• BIST 95.734
  • Altın 271,249
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703
  • Trabzon 26 °C

DEMOKRASİ TARİHİMİZDE DARBELER

Rasim EFENDİOĞLU

  YILLAR YILI NE NEDENLERİ NE DE SONUÇLARI ANLAŞILAMADI
Tüm tarihimize bakarsak darbelerin sayısı çok. Hani kimilerine göre ideal bir yönetim sayılan Osmanlı’da birçok darbe var. Kardeş kavgaları, fetret devirleri, isyanlar, padişah ve vezir katli. Öyle olaylar var ki anınca bile tüyler diken diken olur. Sarayın bahçesinde isyancıların isteği ile kesilen kafalar, bahçedeki bir ağaca asılır ağaç Vakvak ağacı olur. Mitolojide yaprakları insan kafası olan ağaç. Genç Osman’ın utanç verici biçimde katli, vezirlerin boğulması, kardeşlerin daha çocukken katli... Yeter artık... Bunları bırakalım yakın tarihe bakalım.
  1920-23’te kurulan yeni devlet Türkiye Cumhuriyeti. Osmanlıdan kalan geleneği sürdürmek isteyen güçler yer yer isyan, başkaldırı olsa da demokratik sistemi değiştiren olay 1960’a dek olmadı. 1920-1950 tek partili rejim olsa da  parlamenter sistem yaşadı. Bir çok arıza olsa da ne meclis dağıldı ne hükümet  devrildi. 1950’de tek partili sistemden çok partili sisteme geçip büyük bir aşama   sağlandı. Elbette zaman zaman zikzaklar oldu ancak sistemi değiştirmedi.
  1960’dan 2016’ya gerçekten darbe anlamında değişiklikler oldu. Kiminde darbeciler başarılı ve sonuncuda darbeciler kaybetti. Siyasal tarihimizde bu darbeleri okuyoruz. Ancak görüntü net değil. Soran, sorgulayan bir toplumda bu darbelerin nedenleri ve sonuçları bilimsel olarak araştırılır. Bizde böyle değil… Birileri ekrana yazar, izleyiciler okur. Nedenler ve sonuçlar net görülmez, flu görülür. Yıllar sonra birileri gelir bir şey ekler bir şey siler ve ne yazık ki yıllar yılı yine net görülmez. Çünkü darbelerin yandaşları da var karşı olanlar da var. Oysa demokrasilerde darbe yandaşı olunmaz. Ancak darbelerin nedenleri de çok iyi anlaşılmalı ki toplum aydınlansın, darbeler yinelenmesin. Darbelerden çok zarar görenler de var darbeden hallananlar da...
 DARBELERE BİR KAÇ CÜMLE İLE YAKINDAN BAKALIM
  1920’yi de 1923’ü de darbe olarak nitelendirenler var. Oysa 1920’de bir devlet  intihar etti teslim oldu, bir ulus yeniden doğdu. Çöken devletin köhne kalıntıları dirilemezdi. Hanedandan veliaht çıkarılamazdı. Çünkü bu halk artık ulus oldu kültürü ile gücü ile yeniden doğdu, egemenlik ulusun odu. Elbette karşı çıkanlar oldu, kabul etmeyenler oldu ancak bu ulus artık kararını verdi. Seçti seçildi, egemenliğini eline aldı. Bu yıkıntıya bir darbe olabilir, yeniliğe devrim. Bu böyle biline.
Demokrasilerde neden darbeler olur? Evet, bu soruya yanıt aranmalı. O nedenle darbe öncesi çok iyi değerlendirilmeli diyorum. Demokrasilerde sistem iyice oturmuşsa, halk sisteme sahip çıkmışsa  kolay kolay darbe olmaz. 1950’de demokratik bir devrim oldu, çok partili parlamenter rejime geçildi. Elbette Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulusun oldu. On yıllık döneme bir bakalım. Bu büyük nimetin kadri bilindi mi, sahip çıkıldı mı? Yooo  kurumlar demokratikleşmedi. İktidar muhalefeti ezmek istedi. Egemenliği tek elde toplamak istedi. Hoş olmayan, demokrasiye yakışmayan görüntüler ortaya çıktı. Cepheleşmeler, partizanlık. Halkın camileri, köyleri yolları ayrıldı. Elbette bu görüntü demokrasiye uymaz. İktidar ilk desteğini yitirdi, başka baskı öğeleri ortaya çıktı. 27 Mayıs darbesi gerçekleşti. Olumlu yanları olsa da darbe darbedir ve demokrasiye yakışmaz. Hele siyasal idamlar demokrasimize kara bir leke olarak sürüldü. Bu çok kötü. Ancak darbeye nasıl varıldı, darbenin sonuçları ne oldu hala tam açıklanmış, tarih biliminin sayfalarında berrak olarak yer almış değil.
  Darbe tarihin en az kan dökülen darbesidir. Darbe sonuncu bir çok çağdaş demokrasinin üstünde bir çok demokratik kuruma kavuştu sistem. Ancak demokrasilerde kazanımlar halkın demokratik mücadelesi ile olmazsa halk buna sahip çıkamaz. Çünkü belli bir emek sonucu elde edilmeyen kazanımlar öylece elden gider. Çok demokratik bir Anayasa kabul edildi ancak halk bunu bir mücadele ile kazanmadığı için egemen çevreler ona karşı oldu, halka çok geniş geldiği savunuldu. “Bu halk için bu ölçüde özgürlük çok fazla” dendi. Bu denli mantıksız bir sav olur mu? Oldu... Yıllarca bu anayasayı benimsemeyen siyasal iktidarlar içten içe bu anayasaya karşı oldu. Anayasa Mahkemesi, Özerk TRT  ve gerçek sendikalaşma, işçi hakları gerçekten  yaşama geçirilemedi. Evet kimilerinin anlamaması kimilerinin karşı çıkmasına karşın gerçekten devrim niteliğinde bir çok değişiklik oldu.
  Böylece 12 Mart geldi. Öğrenci olayları, grevler... Belli çevreler içten içe ‘İşte bu Anayasa, toplumu bu duruma getiriyor. Bu halka bu denli özgürlük fazla. Bu Anayasa çok geniş, daraltılmalı’ dendi. Yarım bir askeri darbe. Meclis dağıtılmamış, bir muhtıra ile hükümet düştü. Yapay bir hükümet, darbecilerin hükümeti kuruldu. Darbelerde hep askerler suçlandı. Sanki darbeleri askerler yaptı. Hayır darbeleri görüntü olarak askerler yapsa bile aslında beceriksiz siyasal iktidarlar beceremediklerini askerler yapsın diye gizli gizli kışkırttılar. Çünkü hiçbir darbeden sürekli iktidarda kalan bir askeri kadro olmadı. İstenen değişikliği yaptı, seçime bıraktı sivil iktidar kuruldu. Yine beceremedi yine asker davet edildi… Öyle gitti.
12 Mart Anayasada istenen değişiklikler yapıldı, geri çekildi yine seçim yine olaylar ve bir başka darbe.
  1971-1973 bir ara dönem seçimler demokratik bir dönem ancak egemenler yine yeterli bulmadı  çok kanlı olaylar oldu. Yine bir ses, “Gel şu olayları bastır, şu özgürlükleri biraz daha kıs, şu gençler çok ses çıkarıyor onlardan da biç ve bize göre bir ortam hazırla” dendi.
Öyle de oldu 12 Eylülde. Siz bakmayın sonra buna çok karşı çıkanlara. Bu Anayasaya yıllar sonra karşı çıkanlar, o dönemin liderlerine adeta yamandılar. Yollarına okullarına çocuklarına adlarını koydular. Sonra da yeniden yargılayalım dediler. Kimi 90 yaşını aşmış kimi 100’e yaklaşmış. Biz o günleri yaşayanlar biliriz. O Anayasaya zorla oy vermediler, o liderleri zorla sevmediler, yürekten sevdiler. Çünkü bugün karşı gibi görülenler için bu Anayasadan daha iyi bir yasa yok onlar için. Ben o oylamada sandık başkanıydım. Kimse zorlamadı bugün karşı gibi olanlar o Anayasaya gönülden ‘evet’ dediler. Ben  en dipteki sandık başkanıydım. Bir köyde özgürce oy kullandım, özgürce oy kullandırttım. Şimdi o demokrasi havarisi geçinenlere bakmayın. Basit bir çıkar her şeyi değiştirir.
Bu darbelere giden yollar da aydınlatılmadı bu darbeden sonra kalan enkaz yada kalıntılar gün ışığına çıkmadı. Darbe olması istenmezse halk sistemine sahip çıkacak. Sistem kendinin  ise ona dokundurtmayacak. Ancak kazanımlar havadan gelirse havaya gider bu böyle biline.
*
  Şunu çok iyi bilelim. Türk ordusu demokrasiye inanmış bir ordudur. Çünkü onun başkomutanı bu devleti kurdu bu Cumhuriyeti kurdu. Ancak bu halk  cumhuriyetin kazanımlarının, demokrasinin kazanımlarının değerini bilmezse  öyle de elinden alınır. Türk ordusu zaman zaman devletin ve rejimin tehlikeye yürüdüğünü görerek bir şeyler yapmışsa halkın yeterince sisteme sahip çıkmadığındandır.
 
