• BIST 103.896
  • Altın 269,835
  • Dolar 5,7711
  • Euro 6,3657
  • Trabzon 20 °C

DİRENÇ

Ali Osman Aktaş
Önemli olan dirençti. 
Tıpkı fizik bilimlerinin temel prensibi olan etkiye tepkiyle karşılık verebilmek gibi milli takımımızı da Paris Stadyumu’nda başarıya götürecek olan temel anlayış da Fransızların etkili futboluna karşı göstereceğimiz dirençti.
İşte o ilk yarım saatte gösterilecek olan bu tepki maçın da kaderini belirleyecekti.
Eskiden bu tür Fransa gibi futbolun ana dinamikleri olan ülkeler karşısında gösteremediğimiz bu direnç bizlere farklı mağlubiyetleri de yaşatırdı.
Türkiye liglerinin en kalburüstü futbolcularını toplayıp da kurduğumuz bu on birler eskiden Avrupa ve dünyanın VİP ülkelerini bırak sıradan ülkelerin dahi milli takımları karşısında hiçbir varlık gösteremez, tepki koyamaz, direnç desen esamesi bile okunamazdı.
Ta ki bu anlayış, Şenol Güneş’in Türk Milli Futbol Takımı’nı 2002 Dünya Kupası’nda Dünya Üçüncüsü unvanını kazandırana dek sürdü. 
Tamam, daha önce 1996’da gruplardan çıkarak Fransa’da yapılan finallere katılmayı başarmıştık ama henüz belli bir direnç ve sahada tepki gösterecek bir futbol mantalitemiz yoktu.
Bunun en basit örneğini de Hırvatistan maçında Alpay, 87. Dakikada gole giden Vlaovic’i futbol pratiği içerisinde gerekeni yapmayı bilemediği bir anda göstermişti. 
Bireysel takımlarımızın Avrupa arenasında yakalayabildiği günü birlik başarılar ya da sürpriz niteliğindeki milli maçlarımızın sonuçları sadece tesadüften öteye geçemiyordu.  
Bu dirençsizlik ya da etkiye tepkiyle karşı koyamamak Türk Futbol Takımlarının ve milli takımımızın en büyük problemiydi. 
Herkes bunu biliyor ama tepki nasıl kurulur direnç nasıl gösterilir bunu bir türlü izah edemiyordu.
Futbolda direnç ve tepki sadece belli bir futbol mantalitesi, kurgusu veya anlayışıyla gerçekleştirilebilecek bir olay bir eylem değildir.
Bunun için sadece teknik ve taktik varyasyonlar yetmezdi. 
O taktik ile teknik bilgiyi zihninde karıştırıp kendisinde bir futbol kültürü oluşturabilecek algı ile zekâya sahip olabilmek de gerekir.
Nihayetinde uzun yıllar sonra böyle bir futbolcu ordusuna sahip olabildik.
Hem de milli takımımızda.
Teknik bilgi ve taktik varyasyonların futbolcu zihninde ve zeka dörtgeninde kendi bireysel dayanıklılık yetisiyle birleştirebildiğinde ancak o zaman istenen sonuçlar alınabilirdi.
İşte sahada oynanan futbolun temel direnç ve tepki koyma süreci  de her zaman ilk önce kaleciden başlar.
Direncin baş aktörü her zaman kalecidir ve önündeki çift stoper de onunla birlikte en önemli tepki koyma aktörleridir. 
Ne yaparsan yap kaleye gelen şutları tutamayacak bir kalecin yoksa o maçta asla tepki koyamazsın ve neticesinde de direnç gösteremezsin. 
Maçtan bir gün evvel TRT’nin özetini yayınladığı 1996 yılında Fransa’yla oynadığımız ve 4-0 kaybettiğimiz özel maçta kalecimiz Rüştü’nün yediği golleri tekrar tekrar izlediğimde ALLAH’ım aklıma mukayyet ol” demiştim. Bu Rüştü o dönem için Türkiye’nin en iyi kalecisiydi  ve yediğimiz dört golün üçü de Rüştü’nün üstünden aşırtma gollerdi.
Milli takımımızın kalesindeki Mert Günok, Fransa’daki maçta iyiydi, hem de çok iyi. 
Onun, orta saha ve defansın çaresiz kaldığı anlarda göstermiş olduğu direnç takımımızın sahada kalmasına ve oyuna tutunmasına da zemin hazırladı.
O direnç ve baskıya karşı gösterilen tepki dolu ilk yarım saatten sonra bu sefer Türkiye maça ortak olmaya başladı.
Hatta ikinci yarının başlarında Burak Yılmaz’ın o şutu çerçeveyi bulsaydı galibiyete uzanmak dahi hayal değildi.
Şenol Güneş yeniden milli takımların başına gelene kadar kimse bu milli takımın maçlarını izlemiyor hatta umursamıyordu bile.
Bırak bütün bunları, zamanında ezbere saydığımız Türk milli takımında şu anki Şenol Güneş öncesi milli takımın kadrosunu kimse bilmiyor, tanımıyordu bile. 
Çünkü Türkiye gerçeğini bilemeyen mantalitelerce oluşturulmuş o kadrolar ve o kadrolarda o gün milli olanların yüzde ellisinin bugün dahi esamesinin okunmaması o dönemlerin neden başarısız olunmasının en bariz kanıtıydı.
O zamanlar ahbap çavuş ilişkileri içerisinde oluşturulmuş milli kadroda hem forma aşkı hem de ulusal takım gururuyla sahada mücadele edebilecek olan futbolcuların sayısı bir elin parmaklarından daha azdı.
Herkes bezgin kimse milli takım hakkında konuşmak dahi istemiyordu.
Şenol Güneş her şeyden önce milli takımımızda o kırılan onurun ve gururunun yeniden mimarı oldu. 
Reklam için oynayan değil menajerlerin kıyağıyla kadrolara girenlerin değil, bu milli takımın ay yıldızlı forma aşkına mücadele edeceklerin takımı olduğunu hatırlattı.
Maçta yere düşen o milli formayı giyerken bile üç kere öpen geçen akşamki maçın kahramanı Merih Demiral’a naziren zamanında o formayı fanila gibi dürüp de milli takımın hocasına veren milli takım futbolcularına da gördük.
Şenol güneş bu futbolculara o formanın hakkını ve de gururunu ezberletti.
Bu milli takıma önce direnci öğretti. Sonra da tepki koymasını. Milli duruşun tek vücut olmuş yüreklerde aynı azim ve mücadele içerisinde hep birlikte tepki koyarak milli takımımızın nasıl futbol oynaması gerektiğini kağıttan kaplanlara da gösterdi.
 
