• BIST 110.115
  • Altın 273,129
  • Dolar 5,7673
  • Euro 6,4129
  • Trabzon 13 °C

DİKSİYON

ŞENER METE

  Önceki gün Türk Dil Kurumu'nun kuruluşunun yıldönümü idi. TDK, Dolmabahçe Sarayı'nda kuruldu. Dil, yalnızca yazım değil, aynı zamanda konuşmadır. Aslında her metin, konuşulması için yazılır. Ancak bizde konuşmayı anlatan metin sayısı yok denecek kadar azdır. Bugünün anısına konuşmanın en önemli özelliği olan Diksiyon adlı makalemi armağan ediyorum.
*
d8167fc0-cc2a-4d90-89dd-8cd7646352af.jpg  Merhaba Sevgili okuyucu… Evinizde mutlaka sözlük vardır. Sözlükteki kelimeleri doğru okuyabilmek için az da olsa diksiyon bilginizin olması gerektiğini söylesem, hata etmemiş olurum.
Diksiyon’un kelime anlamı, açık anlatımdır. Manâ, anlam, deyiş, söyleyiş, kelime seçimi, söyleniş ve telâffuz sözcüklerinin tümünü bir arada veya ayrı ayrı diksiyon kelimesi karşılar.
Fransızca kökenli bu sözcüğün yerine kullanacağımız tek karşılık ‘Güzel Konuşma’dır. Bazı hocalarımız buna ‘Söz sanatı’ da derler.
Osmanlıca’da talâkat, belâgat, fesahat, natıka, tecvid ve nutuk gibi pek çok kelime, diksiyonun çeşitli unsurlarını yansıtan kavramlar olagelmişti.
Anlıyoruz ki eskiler konuşmaya çok önem vermiş, söz ile onun taşıdığı anlamın birbirini tamamlamasına dikkat etmişler.
Sözle ilgili çok güzel deyim ve tamlamalar da ortaya konulmuş: “Boğaz dokuz boğumludur”, “Söz adamın mihengidir”, “Söz güherdir” gibi deyimlerin yanı sıra “Söz almak, söz söylemek, söz açmak, söz vermek, sözünü bilmek, sözünün eri olmak” gibi tamlamalar bunların yalnızca bir kaçı…
“Söz var kılur kayguyu şad, Söz var kılur bilişi yad” diyen şair Nabi, sözün sıkıntıyı mutluluğa çevirebileceği gibi dostlardan da edebileceğini belirterek güzel konuşmanın yani diksiyonun önemini ortaya koyar.
Diyebiliriz ki, “Diksiyon bir dilin anlaşılabilir olarak konuşulmasını sağlayan kurallar bütünüdür”.
Yazı dilinde imlâ ne gibi görev yapıyorsa konuşma dilinde de diksiyon ona paralel olarak aynı vazifeyi görüyor. İmlâsı bozuk bir yazıyı doğru dürüst anlayamazsak diksiyonu bozuk bir konuşmayı da tam olarak anlamamız mümkün değildir. Çünkü diksiyon, konuşmanın kalitesidir.
İnsanların ve sistemlerin ‘hata yapmama’ ve ‘mükemmele ulaşma’ isteğinden ortaya çıkan kalite, tesadüf değil akıllı bir çabanın sonucudur.
Diksiyonun kalitesi, Türkçemizde İstanbul ağzıyla ölçülür. Bunun altında yatan en önemli sebep, imparatorluklar merkezi olan İstanbul’un, yüzyıllarca dünya kültürünün beşiklerinden biri sayılmasıdır.
Biliriz ki Türk kültürünün öğretim ve eğitim merkezi de yine yüzlerce yıl İstanbul olmuş...
*
Vokal zengini olan Türkçemizin seslerindeki açıklık/kapalılık, darlık/genişlik özelliğinin kulağa hoş gelecek şekilde bilinçli kullanımı, en fazla İstanbul ağzında görülür. Aynı şekilde diksiyonun temel özelliklerinden olan vurguların, en doğru ve kulağı rahatsız etmeyecek biçimdeki örneklerini de İstanbul ağzında duymaktayız.
