• BIST 108.869
  • Altın 271,535
  • Dolar 5,7701
  • Euro 6,3816
  • Trabzon 12 °C

Dipsiz Göl Kuzu gölü olmasın!

Yer KULAK

   Gümüşhane iline bağlı Taşköprü yaylası, aslında Trabzon’un bir yaylasıdır.  Yanbolu vadisi, Banta Harabeleri ve üç beş km. güneyde Taşköprü yaylası! 
Taşköprü yaylasında; dipsiz gölün suyunun iş makineleri ile boşaltılması, define, hazine arama işi, pek gündeme gelmedi. Ne zaman ki gölün suyu boşaltıldıktan sonraki görüntüleri medyaya yansıdı ondan sonra kızılca kıyamet koptu. 
Üniversitelerin hocaları, jeologlar çevrecilerden açıklama üstüne açıklama.  Göl, 12 bin yıllık krater gölüymüş, yok şöyle değerli imiş… 
dipsiz-gol.jpgDipsiz gölü haber yapan olay, aslında gölün önceki ve sonraki fotoğraflarıdır.
Kazı yapılmadan, su boşaltılmadan önce, göl ve çevre kartpostallık… Sonrası ise, çökmüş yıkılmış bir binanın enkazı!

Aslında dipsiz diye adlandırılan göl, tehlikeli bir göl. Gölü yaylacılar ve çevredekiler dipsiz olarak bildikleri için yanına değil yakınına bile yaklaşamıyorlardı. Hatta göle at düşmüş boğulmuş hikayeleri de var. O göle aslında, at, koyun, kuzu, inak vs. düşse boğulmaz, bu hayvanlar yüzerler kıyıya çıkarlar. O gölde boğulacak olanlar yüzme bilmeyen insanlar.
Bu dipsiz gölün, gerçekten krater gölü mü yoksa sonradan yapılan bir göl mü, olduğunu o bölgede yaşayan insanlara sorduk.
Kimileri, gölün yıllar önce kuzuları, koyunları yıkamak için yapıldığını, son yıllarda kullanılmadığını, gölün dipsiz de olmadığını söylerken, kimileri gölün çukur bir alanda doğal bir göl olduğunu belirtiyor.  
Eskiden yaylalarda genelde dere kenarlarında veya su olan yerde, kuzu gölleri denilen gölcükler vardı. Çobanlar, kuzuları ve koyunları bahar aylarında bu gölde yıkarlar ve sonra yünlerini kırparlar. Kuzu ve koyun yünleri o yıllarda iyi para ederdi.
Taşköprü yaylasının dibinde halkın dipsiz göl olarak adlandırdığı bu göl, kuzu gölü mü yoksa tabi bir göl mü, bilemiyoruz. Gerçi, tabi veya kuzu gölü olsa da çok da önemli değil. Sonuçta dağ başında bir göl! Zaten normal zamanda insanlar korkudan gölün yanına bile yaklaşamıyorlardı. 
Bu kazı; dipsiz gölün dipli olduğunu ve insanların söylemde de olsa doğanın tahrip edilmesine tepkili olduğunu ortaya koydu.

O bir Milli öğretmendi!

