• BIST 116.535
  • Altın 162,411
  • Dolar 3,7791
  • Euro 4,6395
  • Trabzon 8 °C

DUALARIM HEP SENİNLE

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Dedemden öğrendiğim bilgelik dolu hikâyeler, efsaneler, masallar hayat yolculuğumun ilk deneyimleridir.

Eğer insanlığını tamamlamış bir varlıktan söz edilirse “dedem” derim.

Can dedem, güzel dedem, pamuk dedem, mavi bakışları uzun kirpikleri ve upuzun boyu ile hiçbir karşılık beklemeksizin herkesin yardımına koşan melek dedem.

Bugün neden dedemle başladım biliyor musunuz? Çünkü ramazan ayındayız. Ramazanlarda dedem sahura kaldırırdı beni. Heva diye seslenirdi. Gözlerim yarı kapalı olarak yediğim sahur yemeklerini hiç unutmam. Unutamam.

Din bize hep mesafeli ve uzak anlatıldı. Oysa dedem aşkla yaşardı dinini.

Dedemi düşününce inanç bana hep, akıl huzuru verdi.

Hayatta iki büyük kutup var; Negatif ve pozitif. Hayatta aynı zamanda iki büyük enerji var; Sevgi ve nefret. Kalbimizden çıkan enerjide bizim inancımızdır bana göre. O yüzden kutbun pozitif, enerjin sevgi olduğu zaman anahtar kelime de, “dünyayı güzellik ve iyilik kurtarır” olur herhalde…

Bugün korkarak ve bilinçsizce oruç tutanlar ve ötekileştirenler hangi hakla olduğunu bilmediğim bir kavramla “kendinden olanları sevmeyenler”… Oysa dedemle tanışmış olsalardı orucun isteyerek ve sevilerek yapılması gerektiğini bilirlerdi. Cennetin anahtarlarından birinin de İnsanları sevmekten geçtiğini bilirlerdi. Orucu sabahtan akşama kadar aç olarak tutarak, insan kalbi kırarak, kem gözle bakarak, kötü söz söyleyerek oruç tutanlar cennettin anahtarına sahip olacaklarını mı sanırlar? Korkarak din yaşanır mı? Ya da birilerinin uydurduğu inanç sistemi din midir?

Kaygıyla, yaşam alanlarımızı kâbusa, işkenceye çevirerek din yaşanır mı?

Bu sorular benim kafamın içinde kocaman soru işaretleri uyandırıyor.

Ve hep sorguladım; Bugünün göstermelik dincilerine inat.

Zamanın önemi olur mu dindar bir insan için?

Gün Cuma olsa, ya da Cumartesi olsa ne fark eder ki? Beni sabahları camdan çağıran hiçbir gün olmadı. Ben sabahlara uyandım. Güneşe uyandım. Bazen de yağmurun sesine uyandım.

Ama sabahları çocukken rüyalarımı anlattığım bir dedem vardı. Dedemle hiç içimdeki kıyılar kayalık olmadı.

Düşünüyorum da “sanki dikte edilen imanda bugün mutluluk günah olsa gerek”… Yine düşünüyorum da bana tekamül denilen o gelişimi sağlayan ilk öğretmenim dedemdir. Çok az bir arada olsak da…

Ama bana o kendi el dokuması olan yeşil para kesesinden para verdi. Beni sevdi hem de koşulsuzca; Üstelikte kendisinin çocukluğa döndüğü o doksanlı yaşlarında bile.

Sürekli gülümseyen masmavi gözleri vardı. Bazen de sert bakışları olurdu. Elinde sürekli, okuduğu ve inandığı bir kitabı vardı. Kabak çekirdeği severdi ve kuruturdu.

Annem bazen dedeme sitem ederdi. Ama o annemi çocuk gibi gördüğü için hiç alınmazdı.

Oysa çok hassas ve duygusaldı. Hiç öfkelenmezdi. Öfkesi de saman alevi gibiydi zaten.

Sobadan kızaran yanakları onu daha da güzel yapardı.

Çok acılar çekmiş, çok çalışmış müstesna bir adamdı dedem.

En sevdiği kelime herhalde topraktı. Yazın gelmesini dört gözle beklerdi. Köyde o çok sevdiği doğaya olan aşkını yaşamak için.

O yaşam deneyimlerinin olduğu ve köklerini oluşturan topraklara karşı hep şükran duydu. Oralarda var olmak onu kendisi yapan bir parçaydı. Dağı ile, toprağı ile, çiçeği ile, böceği ile onu atalarına yaklaştırıyordu köy. Dedem inattı ama direnmeyi de sevdiklerine yapardı.

Ama o köyünde direnmeyen ve teslimiyet ruhuyla yaşayandı. Balık tutar, ağaçlardan meyve toplar, toprağı eker biçerdi.

Evimizin üst katında kendi emeği ile kendisine tahtadan bir ev yapmıştı. Duvarlarını nakşetmişti. Kapısını kendi yapmış, duvarlarını kendi örmüştü. Tek odalıydı ama onun varlığı kokan bir odaydı. Bazen elma, armut toplar odasında saklardı. Ahşaptan yine kapaklarını kendi nakşettiği bir dolabı vardı. Orada saklardı yiyeceklerini. Çocuklara yiyecek vermek için. Onlar orada unutup ta sirke kokmaya başlayınca annem yine söylenirdi. Dedem ise gülümserdi.

O bizim ışığımızdı. Dedem iyi bir dosttu. İnancı kuvvetli ve samimi olandı. Candı…

Şefkat doluydu. Tüm o acı yaşanmışlıklara rağmen. O pişenlerdendi. Hiç ham olmadı. Hiç katı yürekli olmadı. Kavga etmedi. Hiç incitmedi. Hep dost oldu. Hep sıcacık kaldı.

Hiçbir zaman sevmediğim köy onunla on beş gün bir mutluluk hikâyesi olurdu. Ondan sonra da yine hiç sevmediğim oldu zaten. Sağ ol dedem. Yaşattıkların, öğretilerin, koşulsuz sevgin ve şefkatin için. Huzurla uyu. Ben huzurlu olduğuna eminim. Çünkü bilerek hiç hak yemedin, incitmedin, kırmadın, taraf tutmadın. Dedem şimdi o çok sevdiğin ay ramazan ayındayız. Bu yıl iftar sofralarında yine öğrettiğin dua ile başlangıç yapıyoruz. Ama ben anladığım ve kelimelerini kendim dokuduğum Türkçe ile dua ediyorum. Dualarım seninle dedem.

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.