• BIST 89.466
  • Altın 146,241
  • Dolar 3,6463
  • Euro 3,9145
  • Trabzon 13 °C

Eğitimden kazandığımı eğitime yatırdım

Eğitimden kazandığımı eğitime yatırdım
Dr. Mustafa Aydın, dershaneler kurarak girdiği özel eğitim alanında yakaladığı başarıyı İstanbul Aydın Üniversitesi ile taçlandırdı. Her zaman kendi kendine yeterli olma mantığıyla hareket ettiğini belirten Aydın, eğitimden kazandığını yine eğitime yatırm

 

 

Bu pazar siz okuyucularımızla yine çok özel bir başarı öyküsünü paylaşacağız. Maçka’nın Kaynarca köyünde doğup, ilkokulu orada bitiren, daha sonra Silahlı Kuvvetlerden emekli olup eğitime yatırım yapan Dr. Mustafa Aydın’ın başarı öyküsü bu. Soyadı gibi aydın bir aileden gelen Mustafa Aydın, eğitim alanına dershaneler açarak girdi. Meslek eğitimine yatırım yaptı ve Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulunu kurdu, Meslek kavramına yeni bir anlayış ve vizyon kazandırdı. Elde ettiği başarılar onu üniversite kurmaya itti. Ve sonunda Dünya Üniversitesi olma yolunda hızla ilerleyen, soyadı gibi tam donanımlı, aydın insanlar yetiştirecek olan İstanbul Aydın Üniversitesini kurdu.  Türkiye'de ilk ISO 9001 Kalite Belgeli özel öğretim kurumu olan BİL Eğitim Kurumlarının sahibi olan ayrıca 2009 yılı eğitimci ödülünü alan Mustafa Aydın ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Soyadımızla örtüştü

İstanbul Aydın Üniversitesinin adındaki ‘Aydın’ sözcüğü insanların aklına ilk olarak Aydın ilini getiriyor. Aslında biz üniversite için müracaatımızı Anadolu Bil adı altında yapmıştık. Daha sonra ise Bil Üniversitesi olarak müracaat yapıldı, fakat İstanbul’da Bilgi, Bilim şeklinde isimler olunca, biraz da YÖK’ün bize jesti oldu, güzel de oldu, soyadımızın Aydın olması yapacağımız işle de örtüştü. İstanbul Aydın Üniversitesinin Aydın’da değil de İstanbul’da, kurucusunun da Trabzonlu olduğu fikri yavaş yavaş yerleşiyor.

Dr. Mustafa Aydın kimdir?

Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı eski ismiyle Limli yeni ismiyle Kaynarca köyünde 1956 yılında doğdum. Orta ve Lise tahsilimi Trabzon’da tamamladım. Teknik Lise mezunuyum. Daha sonra askeri okula gittim, Silahlı Kuvvetlerin değişik kademelerinde görev yaptım. Dünya’nın çeşitli ülkelerinde görevlerde bulundum. Mısır’da 3 yıl askeri ateşi olarak görev yaptım. O dönemlerde ikinci bir üniversite olarak Dil Tarih Coğrafya fakültesini bitirdim. Mastır ve Doktoramı tamamladım. 1995 yılında Silahlı Kuvvetlerden emekli oldum. Eğitimci bir aileden geliyorum. Babam Halit Aydın hoca, uzun yıllar Maçka’da müftülük yapmış aydın bir din adamı. Dedem Darülfünun mezunu, kardeşlerim ise; Beyin Cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Dr. Ömer Aydın, Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın ve iletişimci Süleyman Aydın.

DERSHANE İLE BAŞLADIM

1995 yılında silahlı Kuvvetlerden emekli olup özel eğitime yatırım yaparken eş zamanlı olarak İstanbul Üniversitesi’nde de öğretim üyeliği görevine başladım. Burada yaklaşık 2 yıl Yardımcı Doçent olarak görev yaptım. Daha sonra özel öğretimdeki faaliyetlerimin yoğunluğundan dolayı İstanbul Üniversitesindeki görevimden ayrılmak zorunda kaldım. Eğitim alanındaki yolculuğumuz dershanelerle başladı. Şuanda Bil Dershaneleri adı altında Türkiye’nin her yerinde 116 dershanemizde 250 bin öğrenciye eğitim veriyoruz.

