliği çerçevesinde Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin’in birlikte yer aldıkları fotoğrafın kullanıldığı bir afişi “bilboradlardan toplatma” kararı vermiş… En azından bundan sonra ülkede (sanırım) Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin’in “Kimliği tespit edilemeyen ama örgüt üyesi oldukları anlaşılan” ifadelerine rastlanılmayacaktır.

Her işte bir hayır vardır. Rosa ve Clara’yı ölümlerinden neredeyse 100 yıl sonra“örgüt üyeliği”nden tutuklamaya kalkan zihniyetin, 40 yıl önce “Mukavemet” adlı bir ders kitabını “polise mukavemet” diye yorumlayıp “göz altına” alanların “mukavemet” ayrımlarını öğrenmeleri gerektiği gibi, şimdi açıp bu iki önemli insanın hayatını öğrenmeye başlama zamanlarıdır.

ÜLKENİN TOPRAĞINDAN FIŞKIRAN MİZAH

Şimdi tam olarak kimden duyduğumu ya da nerede okuduğumu anımsamıyorum ama Aziz Nesin’in nasıl bu kadar komik hikayeler yazabildiğini merak eden Amerikalılar ülkemize bir gazeteciyi göndermişler. Malumunuz üzere, Amerikan mizah yazını Aziz Nesin’in mizah hikayeleri yanında çok sönük kalır.

Gazeteci bir süre ülkemizde kalmış, gerekli araştırmaları yapmış ve ülkesine döndüğünde sonucu “Aziz Nesin’in bir şey yaptığı yok ki, çevresinde olup bitenleri yazıyor, hepsi bu” diye özetlemiş. Aldığı yanıt ise şu olmuş: “İyi de, O da sadece olan biteni yazdığı için mahkemelerde sürünüp, hapislerde yatıyor”.

Ülkemizde mizahın da marjinal noktası var hiç kuşkusuz. İktisat terminolojisinde kullandığımız ama daha sonradan siyasete de sokulan bu kavrama mizah alanında da bir “başa başlık” açıklamak amacıyla yer vermekteyim. Yani, yapılan mizahın dozunu bir birim artırsanız da artık toplam faydanıza bir katkı sağlamanız mümkün olamamaktadır.

Mizah dergilerinin tirajı nedir bilmiyorum ama ülkedeki yazılı ve görsel medyaya takılınca yakında satamaz hale gelmelerine şaşırmayacağız. Üniversitedeyken, müdavimi olduğum, o zamanların en çok satan mizah dergisi ve bir çok mizahçıya okul görevi yapan Oğuz Aral’ın Gırgır’ını, mizahın “marjinal noktasının kırılması” üzerine bırakmıştım. Çünkü mizah diye yapılanlar artık ülkede her adım başında ortaya çıkan mizah malzemesinin çok altında kalmaya başlamıştı.

“SÜREK AVI” NASIL SONUÇLANIR?

Genel seçimlere şunun şurasında 70-80 gün kaldı. Sağda solda olan biteni izlediğinizde sürekli kafanızın karıştığı ve sinirlenip lanet okuduğunuz oluyordur mutlaka. Mesela, “HDP’nin barajı aşıp aşamaması”nın hayatınızdaki etkisinin ne olacağı konusunda bir kestirme yapabilmekte misiniz? Ya da AKP’nin oy oranının % 40’ın altına inmesi günlerinizin güllük gülistanlık olmasına yol açabilecek midir? Pazarlara köydeki sebze, meyve ve süt ürünlerini indiren kadınlar için HDP’nin % 10 barajını aşması halinde sözde “başkanlığa Erdoğan’ı oturtmama yemini”nin bir anlamı var mıdır peki?

En çok merak ettiğim konulardan biri de, sokaklarında, linç etmek için, geçmişte “TAYAD”lı, şimdilerde de “PKK”lı aranan Trabzon’da HDP’ne kaç oy çıkacağı ya da HDP’nin aday gösterip gösteremeyeceğidir. Öyle ya yıllardır PKK/HDP ile “çözüm süreci” diye kol kola girip muhalefete sözde “nanik” yapan ve oylarını % 60’lara, % 70’lere çıkartanlara oy verenler, Trabzon dışından gelenler miydi? Üstelik “alt kimlikleri” olan Trabzonspor’un 2010-2011 Süper Lig Şampiyonluk Kupası’nın “Recep Tayyip Erdoğan’ın iki dudağı arasında” olduğunu bile bile…

“OCCUPY” VE “DEVRİM”

2014 Yerel seçim sonrasında CHP (Genel Merkezi), “OccupyCHP” çatısı altında toplanan gençler tarafından yine işgal edilmişti… Bu gençlerin bir kısmının CHP’ye sonradan üye oldukları da duyulmuştu ama söz konusu işgal, parti “büyüklerinin” olaya sadece göstermelik bir “hoşluk” gibi yanaşmaları nedeniyle çok büyük bir “enerji” ve geleceği etkileyecek sonuçlar yaratmamıştı.

CHP’nin bu kez de Trabzon’daki İl Merkezi, kendilerine “CHP Genç Militanları” adı verdikleri ifade edilen CHP Gençlik Kolları Üyeleri tarafından işgal atında… Kocaman bir “Devrim” yazısı altında işgalin ve “açlık grevi”nin fotoğrafını veren gençlerin amacı, “kontenjanlı eğilim yoklaması” ile değil “ön seçim” yoluyla milletvekili adaylarının belirlenmesi…

Gençlerin “açlık grevleri” ve “işgal” eylemlerinin parti büyükleri nezdinde ses getirip getirmeyeceğini şu an kestirmek zor ama her iki işgalin de farklı amaçlardan yapıldığını görmek lazım. İkincisinin Trabzon özelinde kalsa da daha çok gündem yaratacağı söylenebilir.

AKP’nin “6-0“ ile algı operasyonu yaptığı Trabzon’da elbette ufukta bir parlayıp bir sönen tek milletvekili umudunun da kontenjana ayrılması ve bunun da “tartışmalı bir isim olan” Canalioğlu’na bırakıldığı izleniminin yaratılması, son derece hatalıydı. CHP Genel Başkanı’nın bile “bir iddia üzerine” İstanbul’daki kontenjanı bırakıp İzmir’den ön seçim için “adaylık yarıştırdığı” dikkate alındığında, Trabzon için de “ön seçim” yapılarak aday belirlenmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

Bakalım Trabzonlu gençlerin CHP’de “devrim” için yaptıkları “işgal” yanında buna bağlı olarak “il ve ilçe örgütlerinin istifası”, istedikleri sonucu verecek mi? Kısmi de olsa “ön seçimin” seçmen bakışıyla “ne kadar karın doyurup” CHP oy oranlarını “nasıl zıplatacağını” da görmüş olacağız.

 

 

 

 

 

 

  

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • MHP büyüyecekmiş!
  • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.