• BIST 89.764
  • Altın 145,200
  • Dolar 3,6300
  • Euro 3,9131
  • Trabzon 9 °C

Eğitim Üzerine Sıradan Bir Tartışma

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Hafta sonunda bulunduğum Rize’de tanık olduğum bir tartışma ile ülkede eğitimin geldiği nokta konusunda yeniden düşünmek ve sorgulama yapmak zorunda kaldım. Bildiğimiz ve içerisinde yaşamakta olduğumuz Milli Eğitim sistemindeki sorunların dışında, pek de alışık olmadığımız bir şekilde, bir tarafta sorunların çözümünde bilimsel yaklaşımın önemi üzerinde duran sıradan bir ortaokul öğretmeni, diğer tarafta mevcut sistemin değerini savunmaya çalışan bir eğitim bilimleri profesörünün arasında kaldım.

Öğretmen bayan; orta öğretim öncesinde öğrencilerin yeteneklerine, ilgi alanlarına göre alacak oldukları eğitime yönlendirilmesi konusunda sağlam ve referanslı açıklamalar yaparak konunun önemi ve ülkedeki özellikle meslek liselerindeki hatalı yığılmanın sakıncaları üzerinde durmuştu. Gerçekten de konunun özüne giriş yapan bir anlayış ile Milli Eğitimde yapılması gerekenleri, atılması gereken adımları sıralayan bu bayan öğretmenimiz, yaşı da çok genç olmasına rağmen konu üzerinde oldukça bilgi sahibi olduğunu göstermekteydi.

Buna karşın tartışmada yer alan eğitim bilimci profesör arkadaşımız; ilköğretimde ya da orta öğretimde yönlendirme değil dayatma yapıldığından bahisle, çocukların o yaşta yönlendirilmelerine imkân olmadığını, zorunlu olarak çocukların belirli mesleki alanlara yönlendirilmesi gerektiğini savunmaktaydı. Hatta çok daha ileri bir değerlendirme ile ülkedeki işsizliğin ve istihdam konusundaki arz eksikliğinin devletin sorunu olmadığını, bunun toplumun sorunu olduğunu dile getirmekteydi.

Türkiye halen yüzbinlerce öğretmenini kapıda bekleten, gerçekte ise nitelikli bir eğitim için yüzbinlerce öğretmene ihtiyacı olan bir ülkedir. Buna karşın, eğitim fakültelerinde öğretmen olmak üzere öğrenim görmeye devam eden binlerce öğrencisini de oyalayan bir ülkedir. Bütün bunların hesabını, planlamayı ve yeni istihdam alanlarını açacak olan kimdir? Teknolojik gelişmelerin gerektirdiği yeni uzmanlık alanlarında eğitim vermesi gereken kimdir? Piyasanın doyduğu meslek alanları yerine, yatırım gerektiren yeni alanlarda bölüm, yüksek okul açması gereken kim?

İşte bütün bu kritik soruların yanıtını bir bayan fen bilgisi öğretmenimiz çok net ve anlaşılır bir şekilde verirken, bir eğitim bilimleri profesörümüzün ne dediğinin bile farkında olmaması oldukça trajik bir durum olsa gerek. Umutlanalım mı, yoksa karamsar mı kalalım, ben de şaşırdım vesselam…         

 

SENDİKA KOMEDİSİ

Sendikalaşma konusunda Türkiye’nin son dönemde anormal bir sürece girdiğini görmekteyiz. İşçilerin çalışma yaşamında uzun yıllardır çok önemli bir yeri olan sendikaların, günümüzde memurların da çalışma koşullarını iyileştirme konusunda bir seçenek haline gelmesi gerekirken komik görüntüler ile karşılaşmaya devam ediyoruz.

Bütün çalışan sendikalarının ana fonksiyonu, işveren ile çalışanlar arasındaki çalışma yaşamı ilişkilerini işçiler lehine düzenlemek ve bu konuda gereken çalışmaları yaparak üyelerinin haklarını işverene karşı savunmaktır. Peki, bu hakkı gerektiği gibi kimler kullanabiliyor diye bakıldığında DİSK ve kısmen Türk-İş’e bağlı olanların sesinin çıktığı, Hak-İş olarak bilinen sendikanın sanal sendikacılık yapmakta olduğu görülmektedir.