Diksiyonun özelliklerinden biri, tonlama demek olan entonasyon’dur. Entonasyon, dinleyenleri rahatsız etmeyecek biçimde yine İstanbul ağzında vücut bulmuştur. Sesimizin tonu ve melodisi, bir mesajın ilk etkisi olduğuna göre tonlama, kaliteli bir iletişimin önemli koşullarındandır.
Diksiyonun iş ve yaşam kalitesine önemli etkileri bulunur. Bu etki, yüzyüze görüşmede ve telefon görüşmesinde olmak üzere iki türlü ortaya çıkar.
Yüzyüze yapılan görüşmelerde, kişilerin birikiminin karşı tarafa yansıması ancak düzgün bir konuşma ve mantıklı bir söz dizimiyle kendisini göstermektedir.
Telefon görüşmelerinde ise ya kişisel ya da kurumsal bir imaj yaratılır. Kişisel etki, mantıklı söz dizimi yanı sıra sesin kullanım biçimiyle de orantılıdır. Kurumsal etkiyi yaratan ise telefona ilk bakan görevli ya da sekreter olmaktadır.
Kurumlarda halkla ilişkilerde görevli olan kişi, diline hâkim ise ilk anda olumlu bir kurumsal etki ortaya konuyor. Kurum adına konuşan, telefondakine açık ve net bilgi veremiyorsa o kurum hakkında derhal olumsuz bir düşünceye yol açabiliyor.
Kişilerin diksiyonu geliştikçe kaliteli bir iletişim ve mükemmel bir anlatıma ulaşmak her zaman mümkündür.
*
Diksiyon, aynı zamanda bir kültürdür.
aaaaaaa-001.jpgKültür, bir toplumun geçmişinden bugüne yaşattığı düşünce ve sanat ürünlerinin tamamını kapsar. Toplumun her türlü ortak düşünce, dil, sanat ve yaşama biçimi kültür kavramının içindedir. Kültürün, kişilerin yaşam tarzları kadar konuşma biçimlerini de etkilediğini bilirsiniz. Bu durumda güzel konuşmanın olmazsa olmazlarından birinin, konuşanın kültürel birikimi ve bu birikimin doğru bir mantık örgüsü içinde yansıtılması olduğunu söyleyebiliriz.
Kültürel zenginliği olmayan, bir başka anlatımla entelektüel birikimden yoksun bir kişinin, güzel konuşmayı kesintisiz olarak sürdürmesi mümkün olamayacaktır. Bir kişinin konuşmasından kültürel zenginliğini ölçebilir miyiz? Evet, ölçeriz ama bunun için doğru telâffuz yeterli değildir.
Dilde kültürel zenginlik, kelimelerin doğru telaffuzu kadar çeşitliliğiyle de ölçülür. Bir kavrama, bir eyleme karşılık olarak hep aynı kelimeleri kullanan kişiler, birikimlerini çok çabuk belli ederler. Oldu, meydana geldi, yapıldı, bitirildi, tamamlandı, edildi, ortaya konuldu, tahakkuk etti ve daha pek çok eylem sözleri varken, her fiili ‘gerçekleşti’ diye ifade eden kişinin söz birikiminin veya kültürel zenginliğinin fazla olmadığını söyleyebiliriz. Bu durum, grup içindeki konuşmalarda kendini daha çabuk belli eder.
Aynı grup içinde uzun süreli birlikteliği sürdürebilmenin en önemli yolu, grup terimlerini iyi bilmek ve o terimleri doğru kullanmaktır.
Örneğin, voleybolculardan oluşan bir gruptakilerin, voleybol kültürünün sözel özelliklerini de bilmeleri gerekir.
Yine aynı şekilde ülkesinin dilini iyi kullanmak isteyen bir kişinin, kendi tarihini ve geçmişte yazılan edebiyat ürünlerini bilmemesi söz konusu olamaz. Tarihinden ve halkının kültüründen habersiz bir insan, entelektüel değildir. Entelektüelliğin en önemli koşullarından biri de geçmişten günümüze yayınlanan sözlükleri arasıra karıştırmak ve böylece her sözlük hakkında bir fikri olabilmektir.