  Türkiye Aydınlanmasının ulu çınarı Yıldız Kenter'in yaşamış olması vakıası önünde huşu içinde eğiliyorum.
o-bir-milli-(2).jpgGençliğimin kahramanı öldü. Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşler, Devlet Tiyatroları sahnelerinde oynanan tiyatro eserlerini seyretmenin hayatımın temel inşa eksenlerinden biri olduğu 1952 sonrasında, hayran olduğum, taparcasına beğendiğim, izlediğim iki büyük sanatçıydı. Yıldız Kenter kardeşi Müşfik Kenter'den daha uzun yaşadı. Tek parti dönemini Jakoben falan filan diye eleştiriyoruz. Ben de eleştiriyorum. Ama bu dönemin lider kadrosunun ki Atatürk ve İsmet İnönü'nün Türk Aydınlanmasının temellerini attıkları iki büyük hizmet eksenini vurgulamamak tarihe saygısızlık olur. Bu eksenlerden biri çeviri ve yayın ekseniydi. İkinci eksen ise tiyatro ve müzik konservatuarlarının, balenin ve operanın kurulmasıydı. Ali Bayramoğlu ve Etyen Mahcupyan gibi ihtirasları müktesebatlarının fersah fersah önünde giden bazı sivri zekalılar bunu Anadolu köylülüğü zemininde oynanan saçma ve başarısız olmaya mahkum bir "Batı'yı taklid" gibi gördüler. Karaladılar. Dalga geçtiler. Bu bir taklid değildi. İnsanlığın ortak üst medeniyetine üreterek katılan bir Türkiye'nin inşası için, Anadolu'nun kültür toprağına dikilen çınarlardı Ankara Devlet Konservatuarı, Devlet Operası ve Balesi, Devlet Tiyatrosu.
Bu çınarlar tuttu. Köklendi. Başka kentlerde benzerleri yeşerdi, büyük ağaçlar oldu. Türk aydınlanması her Türkiyelinin zihnine, kültürüne dokunmadı. Dokunması mümkün de değildi gerekli de değildi. İngiltere'de ömründe hiç tiyatroya gitmemiş Britanya Vatandaşlarının çoğunlukta olması Şekspir’in, İngiltere'deki tiyatro, opera, kurumlarının evrensel değerini çürütmediği gibi, Türkiye'de Aydınlanmanın nüfusun önemli bir kısmının hayatına, mahalli kültürüne dokunmamış olması, bu aydınlanmanın evrensel önemine gölge düşürmemektedir. Düşürmez. Düşüremez.
Yıldız Kenter Türkiye Aydınlanmasının hem ürünüydü hem de çınarlarından biriydi. Ağaçlar ayakta ölür adlı oyun aklıma geldi. 91 yaşında bir çınar olarak öznel bilinci bugün kapandı. Ama o başta büyülediği seyircileri, yetiştirdiği öğrencileri olmak üzere dışsallaştırdığı bütün üretimi ile Türkiye Aydınlanmasının üstüne ümit ve ışık saçmaya devam edecektir.
Muhteşemdi Yıldız Kenter. Türkiye Milletinin insanlarına yol göstermiş olan, yol göstermeye devam edecek olan bir milli öğretmendi, anıttı.
Onun var olmuş olması, hayatı karşısında huşu içinde eğiliyorum. 
(Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel)

                                     ********************

  Şöhret olmak arzusu, bilinmeyi istemek, insanın ölüm korkusundan sonra ikinci büyük korkusu izolasyon korkusunun çaresi olarak içimizde var. Sosyal medyada okunur olmaktan siyasette zirveye ulaşmaya bu bilinmek arzusunun peşinden gideriz. Bilindikçe izolasyon korkusundan hatta ölüm korkusundan bile uzaklaşırız. Cenazemizin kalabalıklarca defin edilmesini arzularız. Sanki o bilinmek, o kalabalıkların toplanması ile korkumuz azalırmış gibi gelir bize. İzolasyon ve ölüm korkularımızın bir tezahürü de cemaatleşmelerdir. Sinagog, kilise, çeşitli dinlere ait mabetler ve elbette camilerde cemaatleşme; bilinmeme, yalnız kalma ve ölüm korkusuna karşı sığınaklara sığınmadır.
Dinler bu korkuların tedavisini pazarlama metodları, ibadethaneler ise satış yerleridir adeta.
  Halbuki insan ne yaparsa yapsın yalnız ve ölümlüdür. Dinler boş kurtuluş reçeteleridir. Tarihsel gelişim sürecinde ve bugün her biri diğerini yok etme peşinde olmuştur. Yaratıcı Kudret’in, bence, bu din algıları ile alakası yoktur. Katolik papazın günah çıkarmasından müslüman vaizin toplu tevbesine, Budist rahibin Nirvanasından Hahamın afarozuna yapılanların, Yaratıcı Kudret ALLAH ile var olduğunu iddia ettikleri alaka din satıcılarının kendilerinden menkul söylemleridir.
Evet, O var ve ben O’nun tarafından yaratılmışım. Ama arada hiçbir aracıya benim ihtiyacım yok, O’nun için zaten gerek yok. Cemaat içinde bilinmek, kalabalıklarca toprağa verilmekle yalnız ölmek farksızdır.. Kalabalıklar, cesedim ortada kalsa yaratacağım çirkinliği örtmek için cesedimi gömmek zorundalar.
Bu düşüncelerimden dolayı deist olduğum iddia edilebilir. Bu tanıma da ihtiyacım yok. Kimseye zarar vermeden birilerine yararım olsun yeter.
Beni var eden güç benim için ne emredecekse razıyım.
Ben yalnız ve ölümlü bir insan olmayı kabullendim.
ALLAH'ı kullananlar kendilerine taptıklarını fark edebiliyorlar mı? 
(Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu)

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.