 

HAYATIMA YÖN VEREN OLAY

Kıbrıs Barış harekatında bulunmuş birisi olarak burada küçük bir parantez açmak istiyorum; Kıbrıs harekatı sonrasında dost ve müttefik diye bildiğimiz ülkelerin Türkiye’ye ambargo uygulaması, silahımız, tankımız, topumuz, uçağımız olmasına rağmen yedek parçayı alamadığımız için onları yürütemememizin acısını ve ezikliğini hissetmiş bir insanım. O dönemlerde çok iyi hatırlıyorum, Türk ordusu kendine yeterli olabilmek için Adapazarı başta olmak üzere askeri tank palet ağır bakım fabrikalarında hatta bir kısım gelişmiş sanat okullarında askeri araçlara parçalar imal etmeye başlamıştı. O hadise benim hayatımı yönlendirmede büyük rol oynamıştır.

 

KENDİ KENDİNE YETERLİ OLMA

Kendi kendine yeterli olma mantığı bende hep ön plana çıkmıştır. Dışarıya bağımlı olmamak, neye ihtiyacın varsa onu kendin üretmek. O mantıkla dershaneler oluşturmaya başladığım dönemlerde, dershanelerde nelere ihtiyacım varsa onları üretecek firmaları da kurdum. Yayın firmaları kurdum. Yayını kitap haline getirmek için matbaalar kurdum. Yayınları dizaynetmek için ajans firmaları kurdum. Tanıtım firmaları kurdum, uzaktan eğitim firmaları kurdum, yurtdışı eğitim firması kurdum. Sonuç olarak şu anda 17 tane eğitimle akraba olan şirketim var. Buralarda 3 bin insan çalışıyor. Dışarıdan hiçbir şeye ihtiyaç duymadım. Kendi kendine yeterli olma mantığıyla hareket ediyoruz.

 

BENER CORDAN’IN ETKİSİ

2002 yılının başlarında kendisini rahmetle anıyorum, çünkü benim yüksek öğrenim hayatına geçmemdeki en büyük vesiledir, Bener Cordan hocamız bir gün beni Ankara’ya davet etti. Yeni bir yasa çıkaracakların ve bu yasayla eğitim vakıflarının üniversitelere bağlı olmadan bölgenin arz ve talep dengeleri doğrultusunda meslek yüksek okulu kurabileceklerini ve bunu da ilk benim uygulamamı istedi. Bu beni ilk başta biraz tedirgin etti. Çünkü tabelada üniversite yazmayacak, meslek yüksek okulu şeklinde olacak. Kabul ettim ve hemen çalışmalara başladım. AR-GE kuruluşu oluşturdum, ciddi anlamda bir piyasa araştırması yaptık. Çalışmalar sonucunda programlarımızı oluşturduk, YÖK’e müracaatımızı yaptık, güzel bir fiziki mekan oluşturduk, 2003 yılında Türkiye’nin ilk Vakıf Meslek Yüksek Okulu olan Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulunu kurarak yüksek öğretim hayatına da başlamış oldum.

 

ELLİ ÖĞRENCİ ALIRSIN DEDİLER

Yüksek Okulu kurduk, bize 2 bin kontenjan verdiler, bazı üniversitelerin mütevelli heyet başkanları bana, ‘delisin, 50 öğrenci ya alırsın ya alamazsın çünkü tabelada üniversite yazmıyor, devletin meslek yüksek okulları boş, adam bir de para verip tabelada üniversite yazmayan meslek yüksek okuluna mı gelecek” diyorlar. Ama ben şunu dedim öğrenci başka üniversite yerine Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulunu tercih edecek. Bu kadar iddialı konuştum çünkü seviyeyi öyle kurmuştum. Açtığım ilk yıl bin 994 öğrenci aldım, 6 kontenjan eksiğim vardı.

 

TERCİH ETTİLER ÇÜNKÜ!

