• BIST 93.469
  • Altın 226,655
  • Dolar 5,7332
  • Euro 6,5830
  • Trabzon 18 °C

ÇOK YENİ YIL ESKİTTİK, BU YENİ YILDA NE VAR?

Rasim EFENDİOĞLU

ÇOCUKLUĞUMDA YENİ YIL

Ağır kış geceleri, yedi numara, on dört numara, lamba ışığında, sobanın karşısında. Radyomuz, her şeyimiz. 1960’lı yıllarda ilk radyomuza kavuştuk. Ya Erzurum, ya Ankara... Yurttan sesler. Gürül gürül türküler. En büyük eğlencemiz bu. Yeni takvim aldı babam. Takvimleri çok severdim, hala daha severim. Saatli maarif takvimi, Ziyat Ebuzziya takvimi... Sabırsızlıkla beklerdim yaprağı koparmayı. Günlük gazete gibi kabul ederdim. Yeni yılda takvim bir yük gibi bol yapraklı. Eski yılın, geçmiş yılın takviminin son yaprağını da koparırdım. Yılbaşı gecesinin özel bir eğlencesi yoktu.

Yeni yıl geldi... Karlı bir gün. Küçücük serçeler pencerenin önünde… “Karatavuk” denen biraz daha büyük kuşlar çöpleri karıştırır solucan arar. Düşünürdüm, yeni yılın ilk günü bu, ne değişiklik oldu dünyada? Dün eski yıl, bugün yeni yıl. Yeni yıl geldi diye sevinirdik, ömürden bir yaprak daha koptuğunun farkına varmadan. Daha sonra anladık her gelen gün, her akşam ömürden kopan bir yaprak.

Okulda yeni yıl… Öğretmen “Yeni yılınız kutlu olsun” der, “Sağ ol” derdik bir ağızdan. Yeni takvim asılırdı. Kimi kez gününden önce koparılırdı yaprak. Öğretmen kızar azarlar, kimi kez döverdi. Neyse, işte öylesine tek düze bir yıl atlaması olur, yeni yıla geçerdik.

YILLAR ÇOK ÇABUK GEÇTİ

Beş yıl, on yıl, yirmi yıl derken altmışı da gördük. Ne o, altmış da bitiyor mu? Daha başta altmış çok uzak görülürdü. 1970’te mezun oldum, genç bir öğretmen oldum. İçim içime sığmıyordu. “Kaç yıllık öğretmensin” diye sorduklarında, iki, üç yıllık demeye utanırdım. “Daha çocuksun sen ne anlarsın” diyebilirler diye. Ancak beş, on yıllık olunca rahatlıkla söyleyebiliyordum. Yetmişli yıllarda okulum uzaktı. Karlı günlerde çizmelerimle, kar belde gider gelirdim. O heves, o coşku bana yolun yorgunluğunu unuttururdu. Akşam yorgun gelir, gaz lambasının ışığında gazetemi gözden geçirirken uyurdum. Sabah çok erken kalkar, tavada sütlü kahve hazırlar, içer yola koyulurdum. Öğrencilerim de sevgi ile bekler, ben de sevgi ile onlara kavuşurdum.

Yıllar ne çabuk geçti. Onlu yıllar yirmiye, yirmiler otuza ulaştı. Artık babamın evinden ayrılıp, ayrı evlerde kaldım. Uzungöl’de, Of-Taşhan’da ve Sürmene’de… Dönüp geriye bakıyorum, sözde kolay ancak ne takvimler eskitmişim. Çöpe gitti bunca günler, sonra yıllar. Ne anladık? Yaşam bir kibrit şulesi kadar bir an.

“Günler kısaldı, Kanlıca’nın ihtiyarları, bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları” diyor büyük ozan Yahya Kemal Beyatlı. Biz altmışında tam algılayamadık geçen yılları ancak onlar anlamış, akıp giden suya, yaprak gibi düşen ömrü.

