• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Trabzon 17 °C

DLG!

Gürsel ÖZGÜR

Fransız anayasa hukuku uzmanı ve siyaset bilimci Maurice Duverger’in, ‘’Tüzük ve Yönetmeliklerde özellikle boşluklar bırakılır ki yazanlar tarafından bu boşluklardan yararlanılsın’’ ifadesini okuyunca sanki bizim ülke için yazmış diye düşündüm.
Gerçekten, yazanlar ya böyle düşünmüş ya da yoruma açık kalan kuralların, ahlaki değerler ile doldurulacağını düşündüğünden, bazı boşluklar veya yoruma açık kısımlar bırakılmış. İdeal olan tüm hususların düşünülerek, herkes tarafından anlaşılır, sade ve açık ifade edilen yazılı kuralların olmasıdır. Bu yüzden yıllardır devam eden bir soruna bir kez de ben değineceğim.
‘’DLG’’ yani Delege şöyle tarif ediliyor: ‘’Bir kongreye katılmak üzere seçilmiş olan partili.’’
Cümlenin dikkat çeken önemli ve sihirli kelimesi ‘’seçilmiş!’’
Daha açacak olursak, Muhtarlık Bölgesindeki Üyelerin, bizi bu arkadaşlar temsil edebilir demesi gerekir. Yani daha da açık ifade edersek kendini mahallenin üstünde gören ve mahallenin sahibi sanan birkaç kişinin yazdığı liste değil.
Sefer ÖZGÜR Karadeniz Gazetesinde ‘’Siyasi Partiler ve Politika’’ başlıklı ve 24 Ağustos 1998 tarihli köşe yazısında şöyle yazmış:
‘’Egemen Milletten kaynaklanan demokrasi içinde yer alan seçimlerde delege sistemi bir nevi milletin yetkisini kısıtlama gibi bir durum oluşturur. Delege sistemi hizipleşmeleri artırır ve dolayısı ile parti disiplini de daha zayıflar. Ayrıca delege sistemi bazı menfaat grupları tarafından da kullanılabilir.’’
Babamın yazısının tamamına katılarak altına 19 yıl sonra imzamı atıyorum.
Aslında yeni bir şikâyet konusu değil Delege Ağalığı. Kralın Çıplak olduğunu herkes görüyor ama değiştirme yetki ve kudretinde olanların da gördüğü husus devam ede geliyor, sanırım asırlar boyunca da süregelecek, seyretmeye ve yakınmaya devam, oğlum Sefer’de bunları yazarsa şaşırmam.
Hadi bu kötü delege ağalığı sistemi var, bari onu kurallara, tüzük ve yönetmeliklere uygun yapalım desen, kim kitap okuyacak diyen çok bu seferde. Ya da boş ver tüzük ve yönetmeliği, işimize geldiği gibi yapalım diyen de azımsanmayacak kadar çok. Tabii Avrupa’da okuma oranı yüzde 21, bizde binde bir. Haklılar, kim okuyacak… Ama sen; gönül vermişsin partine, okumalı, bilmeli ve örnek olmalısın desen; en çok ben çalıştım, en çok ben hak ettim, en iyi benim diyen çok bu kez de.
Bir de adeta kan davası var süregelen. Bir dönem önce haksızlığa uğrayan bazıları öbür dönem aynı hukuksuzluğa bu defa kendi başvurunca ‘’ Ne yapalım geçen dönem de onlar yapmıştı’’ diyerek kendilerini haklı çıkarıyor.
Yani sana yapılınca haksızlık, sen aynısını yapınca adilane…                          Partilerin içinde iki grup var, birisi gerçekten parti ilkelerini okumuş, özümsemiş ve ona göre davranan, ahlaki ilkeler çerçevesinde partiyi ileri götürme çabasında olanlar ile partinin ilkelerini bile bilmeyen, çıkar, iş, ihale vb. kişisel menfaatleri peşinde koşan ve fikir sahibi olmayanlar. Kim mi kazanıyor? Sizce? Bu ikinci grup parti içi siyasi mücadele uğruna arkadaşlıkları bile hiçe sayıp bir anda bitirebiliyor.
Şimdi şunları duyuyorum.’’Kol kırılır yen içinde kalır’’ neden yazıyorsun diyenleri.
Birbirine yakın insanların arasında olabilecek sorunların yine bir bütünlük içerisinde konuşulması ve halledilmesi gerekliliğini belirten atasözümüze çok katılamıyorum. Kol yen(elbise) içinde kalırsa bir daha kaynamaz, kangren olur. Asıl olan duyulmasını istemediğimiz yani utanacağımız işleri yapmamaktır. Tam da tersine duyulmalı ki, yapanlar cezalandırılarak bir daha yapılmasının önü kapansın, yapanlar rezil rüsva olsun ki bir daha yapmasınlar. (Yazdıklarım tüm partilerin ortak sorunlarıdır).
Daha önce de kurumsallaşma ile veya kurumsallaşamama ile ilgili üç yazı yazdım. (Yazarın diğer yazılarına bakınız). Kurumsallık olmadan kişisel gayretlerle başarılı olunamayacağına inanıyorum. Kurumsallık da kurallara uymaktan ve keyfi yönetimin olmamasından geçer. Keyfi yönetimin olmaması için de kontrol ve denetim mekanizması çalıştırılmalıdır. İtimat kontrole mani değildir. Burada da şöyle bir savunma mekanizması oluşturuluyor.’’Gönüllü insanlara zorlama yapılamaz’’. Bence yanılgı burada başlıyor, Gönüllü demek daha çok, var gücüyle çalışan demektir, çalışıyormuş gibi yapan demek değildir. Başarının anahtarı buradadır, planlamak, çalışmak, kontrol etmek, gönül vermek ve kurallara disiplinli bir şekilde uymak.
1950’li yılları değerlendiren bir Politikacı ‘’Politikacılar; parti çalışmasının ve seçim mücadelesinin oy almaktan ibaret olduğunu, kanuni, medeni ve vicdani sınırların bu maksatla aşılabileceğine inanıyordu’’ diye analiz yapmış, sanırım bir şey değişmemiş.
Bütün bu sorunların, ahlakın toplumda gelişemeyip körelmesinden kaynaklandığı aşikârdır. Dinden, mezhepten, kimlikten, etiketten, cinsiyetten bağımsız bir meziyet olan Ahlak toplumda ne kadar gelişirse siyaset de kirlilikten o kadar arınacaktır.
Ahlak ve vicdan geliştikçe toplum da değer yargılarıyla beraber her alanda gelişecek ve ülke daha yaşanabilir bir hale dönüşecektir.
Son söz ‘’Dile ve söze değil öz’e ve hal’e bakınız’’…
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.