• BIST 89.475
  • Altın 214,016
  • Dolar 5,3836
  • Euro 6,0698
  • Trabzon 11 °C

EĞİTİM ÖĞRETİM VE HAİNLER

Osman Necip SEVİNÇ

Geçen sene “Kim milyoner olmak ister” programını izlerken, LYS sınavlarından birincilik almış bir yarışmacı programa katıldı. Halen Koç Üniversitesi ekonomi bölümünü o sene bitirmiş ve Matematiği çok iyi bildiği ile övünen bir genç. Ah dedim kendi kendime. İşte bu genç ilk sorularda elenecek ve onun mahcubiyetine ben de üzüleceğim. Zira yarışmanın formatı onun matematik bilgisi ve aldığı ezber eğitim ile hiç uyuşmaz. Yaşı da çok genç.
Ve Murat Yıldırım bey sorulara başladı. Gerçek tecelli etti. Genç adam Karaman, kıvırcık, merinos gibi türlerin bir koyun cinsi olduğunu, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa türküsünde geçen nehrin Tuna nehri olduğunu, mumyalanan cesetlerin iç organlarının çıkarıldığını bilemedi. Hepsinde jokerlerini kullandı. Sonrada hemen elendi.
Ama bu gencimizin hiçbir kabahati yok. Matematik biliyor ya, yeterli. Çünkü ona eğitim diye yalnız fen bilimleri dayatılmış, Dünya’dan habersiz.
Gelmiş geçmiş milli eğitim bakanları. Eserleriniz ile övünün. Bilgisayar manyağı, beyinleri Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ile doldurulmuş, hayatın gerçekleri tarih, coğrafya, sosyoloji, yurttaşlık, felsefe, hak, hukuk dan bihaber bu beyinler yarın iletişimde de, kendini ifade de, sosyal hayatta da, pratik düşüncede de yok sayılacaklardır. Aile hayatını dahi bu ortam etkileyecek, empati noksanlığından belki de mutsuz olacaklardır. Sevgi, fedakarlık, vicdan, merhamet, tevazu, kişilik gibi kavramlar bu ezberci beyinlerde zor yer bulacaktır.
Bu ezberci eğitim – öğretim yıllar önce ABD ile yapılan milli eğitimin şekillenmesi ile alakalı anlaşmanın zehirleridir. Bu nesle yapılan ihanet nedir? 
Eğitim bozuldu mu, her şey bozulur, o düzeldi mi her şey düzelir. Evet başında milli yazan, ama bugüne kadar “milli ve yerli” olamamış, olmasına izin verilmemiş eğitim sistemimiz vardır. Bunun en önemli ve belki de tek sebebi Amerika Birleşik Devletleri ile yaptığımız “Fulbright Antlaşması”dır. Türk Aynştayn’ı olarak bilinen rahmetli Oktay Sinanoğlu “1949 yılına kadar biz İngiliz sömürgesi idik; 7 Aralık 1949 Fulbright Antlaşması ile, İngilizler bayrağı ABD’ye teslim ettiler ve biz, 1949’dan bu yana ABD’nin sömürgesiyiz” demiştir.
Aslında bizi eğitim ve kültür yolu ile esir etme fikri Türk ve İslam düşmanı İngiltere Göçmenler bakanı Gladstone’nindir. O kişi Lordlar kamarasında kürsüden “Biz bu Kur’an’ı Türklerin elinden almadıkça onları bu kitaptan soğutmadıkça asla onları yenemeyiz” diyerek hedefi göstermiştir. Ve bundan sonra düşmanlarımızın işleri güçleri eğitim ve kültür hayatımıza hakim olma, bizi bu şekilde esir etme amacı olmuştur.
İngilizler bayrağı Amerikalılara devredince “toplumu yönetecek liderler yetiştirmek” amacıyla bir kardeşlik örgütü kurdular. Başlarına idealist bir Yahudi geldi. Sigma Chi yüzüğü ve referansını esas olan üyelerine Dünya’nın her yerinde kapıları açtılar. Türkiye’ye de ulaştılar. Önce 1947 de Truman Doktrini ile, askeri yardım adı altında, askeri vesayeti dayattılar bize.
1948’de “Marshall Planı” ile ekonomik yardım adı altında bizi ekonomik esarete aldılar. Ve sonunda da, 1949 da Fulbright Antlaşması ile eğitim hayatımıza el attılar. Ateşli bir Sigma Chi üyesi olan James William Fulbright senatör olarak ABD kongresinden 1946 çıkarttığı kanunu 27 Aralık 1949 da, görevinin bitmesine birkaç ay kalmasına rağmen İsmet Paşa’ya Türkiye ile ABD arasında “Fulbright Antlaşması”nı imzalattılar.
Bu antlaşmaya göre “Fulbright eğitim komisyonu” kuruldu. Kurulun 4 Türk üyesinin yanında 4 tane de hepsi CIA ajanı ve Sigma Chi üyesi ABD li olacaktı. Komisyonda oylar eşit çıkarsa misyon şefinin oyu iki sayılacaktı ki zaten ABD’nin misyon şefi komisyonunda başkanıydı.
Rahmetli Oktay Sinanoğlu bu komisyonu ve işlerini ifşa edene kadar bu komisyon halktan özenle saklandı. Eğitim sistemimizi A’dan Z’ye kadar dizayn eden, yöneten bu komisyon, öğretim kurumlarının tamamının hangi dersi kaç saat göreceğinden, ders kitaplarının yazımına kadar aklımıza gelecek her şeyi kararlaştırdı. Ve bu komisyonun maaşları da maalesef Türkiye Cumhuriyeti’ne ödettirildi. Acı gerçekler!
Sonra da Türk çocuklarına “Uyu uyu yat uyu, yat yat uyu, uyanınca da kargaları kovala” dendi. Rivayet o ki yıl 2018, bu komisyon hala iş başında. Son olarak 54 ABD li okutmanın asistan adı altında 37 yeni üniversitede İngilizce eğitimini! desteklemek üzere YÖK tarafından görevlendirildiği iddia ediliyor.
Cumhuriyet tarihi boyunca bu milletin düşmanları milletin evlatlarını “EZBERCİ, SORGULAMAYAN, DÜŞÜNMEYEN, DÜŞÜNMESİNE İZİN BİLE VERİLMEYEN” bir eğitim sistemi ile köleleştirmeye, Batı ve ABD yanlısı, Batılı gibi düşünen, yaşayan kuşaklar yetiştirmeye uğraştılar.
2018 yılında hala bu komisyon iş başındaysa “iktidar olunabilmiş ama muktedir olunamamıştır”
Allah, iyi niyetli dürüst yöneticilerimize güç, kuvvet ve basiret ihsan eylesin. Bu konuda bize aydınlık veren Selami beyden de Allah razı olsun.
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti; bakanlıkların, müsteşarların, devlet kademelerini kısmen Fulbright ile yetiştirilmiş bürokratların idare ettiği, 80 yıl uğraşılmış gergef gergef özenle işlenmiş bir bürokratlar devleti olmuştur.
Son söz olarak diyorum ki, milletimin okumuş insanları, arkadaşlarım; Amerikan süt tozu ile beslendik, Orta öğretim de 6-7 sene Mr. Brown, Misis Brown ile İngilizce “gramer!” ile uğraştık. Hatta üniversitede de İngilizce eğitim aldık. On binlerce öğrenci idik. Biz aptalmıydık, geri zekalı mı idik ki hiçbirimiz bu devlet okullarında (kolejler dışında) İngilizce öğrenemedik, konuşamadık. Bu bile yukarıda yazdıklarımın kanıtı olamaz mı? Okulda öğrenme, dış ülkelere git, döviz getir, öğren git. Yuh bizi yiyenlere… Uyan milletim uyan!... Ve ben artık uyandığımıza inandım. Amerikalıların yanlış politikaları kendilerini açığa çıkardı. Artık sağ diye adlandırılan çoğunluk grup “go home” diyor; dün “go home” diyen bir grup azınlık ta, sırf Erdoğanofobi adına “stay here”(burada kal) diye bağırıyor. Ne günlere kaldık… Dün doğru yerde olanlar bugün yanlış yöne bakıyor. Acaba dün de samimi değil mi idiler? 

