• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 14 °C

DERSİMİZ KADIN

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Kadına dair bu kaçıncı yazım hatırlamıyorum ama bildiğim, kadını anlatmak için gerçekten kelimelerin yetersiz kaldığı, cümlelerin ise anlamını yitirdiği ve kifayetsiz kaldığıdır.

Kadın zayıftır ama anne güçlüdür. Erkek güçlüdür ama kadına karşı zayıftır, diyor “Optimum Denge Modeli” adlı kitabında Tamer Dövücü.

Bu durumda kadın aslında hep güçlü olan mı oluyor? Aslında insanın kimliğidir onu güçlü ya da zayıf yapan…

Doktor Ayşe Hanımla, temizliğe giden Fatma hanımın statüsü toplumda aynı mıdır? Tabii ki hayır. Unvanlar insanların toplumdaki yerini belirler. Ama inanın Başbakan dahi olsa kadın yine de toplumda ikinci sınıf muamelesi görendir. Hiçbir erkek başbakanın güneşlenmesi ya da mayosu hiç merak edilmedi ama Tansu Çiller hep odak noktası oldu. Bir falso verse de yakalasak. Ve kadından ancak bu kadar başbakan olur diyebilmek adına hep açık yakaladık…

Hiçbir erkek başbakanın saç rengi ya da fiziksel özelliği konuşulmadı. Fakat Tansu Hanımın saç rengi, yüzünün gergin olması, kremi, elbisesinin uzun veyahut kısa oluşu her şeyi konuşuldu; Yorum yapıldı. Çünkü o bir kadındı. 

Toplumda kadının adının var olup olmamasını belirleyende yine bir kadındır nihayetinde; yani annedir. Nasıl mı? Erkekleri yetiştiren kadınlar olduğuna göre, kadına karşı sevgiyi, saygıyı, eşitliği öğretecek olan da kadındır. Toplumda erkeklerin üstün olması yetiştirmekten kaynaklanan bir hatadır. Yani eğitim hatasıdır. Hatta hatalı projedir. Kimseyi gözünüzde büyütmeyin ya da küçültmeyin.

Kadın hayatta tüm sıkıntıların, güçlüklerin üstesinden gelebilir. Her engelle çarpışabilir. Ama erkeklerle baş etmesi neredeyse imkânsız gibidir. Toplumun baskıcı tavrı kadını erkekler karşısında baskın karakter olmaktan alıkoyuyor maalesef. Bildiğini okuyan ve söyleyen erkek karşısında, kadın çoğunlukla susan oluyor.

Son dönemde kadınlar daha fazla söz sahibi olmak ve kendi seçimlerini yaşayabilmek, toplumda var olduklarını göstermek için daha çok çaba sarf ediyorlar. Kendine inancı olan kadın, ayakları üzerinde durmayı da başarabilen oluyor. Sınırlı sayıda da olsa kadınlar modern dünyada artık eskisi gibi değil; seslerini duyurabiliyorlar; Ama bunu modern ve demokratik bir sistemde başarabiliyorlar.

***

Mesela şimdi bir senaryo yazalım. Bir gelin adayımız olsun. Bu aday hizmetkâr ruhlu, becerikli olmayan aynı zamanda da sıradan olmayan bir karakter olsun. Modern, eşitlikçi, haksızlıklara karşı boyun eğmeyen olsun. O zaman işte hem cinsi olan kayınvalide var ya karalar bağlar. Neden bilir misiniz? Çünkü oğlunun o karakter karşısında sessiz kalacağını ve hatta kendisinin de itibar görmeyeceğini düşündüğü için… Oysa gelinin, oğlunu sevmesi ve mutlu olmaları değil midir as olan? Ne diye karalar bağlarsın kayınvalide? İyi ya! daha ne istiyorsun ayakları üzerinde durabilen, muhtaç olmayan, güçlü bir gelin modelin var…

Masallarda hep kadın güzel, iyi, becerikli ve beyaz atlı prensini bekleyendir. Kadın masallarda bile erkeksiz hiçbir işe yaramayan olarak yansıtılır. Masallarda, kadın hep bir prense muhtaçtır. Sadece bir masal istisnadır o da bir kadının öpücüğüne muhtaç olan “kurbağa prens” masalıdır. Baksanıza masallar bile bize düşman…

***

Ya şiirler. Şiirlerde kadın güzel olan, ulaşılmaz ama hep elde etmek için uğraş verilen olarak karşımıza çıkar. Nazım “Kimi derki kadın uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki kadın; harman yerinde dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir. Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran” Buraya kadar Nazım toplumun kadına genel bakışını değerlendirir ve sonuçta Nazım Hikmet tam kendine yaraşır bir biçimde “Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal, O benim kollarım, bacaklarım. Yavrum annem, kız kardeşim. Hayat arkadaşımdır.” Diyerek sonlandırır “kadın” şiirini.

***

Dinimizde bir erkeğe dört kadın düşüyor. Bu durumda, dinimiz erkeğin hükmünü göğe mi yükseltiyor. Ya da bizlerin göremeyip, atladığı bir kıssa mı var bu olayda. Kadının bir mülkiyet gibi algılanması konusu dinimizde kadını bu kadar mı işlevsiz kılıyor ve pasif yapıyor? Reşit olmayan 18 yaşın altında ki imam nikahı olayında kimdir suçlu; Neden hep kadın mağdur? Çünkü erkekleri yetiştiren kadınlar hep erkeği yücelttiği için. Kadın kısmının susması ve boyun eğmesi gerektiğini öğrettiği için…

Sosyolojik, politik ve en önemlisi etik olarak kadın hep itilmiş. Oysaki, cinsiyet ayırımı gözetenler, kadını ikinci plana itenler eşitlik ilkesinin hazımsızlığını yaşayanlardır. Kadın dünyanın en zor işi annelik görevini layığı ile yerine getirebiliyorsa inanın her şeyin üstesinden gelebilir.

Mecliste var olan ama sesi çıkmayan kadın vekiller ise benim vekilim değildir. Kadının ayaklar altına alındığı, hakarete uğradığı bu dönemde sessiz kalıp sadece vitrin görevi yapan kadın vekil benim vekilim olamaz; Çünkü beni değil partisini temsil ediyor. Herkes görevini layığı ile yapsaydı dünya bu haksızlıklarla karşı karşıya kalmazdı.

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.