O yüzden bugün bu maçta Fransa’yı elinden kaçıran bu milli takım tek vücut tek yürek ve tek bir forma rengi ay yıldızlı kırmızı beyaz için oynamışlarsa bu Şenol Güneş’in onlara kazandırmış olduğu milli duruş ve milli gururdan başka bir şey değildir.
Eksikleri yok muydu? Tabi ki formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış Burak Yılmaz’ın yerine Cenk Tosun daha iyi olabilirdi. Orta sahada hiç bir şey yapamayan Ozan Tufan’ın yerine Hakan Çalhanoğlu daha iyi performans gösterebilirdi. 
Ama neticede sahada olan ya da sonradan oyuna giren bütün futbolcuların da aynı özveri aynı umut ve cesaretle maça tepkisini gösterebilmeleri önemliydi.
Şenol güneşin kravatından başarısını gölgelemeye çalışanlar onun teknik direktörlüğünde Türkiye milli futbol takımı dünya üçüncüsü olurken hiçbir Avrupa takımıyla karşılaşmadı diyerek dünya üçüncülüğü apoletini sıradanlaştırmaya çalışanlar bugün Fransa zaferini ki o da son Dünya Şampiyonu olan Fransa’dan iki maçta dört puan almasını herhalde artık görmezden gelemeyeceklerdir. 
Çünkü kahramanları kahramanlar yaratır.
Bu kahramanları da Şenol Güneş yarattı.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.