VATAN VE ŞEHİT
Alemlerin Efendisi Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa(s.a.v) buyurur ki; Ölüm meleğini görmek, bin kılıç darbesinden daha şiddetlidir. Lakin müminler için ölüm yoktur. Ölüm müminler için bir yerden bir yere göç etmektir. Hele ki bir mümin şehit oldu ise, ona sorgu sual yoktur.
Eğer bir toprak vatan olacak ise bedel ister. Toprağa düşen nice yiğitlerimizin kanları bu vatanın bedelidir. Ertuğrul Gaziden beri İstanbul surlarının dibinde, Çanakkale de, İstiklal savaşında, Kıbrıs’ta, Afrin’de, ülke sınırları içinde hain tuzaklarla katledilen milyonlarca şehidin kanları bu Anadolu toprağına sahip olmanın, Trakya’da at koşturabilmenin bedelidir. Allah(c.c) tüm şehitlerimizden, kınalı kuzularımızdan razı olsun. Türk askeri şehit olmak için birbiri ile yarışıyor. Kim durabilir Allah Allah diyenin karşısında?
Mustafa Kemal Atatürk nasıl demiş. Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. Bu görev din hocalığıdır, esnaflıktır, ihracatçılıktır, şoförlüktür, müteahhitliktir…vs. Velhasıl tüm mesleklerdir. Ve bu mesleklerin mensupları yolsuzluğa, hırsızlığa, harama bulaşmadan tam mesai kavramı ile işini dürüstlükle, vatanı milleti için, Allah için en iyi şekilde yerine getirmelidirler. Kim ki bir haksızlığa, yolsuzluğa, zalime yol veriyorsa onu eli ile veya dili ile düzeltmiyor veya buğz etmiyorsa; dinimize göre o kimse de onlardan biridir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” özdeyişini uyduran, bizi uyutan, dinimiz İslam’ın emrini ters yüz eden kafirdir.
Ya Rabbim! Bu toprakları vatan eyleyen şehitlerimizin neslini senin yolundan ayırma. Amin! 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.