Sözde manâyı, manânın da derin anlamını çıkarmanın yolu, çok sözcük kullanabilmek ve bunun için de çalışmalarda Türkçe sözlükleri elimizin altından eksik etmemekten geçer. Çünkü bir aydın için çalıştığı yerin kurumsal kültürü de oldukça önemlidir.
*
Toplumlar gibi kurumların da amaçları, değerleri, ilkeleri ve kendilerine özgü nitelikleri vardır. Çalışanlar tarafından bilinen ve paylaşılan kurumsal inanç, anlayış ve kurallar bütünü olarak sıralayacağımız bu nitelikler, uzun yıllar içinde bir kurumun kültürünü oluşturur. Çalışanların giyim kuşamından, iş ilişkilerine, çalışma saatlerine, üretim biçimlerine ve üretim koşullarına kadar pek çok unsur kurumsal kültürü belirler. Kurumsal kültür, yalnızca çalışanların değil, kurumla ilişkisi olan bireylerin de o kuruma karşı olan bakış açısını etkiler.
Birçok kurumda, detaylarıyla yazılmış bir kurumsal kültür göremeyiz. Kuruma bütünlük kazandıran kuralların pek çoğunun yazılması gerekli de değildir. Özellikle iletişimle ilgili kurumlarda bu kurallar, usta-çırak ilişkisiyle devam eder ve tecrübelerle çeşitlilik kazanır. Kurumsal kültürünü yeni kuşaklara öğretebilecek nitelikli çalışanlarından yoksun kalan iletişim kurumlarında, yöneticilerin sıkça değişimi kaçınılmaz olacaktır.
Binalardan yerleşim düzenine, ürünlerden kullanılan cihazların düzenlenişine ve çalışanların tecrübesinin temel taşı olan anılara kadar tüm görünen ve görünmeyen birikim, kurumsal kültürün yazılı olmayan unsurlarıdır ve kulaktan kulağa intikal eder.
Kurumsal kültürün yazılı bölümlerini genellikle yasalar ve kurallar oluşturur. Yasa ve kurallarda yer alan kavram ve terimler de sözcük haznesi kadar, doğru telâffuzu ve dolayısıyla diksiyonu etkileyen unsurlardır.
En alt kademeden üst yöneticilere kadar uzanan çizgide kurumsal kültür, kurum terminolojisinden çalışanların motivasyonuna, iş disiplininden iletişimin sağlıklı yürümesine kadar tüm konularda diksiyondan yararlanır.
Vizyon sahibi yöneticilerden çok fazla etkilenen kurumsal kültür, yeni bilgiler ve kavramlarla zaman içinde gelişir ve yenilenir.
*
Diksiyonun etkilerinden birini de zaman kazandırmada görüyoruz.
‘Her türlü gerçeğin doğrulanma yeri’ olan zaman, aslında herkes için sabittir. Bir günde 24, haftada 168 saat olsa da benzer koşullarda çalışanların üretimleri, gerek yeteneklerinden gerekse planlamadan dolayı zamanın farklı kullanılmasına yol açar. Oysa zamanı doğru ve akılcı kullanmak, daha verimli sonuçlar elde etmemizi sağlar. Doğru zamanlama, stresi azaltıcı bir faktördür de…
Bir konuşmacının zamanı doğru kullanmasından daha doğal bir şey olamaz. Diksiyonun özelliklerinden olan redaksiyonun yani düzgün ve anlaşılır cümle oluşturmanın, zamanla birebir ilişkisi bulunur.
Az sözle çok şey ifade etmek, konuşanın zamanını değerlendirme marifetinin de ayrı bir göstergesidir.
Redaksiyonu yalnızca okuduğumuz metinde değil, doğal konuşmada da yapabiliriz. Konuşma süremize göre doğru sözcükleri doğru yerde kullanarak, hem kısa hem de meramımızı anlatacak nitelikte cümleler kurar ve bizi dinleyenleri sıkmamış oluruz. Bu noktada, konuşmanın yeri önem taşımaktadır.
Yolculukta yapılacak bir konuşmanın süresi ile telefondaki konuşmanın süresi, birbirinden farklı olacaktır. Uzun konuşmalarda bol bol örnek verilebileceği gibi, kısa konuşmalarda deyimler ve atasözlerinden yararlanmak, zamanı olabildiğince verimli kullanmamızı sağlayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.