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ
En az bilinen siyasal olay bu. 15 Temmuz'a nasıl geldik? 15 Temmuzda ne oldu? Görüntü öylesine bozuk ki hiç bir şey net değil. Aralık olayları. Rüşvetler yolsuzluklar, kendi deyişleri ile paralel gidiş. Paralelin tanımını ilkokul öğrencisi de bilir. Buna göre çözülsün kimi görüntüler. Biz demokrasiyi seviyor ve inanıyoruz. Bir yaşam biçimi olarak kabul ediyoruz. Amaca ulaşmak için araç olarak kabul etmiyoruz.
15 Temmuz birçok yanı hala karanlık bir olay. Bu olaydan en büyük darbeyi ve yarayı Türk Ordusu aldı. Mehmet, Mehmet’e silah çekti, ateş etti. Yabancı birlikler savaşmadı. Kardeşler savaştı. İbadete çağıran salalar okundu. Yüzlerce gencimizin kanı aktı. En kanlı darbe oldu. Hala çözülemedi. Darbe öncesi ERGENEKON-BALYOZ darbesi ile ordumuz çökertilmek istendi. Üç yıl geçti aradan hala yüzlerce asker ki subay bunlar açığa alınıyor hapsediliyor. 15 Temmuz öncesi biraz görebilen biraz duyabilen ve okur-yazar olan durumu görüyordu ancak asıl görmesi gerekenler neden görmedi?
Sözü daha fazla uzatmadan dileyelim ki tarihimizin bu karanlık sayfaları tarih bilimine uygun ölçütlerle aydınlansın ve yeni kuşaklar daha duyarlı olarak Cumhuriyetine ve demokrasisine sahip çıksın.
Gözlüklerimiz görmemizi, kulaklıklarımız da duymamızı sağlasın ve beynimiz yaratılış ayarlarına uygun kiraya verilmeden çalışsın. Darbesiz özgür ve bağımsız günler dileğimle…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.