• BIST 121.475
  • Altın 294,762
  • Dolar 5,8926
  • Euro 6,5369
  • Trabzon 9 °C

Diyanet ve cami kürsülerindeki sessizlik!

AYDIN EROL

   Issız bir adaya yalnız olarak düşen insanın,  yanında sandıklar dolusu altın bulunmasındansa; su, ekmek, et, vb. yiyecekler ve içecekler bulunmasını tercih edeceği muhakkaktır. Hayatın devamını sağlamak için altın gerekmez ama yiyecek ve içecek gereklidir. Ne var ki insanın altına karşı ciddi bir zaafı vardır. Temel gereksinmelerini karşıladıktan sonra derhal altın ve mal biriktirmeye koyulur. Oysa Kur'an'ı Kerim altın ve gümüş biriktirenleri acıklı bir azapla müjdelemektedir. Bu insanoğluna dünya hayatı sürerken yapılmış ciddi bir uyarıdır. İşte Tevbe Suresi 34 ve 35. ayetler..
﴾34﴿
  Ey iman edenler! Bilin ki yahudi din bilginlerinin ve hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele!
﴾35﴿
  O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı!
Yani kazandıkları altın ve gümüşü biriktirip ALLAH yolunda harcamayıp,  yoksulların,  fakirlerin,  yetimlerin,  darda kalmışların doyurulması için bu serveti kullanmayanların alınları,  sırtları,  böğürleri cehennem ateşinde dağlanacak. Bizleri yaratan ve bu dünyaya imtihan gayesiyle yollayan Rabbimizin bu uyarıları ortadayken gelecekle ilgili beklentileri yeryüzünde servet ve mülkiyet sahibi olma hırsıyla sınırlı beyinler bu ayetlere aldırış etmezler. Ayetlerin sadece Hristiyan ve Yahudi din adamlarıyla ilgili olduğunu düşünüp kendilerini rahatlatırlar. Zekatlarını bile vermekte zorlanan bu kesim kendi ülkelerindeki,  dünyadaki açların,  yoksulların durumundan sorumlu olmadıkları kanaatindedirler. 
Geçelim...
Diyanet'e bağlı camilerde kürsülerde, okunan hutbelerde asgari ücretin 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı için belirlenmiş tutarın aşağısında olması nedense gündem olmaz. Sürekli olarak abdesti neler bozar, gusül nasıl alınır, bayram namazı nasıl kılınır vb. meseleler gündemde tutulur. Gelir dağılımı seviyesindeki adaletsizlikler, bu adaletsizliğin düzeltilmesi noktasında alınabilecek tedbirlerin gündeme taşınması yer etmez camilerimizde... İş, işçi, emek, ekmek, ücret, adaletli bir gelir dağılımı gibi konuların önemine dair vaazlar cami kürsülerinden duyulmaz. İslam'ın en temel meseleleri olan bu konularla ilgilenmek sanki sosyalistlere,  Marksistlere, komünistlere bırakılmıştır. Sanki iş, işçi, emek, ekmek, hak edilen ücret vb. sol cenahla özdeşleşmiş kavramların camiye girmesi yasaktır. Bu konuda ciddi sıkıntı çekilir. Bu kavramlar bu kürsülerde bir nevi ayıplı başlıklar olarak değerlendirilir ve sözü edilmez. 
Bu zihniyeti paylaşan insanlar alkol alan insanlarla aynı masada oturmayı dinine,  inancına aykırı bulur,  ama adrese teslim ihalelerle haksız yere zenginleşen, kamu kaynaklarını yandaşlara peşkeş çeken günümüz muhafazakarlarıyla aynı evde Kur'an okumayı ve dinlemeyi sevap sayar. Beraberce onlarla dini sohbet yapmayı ilim-irfan meclisinde bulunmak olarak görür. Ne de olsa bunlara göre söz konusu durum dinin ve din kardeşliğinin gereğidir. 
İnfak ihtiyaçtan fazlası olarak değil de zekat malın bilmem ne kadarını vermekle sınırlandırılınca üç kuruş zekat veren zengin muhafazakarlar haksız ihale kapatarak, kamu kaynaklarını yağmalayarak kazandıkları paranın, servetlerinin çok küçük bir bölümünü yoksula verip hanımlarının altına yüzbinlerce liralık 4*4 jeepler çekmeyi, hanımlarının dirseklerine kadar altın bilezik takmayı en temel hakları olarak görmeye başladı. Diyanet cami kürsülerinde yoksulluğa şükretmenin öneminden bahsettiği kadar bu çarpıklıklardan da bahsetse iyi olur!

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.