Tarancı bize göre daha genç bir delikanlı iken “OTUZBEŞ YAŞ” şiirini yazdı. Yolun ortası olarak gördü de o yolun ortasını biraz geçerek terk etti.

YAŞAMAK BU DENLİ KISA İKEN…

İnsanlar büyük bir hırsla, büyük bir hızla günlük çıkarların peşine düşüp düşman olur birbirine. Bu kısa anı güzel değerlendirmek varken, gülmek eğlenmek, sevmek ve sevilmek varken, insanlar birbirini boğazlıyor. Paylaşmayı hiç düşünmez, daha çok pay kapmayı düşünür ve insan gibi yaşamaz. Ömrünü sarı bir lira gibi esirger, gereği gibi kullanmaz da bir parça beze sarılıp gider. Kendisi de farkında olmaz bu gidişin. Beyatlı, “Birçok gidenler memnun ki yerinden, çok seneler geçti dönen yok seferinden” diyor. Dönebilirsen geri dön... Nerde nasıl...

Doğduğumuzda anlasak bu yolculuğun anlamını ve önemini de rahat bir yolculuk yapsak, yoldaşlarımızla. Sarı lira gibi ömrümüzün kıymetini bilip; beş yıl mı, on yıl mı… Elli, altmış, yüz… Neyse gereği gibi yararlanabilsek. Ardımızda güzel bir iz, hoş bir sada… Dikseniz görkemli gökdelenler, altınızda en son ve en lüks binekler ve sofranızda bin bir nimetler… Görmeseniz açları çıplakları, evsiz barksız yoksulları. Ne işe yarar sizin yaşamanız. Gözleriniz kapandığında, gül ağacı tabuta da girseniz, ipekten kefene de sarılsanız sonuç aynı. Sen de toprak, o da toprak, ben de toprak. Bunu bir anlayabilsek...

YENİ YILDAN NE BEKLİYORUZ

Yooo, piyango biletinden ikramiye değil... Hazine, define değil... Gün eksilmesin pencereden yeter. Haberlerde bitsin savaş haberleri. Hastalıklar, acılar iniltiler bitsin yeter. Çıkın pencereye, balkona,  bakın doğaya. Deniz de olabilir, kır da, önemli değil. Rahat bir nefes alabiliyorsanız bu yeter. Çıkın sokağa, selam verin sağa sola. İnsanlara, bitkilere, hayvanlara sevgi ile bakın. Gözünüzün içi gülsün. Yüreğinizin çarpmasından mutlu olun. Yeni yıl… Yeni günler, yeni haftalar, aylar... Varsın az zaman kalsın. Yaşadığınız an güzel olsun. Söyleşin dostlarınızla. Düğünde, şenlikte mutlu olun dostlarla. Acıları paylaşın cenazelerde. Bakın yaşamak ne de güzel olur.

Yöneticilerinizden yalan beklemeyin, yalanla dolanla aldanmayın. Sizi aldatmalarına, kandırmalarına izin vermeyin. Onlar, sizin, bizim düşman olmamızı sağlamaya çalışsa da onların inadına birbirimize sarılalım, sevelim, sevilelim çünkü dünya kimseye kalmıyor. Bakın Mısır Piramitleri birer olağanüstü yapıdır. Kim yaptı, kim yaptırdı, ne oldu kime kaldı?

Yeni yıl, dileyelim KUTLU BİR YIL OLSUN... Ağlayanlar gülsün... Artık ne kan, ne gözyaşı kalmasın. 2018 insanlık tarihinin bir dönüm noktası olsun. Gelecek kuşaklar 2018’i mutlu yılların eşiği olarak ansın. Ha bu dilek çok kolay gerçek olmaz. Herkes elinden geldiğini yapacak, elini taşın altına koyacak, biraz ezilecek, biraz terleyecek, ancak “İşte benim de  bir çabam oldu” diyebilecek.

Tekrar tüm okuyan ve okumayan insan kardeşlerimin yeni yılı kutlu ve mutlu olsun.

 

                                                                                                                            

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.