• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Trabzon 15 °C

ÇÖZÜM SUÇLAMAK MI?

Ö. Faruk Altuntaş

    İktidarın ve AKP’nin hırçınlığı giderek artıyor. Eleştiriler düşmanlık kaynağı olarak değerlendiriliyor. Eleştiri konusunu anlamaya çalışmak yerine, ilgili ilgisiz karşı suçlamalarla eleştiri kaynağı imha edilmek isteniyor. Kısaca ifade etmek gerekirse siyaset ortamı zehirleniyor.
    Epeyce zamandır iktidar katlarında egemen düşünce, iktidarın eleştirilmesi, FETÖ ile aynı dili kullanmak, FETÖ ile işbirliği yapmak olarak değerlendiriliyor. Eleştiri yerinde ve okkalı mı; standart yanıt, siz FETÖ ile aynı dili kullanıyorsunuz, Hükümeti yıpratarak FETÖ’ye yardım ediyorsunuz!
Şimdiye değin hak ve özgürlükler açısından sorunlu ve defolu çok tutum gördük, ancak böylesini ilk olarak görüyoruz!
    Giderek eleştiri ve karşı suçlama döngüsü, sokak saldırılarını tetikler oldu. Durumdan vazife çıkaran birtakım meczuplar, işi, cenaze törenini basmaktan milletvekillerini tehdit etmeye kadar vardırdı.
                                                            ***
    31 Ağustosta Hakkari merkeze bağlı Oğul köyünde piknik yapılan Kanireş Çeşmesi mevkiinde SİHA’lar (Silahlı insansız hava aracı) dört sivil kişiyi, teröristtir diyerek vurdu; bir kişi öldü, diğerleri yaralandı. Olay, infial yarattı ve şikâyet konusu oldu. Konu HDP milletvekili Nihat Akdoğan ve daha sonra CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından gündeme getirildi.
Tanrıkulu, vurulan dört kişinin sivil kişiler olduğunu açıklayınca kıyamet koptu. Devletin tepesinden aşağılara doğru her kademede, yandaş basında ve Aktrollerde, milletvekili Tanrıkulu yaylım ateşine tutuldu. Ne hainliği kaldı, ne satılmışlığı ne de terörist yanlılığı!
Oysa vurulanların sivil kişiler olduğunu, sivilinden resmisine kadar yöredeki bütün halk tanıyor ve biliyordu. Milletvekili düzeyinde açıklanan bilginin araştırılması yerine, suçlama yeğlendi ve karşı saldırıya geçildi. Uygar bir devlete ve sorumluluk duygusu taşıyan bir devlet adamına yakışan davranış, bu iddiaları açıklayanları ağır suçlamalarla bastırmak değil, olayın ciddiyeti gözetilerek, konunun titizlikle soruşturulacağı yönünde olmalıydı. Devlet adına yapılacak açıklama ise soruşturmadan, incelemeden sonra gerçekleşmeliydi.
Nitekim gerçeklik tüm çıplaklığı ile kısa sürede öğrenildi. Yaşamını yitiren Mehmet Temel, Hakkari’de kalorifer tesisatçısıydı. Halen yapımı devam eden Hakkâri Ağız ve Dış Sağlığı Hastanesi ve Şehit Selahattin İlköğretim Okulu’nun tesisatını O yapıyordu. Yaralanan İsmail Aydın, Mehmet Temel’in dayısının oğlu olup duvar ustasıydı. Diğer yaralılardan İbrahim Sak, geçen yıl defterdarlıktan emekli olmuş; Musa Tarhan ise oğlu ile birlikte seyyar kebapçılık yapıyordu.
Diyarbakır, Van ve Hakkâri barolarının yaptığı açıklama da aynı yönde oldu. Müdahalenin sivil yerleşim alanının çok yakınında olduğu, birinci olayda vurulanların sivil kişiler olduğu ve olayın adli, askeri ve idari yönden incelenmesi istendi. Olay yerine daha sonra gelen örgüt mensupları ile çıkan ikinci çatışma ile ilkinin karıştırılmaması gerektiği belirtildi.
                                                   ***
Son günlerde yaşanan düşündürücü, üzücü ve utandırıcı diğer bir olay, HDP milletvekillerinden Aysel Tuğluk’un, tutuklu olduğu cezaevinden izin alarak katıldığı annesi Hatun Tuğluk’un cenazesinde yaşananlar oldu.
Hatun Tuğluk’un cenazesi, vasiyeti üzerine Ankara İncek Mezarlığına defnedilmek istendi. Defin sırasında önce az sayıda kişinin protestosu ile başlayan olaylar, daha sonra sayıları onlarla, yüzlerle ifade edilen kalabalık güruhun saldırısına dönüştü ve gömülen cenaze mezardan çıkartılarak Tunceli’de defnedildi.
Olay, kuşkusuz çok utandırıcı ve çok tehlikeli. Toplumun farklı unsurlarının bir arada yaşamasının zeminini tahrip eden, parçalayıcı / bölücü bir olay. Bu nedenle kınanmalı, lanetlenmeli ve en etkili biçimde üzerine gidilmeli, suçlular hak ettikleri biçimde cezalandırılmalı.
Nitekim İçişleri bakanı Soylu’nun hemen olay mahalline gitmesi doğru olmuştur. Ancak, saldırıda bulunduğu için sonradan tutuklananlardan birisinin, karakolda Soylu ile fotoğraf çektirebilmesi çok düşündürücü. Kuşkusuz, bu kişinin cenazeye saldıranlardan olduğunu Bakan Soylu bilmemektedir. Ancak saldırganın, saldırıdan sonra polis karakoluna gelerek İçişleri Bakanı ile görüşecek kadar partililerle ve güvenlik güçleri ile yakın mesai içinde bulunması düşündürücü ve utandırıcıdır. Bu ilişkiler saldırganları cesaretlendirmektedir. Nitekim Valilik adına yapılan açıklamada, olayın “saldırı” olarak değil de “sataşma” olarak nitelendirilmesi, kınamamız gereken bu cesaretlendirici tutumun nerelere kadar vardığını göstermektedir.
Üzerinde durulması gereken diğer bir konu, olay yerine gelen polisin etkili biçimde müdahale etmemesi ve yaşanan diyaloglarla saldırganların cesaretlenmesi ve bilerek ya da bilmeyerek kitlenin büyümesine neden olunmasıdır. Çoğu kez, saldırının önlenmesi yerine, yönetilmesi gündeme gelebilmektedir. Tavşana kaç, tazıya tut denmektedir.   
    

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.