Çok güzel bir başlangıç yaptık ve ‘Eğer siz hazırsanız işiniz de hazır’ sloganıyla yola çıktık. Tamamen uygulamalı eğitim verdik. Üniversitede almış olduğu teoriyi pratik eğitimle tamamlayan bir çalışma sistemini ortaya koyduk. Bugün bir marka haline gelen Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulu Türkiye’de meslek eğitiminin ölmeye yüz tuttuğu, ‘işçisin sen işçi kal’ mantığının ön plana çıktığı, orta ve üst seviyedeki ailelerin çocukları için tercih etmediği meslek eğitimini Anadolu Bil Meslek Yüksek Okuluyla öğrencilerin ve ailelerin tercih ettiği bir hale getirdik. Eğitimdeki stratejimizi; meslek eğitimi alan insanın mezun olduğu zaman alanında işinin hazır olması, o meslekten hayatının devamı için yeterli ekonomik imkanı elde ediyor olması, Dünya ile entegre olması ve en önemlisi mesleğinin ona sosyal bir statü sağlaması konuları üzerine kurduk. Ama bunlardan daha önemli olan şey ise öğrencilerimize mesleğinde ilerleme imkanı getirdik. Hem yurtiçi hem de yurtdışı üniversitelere dikey geçiş sınavıyla bunu sağladık. Şu anda öğrencilerimizden yüzde 20’si dikey geçiş yaptı, yüzde 20’si ise işini kurdu. Diğerleri de zaten daha mezun olmadan kapışılıyor.

 

ARA ELEMAN DEĞİL ANA ELEMAN

Biz asla ara eleman tabirini kullanmıyoruz, bu tabiri Meslek Yüksek Okulunu kurduğum gün yasakladım. Ara eleman değil ana eleman. Bunlar işi bizzat yapan elemanlardır. Öğrencilerimizin eğitim gördüğü binaları 5 yıldızlı otel konforunda yaptık, eğitim kadrosunu uluslararası standartlarda oluşturduk, laboratuarlar, iletişim ağları, uluslararası ilişkileri her öğrencinin yurtdışına gitmesini şart koştuk. Radikal bir karar daha aldık ve YÖK’e başvurarak bazı bölümlerin isimlerini değiştirdik. Sekreterlik bölümleri vardı, bunu yönetici asistanı şeklinde değiştirdik, matbaacılık bölümünün adını grafik, basım ve tasarım yaptık. Çünkü hedef kitlemiz olan gençlerin hassasiyetini göz önüne almak zorundaydık. Bir insan aldığı eğitimi ve mesleğini sosyal çevresine gururla söyleyebilmelidir. Bir Meslek Yüksek Okulu düşünün hocalarının yüzde 80’i yabancı ve Profesör. Öğrencileri yurtdışı burslarıyla Amerika’ya ve Avrupa ülkelerine gidiyor. Bu Türkiye’de bir ilktir.

 

VİZYONUMUZ VE HEDEFİMİZ

Elde ettiğimiz başarılar bizi üniversite kurma konusunda zorlamaya başladı. 2004 yılında üniversite için YÖK’e müracaatımızı yaptık, 2007 yılında üniversite olduk. İstanbul Aydın Üniversitesi ana kampusu Florya’da havaalanını hemen bitişiğinde yer alıyor. Üniversitemiz 110 bin metre kare kapalı alana kuruldu. 700 akademisyeni, 200’e yakın uluslararası kurumlarla işbirliği ağı içerisinde, Kanada’dan Hindistan’a, Tokyo’dan İngiltere’ye, İtalya’dan Çin’e kadar Dünya’nın dört bir tarafında bağlantıları olan, öğrencilerini gönderip bu ülkelerden öğrenci alan. Onlarca AB projesi üreten, bünyesinde bulundurduğu araştırma merkezleriyle ülke politikasına katkı sağlayan, 11 bin öğrencisi olan bir Dünya Üniversitesi olarak yolumuza devam ediyoruz. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak hedefimizi koyduk. 2015 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye’nin ilk beşine girecek. 2020 yılında da Dünya’nın 500’üne girecek. İşte bizim hedefimiz bu.

 

Müftünün çocukları

Tabii ki bütün bunların kökleri Trabzon’un Maçka ilçesinde, buradan beslendik, hala beslenmeye devam ediyoruz. Rahmetli babam aydın bir din adamaydı. Biz kardeşler olarak mesleklerimizde başarılara imza atmışız ama biz hala Müftünün çocukları diye anılırız. Hepimizin yaptıklarını toplayın, babamızın bize bıraktığı şerefin, itibarının yanına hala yaklaşamadık.

