• BIST 105.380
  • Altın 270,975
  • Dolar 5,7403
  • Euro 6,3404
  • Trabzon 14 °C

DÖRT

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

  Sokakta ne zaman acıksam, bir simit alır ve simit yerken de simit satan bu insanlar, bizi doyururken kendi evindekileri de doyurabiliyor mu diye düşünürken bulurum kendimi.
Bir  ya da iki TL ile simit satmak zorunda bırakılmış bir insan, ne kadar zengin olabilir ki?
Ya bozamayacağı para karşılığında hediye ettiği simit ya da poğaça ile hayatından verdiklerine ne demeli.
Veyahut  Üniversiteyi bitirip iş bulamayıp simit satmak zorunda kalan, sokakları süpüren, bir yerde güvenlik memuru olan gençlerimize ne demeli?
Bu insanlar ne zaman umursanacak?
Bu insanların hayatlarında kalıcı hasarlar yaratanlar, onların isyanını ne zaman duyacak?
Umudu çalınan, aç olduğu için mutsuz olan bu insanların ihtiyaçları, ne zaman karşılanacak?
İhtiyaç sahiplerini sadece seçimde mi hatırlayacaksınız?
Kim suçlu? Neden insanlar aç?
Açlık nedir?
Vücudun gereksinim duyduğu besini alamaması sonucu ortaya çıkan yeme isteği , besin eksikliği demek.
Onlar hissetmiyor. Hissedemiyor. Aynı şeyleri söylüyor. Aynı döngünün içinde dönüyor. Bir mucizesi yok . Hayalleri de yok. Düşünceleri sadece “açım” diye bağırıyor.
Aç insan düşünebilir mi?
Ekonomik ve toplumsal olarak açlık çeken insanların sayısı her geçen gün artıyor. Öyle ki İstanbul Fatih’te açlık yüzünden intihar eden dört kardeşin haberi yürekleri dağladı.
Açlığın bedeli  bu mu olmalıydı?
Dört kardeş,  dördü de aynı evde yaşıyor. Başka kimseleri yok ama maddi sıkıntıları var. Kardeşlerden biri müzik öğretmeni, diğeri kuryelik yapıyor. Diğer ikisi de işsizlikten evde oturuyor. Öyle ki alış-veriş yapmaya giden kardeşlerden biri bakkala maaşına haciz koyulmuş olmanın sıkıntısını anlatmış.
Böyle yaşamaktansa siyanürlü meyve suyu içip hep beraber ölelim demişler.
İnsan, hayatı yaşamaya değer kılmayı becerememekten ölürmüş diyor Bernard Shaw. Demek ki doğum ve ölüm arasında ki zaman bu kardeşler için boşluktan başka bir şey değilmiş. 
Düşünsenize bu insanların tekrar hayata dönme ve dirilme şansı olsa, dirildikten sonra neden ve nasıl öldüklerini anımsadıklarında hayata uyanmanın, bir getiri olduğunu düşünürler mi? Acılarından kahrolurlar. Bu yüzyılda açlıktan intihar ettik diye.
Ülkemde elleri üşümesin diye saç kurutma makinesi ile çocuklarının ellerini ısıtırken, diğer odada intihar eden anneyi de unutmadık.
Sanki her şey temelinden sallanıyor gibi. 
Balıklar bile avlandıklarını bilmeden “yeme” gelip ağlara takılmıyor mu? Gerçi balık yemi yuttuktan sonra hayatta kalmak için çırpınıp dururken, insanoğlu da hayatta kalabilmek için kursağından geçecek lokmayı arayıp duruyor.
Yaşamın bu acımasız kargaşasında kendi derdimize düştük. 
O meşhur ve güzel söz anlamını yitirmiş. Herkes kendi telaşına düşmüş. 
Komşusu açken, tok yatan bizden değildir. Sözü Müslümanlığın son peygamberi HZ. Muhammed’e aittir. Yani yardımlaşmayı ve dayanışmayı anlatır.  Günümüzde herkes yarının ne getireceğini bilmediği için ne komşu tanır, ne de ihtiyaç sahiplerini görür olmuş.
Sayılamayacak kadar çok yaramız var. 
Medyumlar kristallerinde geleceği sorduklarında ürperip yüzümüze bakıp “Çok kötü şeyler görüyorum” diyor.
Fallar artık aşk, çocuk, gelecek vaadi, para değil korku cevabı veriyor. 

 

 
 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.