• BIST 105.380
  • Altın 271,214
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • Trabzon 14 °C

​CUMHURİYET KAVRAMI VE CUMHURUN EGEMENLİĞİ

AYDIN EROL

   Cumhuriyet kavram olarak halkın egemenliğidir, cumhurun egemenliğidir. Ancak Türkiye’de cumhuriyet uzun yıllar boyunca belli bir elit tabakanın yönlendirdiği yönetim biçimi olmuştur. Bunun da sebebi önce halkın yönetilebilmesi için önce bir yönetmeye ehil hale getirilmesi gerektiğine olan inançtır. Bu durum halk üzerinde bir tür vesayet rejiminin kurulmasını da beraberinde getirmiştir. Türkiye’de yıllarca halk yönetmeye ehil görülmemiştir. Halk kendisi için iyi ve kötü olanın ne olduğunu bilmediği gerekçesiyle sürekli aydınlanmış elit bir tabakanın vesayeti altında kalmıştır. Ortak iyinin ne olduğunu belirleyen ve üstlenen bu tabaka halkın üzerinde kendilerini hiyerarşik olarak daha üstün görme hakkı elde etmiştir. Oysa Cumhuriyet halkın egemenliğinin halkın yönetimine katılımının en yüksek seviyede sağlandığı bir rejimdir. Aslında Cumhuriyet yönetilen insanların devletin tebası değil sahibi vatandaşı oldukları rejimin adıdır. Cumhuriyet kurulalı 96 yıl geçti ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gerçek anlamda devletin sahibi olamadı. Bunun da sebebi fiiliyattaki jakoben anlayıştan ötürü bütün yurttaşların eşit olduğu ama bazılarının daha fazla eşit olduğu bir durumun olmasıdır.  Dikkate alınması gereken bir diğer husus da şudur. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ama millet bu egemenliği kurumlar aracılığıyla yürütmektedir. Bunlar aslında toplum üzerindeki vesayet kurumlarıdır.
  Öte yandan cumhuriyetimizin cumhuriyet kadar önemli bir diğer hayati özelliği de laiklik ilkesini benimsemiş olmasıdır. Ne var ki Türkiye Cumhuriyeti’nin jakoben laiklik anlayışı topluma barıştan ziyade sürekli çatışmalar üreten bir yapıda olmuştur. Laiklik farklı felsefi, dini görüşler arasında hakem olması gerekirken kendisi bir felsefi görüş, dini tabu halini almıştır. Türkiye yıllar yılı bu durumun sancısını çekmiştir. Laiklik bu durumda kendisi bir inanç haline gelip diğer inançlara karşı savaş açan bir cephe halini almıştır. Jakoben Cumhuriyetçi kadrolar Türk toplumunu daha ileri götürecek açılımlar yerine sürekli Türkiye toplumunu kendi kurdukları düzenden saptırmayacak şekilde statükoyu sarsmayacak biçimde ortaya çıkan seçenekleri boğmaya çalışmakla meşgul olmuşlardır. Bunun en bariz örneği Türkiye’de darbelerle gölgelenen siyasi geçmişimizdir. Cumhuriyet dönemi siyasi tarihimiz statükonun korunması için her türlü meşru gayri meşru aktörlerin kullanılmasından ibarettir bile diyebiliriz.
    Ayrıca farkında olunması gereken bir diğer husus da ister beğenin ister beğenmeyin dünyanın birçok yerinde dinin insanların hayatında önemli bir yeri olduğudur. İnsanlar dini değerlerin yaşanmasını toplumlarında görmek istemektedirler. Oysa Türkiye’de sekülerlik anlayışı dine karşı tarafsız değil, dinle problemli bir anlayışa dayanmaktadır. Laiklik devletin tüm dinlere ve dini olmayanlara karşı tarafsız olması, bunların tümüne eşit mesafede kalmasıdır. Cumhuriyetin 90. yılına geldiğimiz bu zamanlarda hala bu ilke gerçek manasıyla işletiliyor değildir. Laiklik kesinlikle dine ve dindarlara karşı ön yargılı olmamayı gerektirir. Ancak yakın zamana kadar dindar olan insanlar sürekli olarak ötelenmiş, toplumda görünür olmaları engellenmeye çalışılmıştır.
  Sonuç olarak diyeceğimiz o ki Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak farklı olduğumuz birçok husus olabilir. Ancak ortaklaştığımız da birçok nokta vardır. Vatandaşlık temelinde buluşmamız bunun en güzel örneğidir. Vatandaşlıkta eşit olmak ifade hürriyetinde, inanma ve inanmama hürriyetinde eşit olmak anlamına gelir. Laikliği de bu çerçeve içerisinde ele alıp uygulamak gerekmektedir. Aksi takdirde statükonun kırılamadığı bu sistem içerisinde birbirini boğazlamaya çalışan vatandaşlar olarak yerimizi korumaya devam ederiz.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.