Mısıra buğday katmak

Ben bir köyü ilkokulunda okudum, o zamanlar eğitim öğlene kadardı. Hafta sonları akşama kadar fındık bahçesinde, mısır tarlasında çalışırdık. Pazartesi sabahları da anacığımın fırınlı sobada yaptığı tekerlek gibi bir mısır ekmeğini, belki içerisine birazcık da siyah buğday karıştırılırdı, mısırı yumuşatmak için gazeteye sarar, filenin içerisine koyardı. Biz de o ekmeği sırtımıza alır 10 kilometrelik yolda ağabeyimle dönüşümlü olarak taşır şoseye inmeye çalışırdık. Köyümüzde yol vardı bir iki tane de araba vardı ama bizim arabaya binecek paramız yoktu. Oysaki biz müftünün çocuklarıydık, bizim paramızın olması lazımdı ama yoktu. Köyümüze göre durumu iyi olan bir aileydik. O zamanlar durumu iyi olan aile demek, mısır ekmeğine birazcık buğday katabilen aile demekti. Araba sesi duyduğumuz zaman ağabeyimle kaçar saklanırdık, çünkü araba yanımızda duracak, biz de binmek zorunda kalacağız. Binersek para vermek zorundayız, oysa bizim paramız yoktu. Biz bu topraklarda büyüdük, bu toprakların bize vermiş olduğu ruh ve azimle buralara kadar geldik.

 

TRABZON’UN ÖNCELİKLERİ

Trabzon’un kalkınmasındaki en önemli faktörler eğitim, sağlık ve turizm olacaktır. O nedenle Trabzon’u eğitim, sağlık ve turizm cenneti yapmak zorundayız. Trabzonlu işadamlarının buraya yatırım yapmasını sağlamak gerekiyor. Bu topraklarda yetişen gençlerimize katkı sağlamak için çalışmalıyız. Biz neye sahipsek, ne yapabilmişsek ülkemizin ve halkımızın bize verdiği imkanlarla yaptık. Şimdi aldıklarımızı geriye vermek durumundayız. Trabzon’a yatırım yapacağım, buradaki arz-talep ihtiyaçlarını dikkate alarak ona göre fakültelerimizi kuracağız. Daha sonra etap etap yatırımlarımızı geliştireceğiz. Ama kesinlikle Trabzon’a geleceğim bunun kaçarı göçeri yok.

Devletin bir kuruşu yok

Bil Holding, İstanbul Aydın Üniversitesi, Anadolu Kültür Eğitim Vakfı ve başkanlığını yapmış olduğum diğer kuruluşlarda devletin bir kuruşu yoktur. Kendi kaynaklarımızla yürüyoruz. Hanlarımız, hamamlarımız, köşklerimiz yok. Mütevazi yaşantısı olan insanlarız. Eğitimden kazandığımızı yine eğitime yatırıyoruz.

Röportaj : Fatma YAVUZ

 

    

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Bugün hava nasıl olacak?27 Mart 2017 Pazartesi 10:44
  • Hakkari'de çatışma!27 Mart 2017 Pazartesi 10:44
  • Bugün hava nasıl olacak?25 Mart 2017 Cumartesi 10:19
  • Dikkat son 9 gün!23 Mart 2017 Perşembe 09:33
  • Meteoroloji'den kar yağışı uyarısı23 Mart 2017 Perşembe 09:31
  • Türkiye'den 'Sincar' hamlesi!23 Mart 2017 Perşembe 09:30
  • NEDEN DİLENİYORUZ?22 Mart 2017 Çarşamba 09:56
  • Türk balıkçılar ABD pazarında!22 Mart 2017 Çarşamba 09:45
  • Talipoğlu'nun ölümünde krem şüphesi!22 Mart 2017 Çarşamba 09:32
  • Bugün hava nasıl olacak?22 Mart 2017 Çarşamba 09:30
  • YERİN KULAĞI
    • Güzellik salonu beğenilmedi!
    • MHP büyüyecekmiş!
    • Meral Akşener’in 17 Nisan iddiası!
    • Trabzon futbolu bitmiş!
    • Koray Aydın’ın ekibi!
    • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
    • Birinci yalnız kaldı!
    • İnternet sitesinin anketi!!
    • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
    • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.