Öte yandan kamu görevlileri için faaliyet gösteren mevcut sendikalar içerisinde KESK ve Türkiye Kamu-Sen’in işveren devlete karşı çalışanların haklarını savunmak adına önemli çıkışlar yapmasına karşın, Memur-Sen olarak bilinen sendikanın iktidarın payandalığını yaptığını hayretler içerisinde görmekteyiz. Bunun son örneğini, geçenlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı organizasyonuyla Ankara'da düzenlenmiş olan 29. İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası etkinliklerinde açıkça görmüş olduk. Etkinlikte Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ile Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk'un tartışması gündeme oturdu. İsmail Koncuk ve DİSK genel Başkanı Kani Beko; Ali Yalçın’a hükümeti değil temsilcisi oldukları kamu çalışanlarının haklarını savunması gerektiğini hatırlatarak toplantıyı terk ettiler.

Yakından bildiğimiz ve Memur-Sen çatısı altında yer almakta olan Eğitim-Bir-Sen, bir kısım öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanı memurların üye olduğu ancak amacının sendikal faaliyetlerin dışında, tamamen AKP’nin bir yan örgütü gibi çalışmakta olduğunu da görmekteyiz. İşin en çarpıcı yanı ise bu sahte örgütlenmenin Milli Eğitim’de yer kapma yarışı olduğunu gören “öğretmenlerimizin” alelacele Eğitim-Bir-Sen üyesi olmaları ve bunun yararını da müdür ya da müdür yardımcılığı görevlerine paraşütlenerek görmüş olmaları. Bu ruh hali ve kafa yapısında olan öğretmenlerin kendilerine teslim edilmiş olan yavrularımıza neler öğretebileceklerini tahmin edebiliyor musunuz?

Her kurum, kavram, değerin alt üst olduğu bu yozlaşma sürecine bakalım ne kadar daha devam edeceğiz. Ümidimiz; kalıcı hasarların olmadığı geri dönüşü olmayan yollara girmediğimizdir. Yoksa ne yersen ye…

 

DÜZKÖY’ÜN HES’İ

Düzköy’de yapılması planlanan HES için devam etmekte olan dava sürecinden, taraflardan bir tanesi olan CHP’li Düzköy Belediyesinin çekildiğini basından öğrendik. Haliyle çevreci gruplar bu gelişmeden rahatsız olarak duruma ilişkin ölçülü bir tepki ortaya koymaya başladılar. Takibinde basında yer alan açıklamalardan, Başkan Abidin Çelik; yapacak başka şeyin olmadığını, HES’in çevresel etkilerinin olmayacağı yönünde garanti aldıklarını vs. dile getirerek konuya açıklık getirmeye çalıştı.

Düzköy’de yerel seçimlerde belediye başkanlığını kazanan Sayın Abidin Çelik; çevreci yanı ile bilinen, çevre talanı konusunda duyarlı olduğunu her fırsatta gösteren bir siyasetçi olarak öne çıkmış ve sağlam geçmişi ile de güven vermişti. Doğrusu çevreci gruplar gibi her şeye rağmen böyle bir yola girilmiş olmasını ben de yadırgadım. Abidin Başkanı yakından tanımış ve dostluk kurmuş birisi olarak, neden böyle bir yola girmiş olduğunu anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim.

Her şeye rağmen çevre mücadelesi bir namus mücadelesi gibidir. Çevre; paraya çevrilemeyecek kadar değerli ve önemli bir kavramdır. Bütün çevre talancıları gibi Düzköy’deki HES sahipleri de çevreyi koruyacakları, yeterli can suyu verecekleri gibi düzmece taahhütlerde bulunurlar, ancak sonrasında da yaşadığımız onlarca örnekte olduğu gibi olan doğaya ve yöre insanına olur.

Ben hala Abidin Başkanın bir HES izincisi olabileceğine inanmak istemiyorum. Kendisini Tonya çevrecileri ile yeniden dayanışma ve iletişim içerisinde görmek istiyorum. Yaşam ve taşıdığımız değerler bizleri buna mecbur kılmaktadır. Önemli olan ortalıkta gezinen cambaz siyasetçilerden farklı olabilmeyi başarmaktır. Bunun için de paraya değil, samimiyete ihtiyacımız var.

 

        

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
  • TFF Trabzonspor’u haraca bağladı!
  • Fevzi Hoca’nın misafirleri!
  • ‘Evet’ platformu için işadamlarına baskı!
  • ‘Kapı kapı dolaşacağım!’
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.