• BIST 102.091
  • Altın 146,953
  • Dolar 3,5323
  • Euro 4,1978
  • Trabzon 24 °C

EKMEK, BÜKÜLMEK, BÜYÜMEK, BEKLEMEK

Ali Rıza Keskinalemdar

Nedense hep Trakyalıya benzettiğim, kendisi ise ısrarla Ankaralı olduğunu söyleyen haftalık semt pazarındaki enginar satıcısı Şenol dertliydi. “Muhalefet hükümeti kurabilecek mi, yoksa AKP-CHP hükümeti mi olur” diye sordu. “Vallahi, Deniz Baykal paçaları sıvayıp işin içine girdiğine göre 13 yıl öncesi gibi yine Cumhurbaşkanı’nın yelkenini şişirip, olursa AKP’li hükümet, olmazsa ‘erken seçim’e gidilmesi mümkün. Ama Mercedes satışları iyiymiş. Senin enginar satışları ne alemde” diye karşılık verdim.

Güldü, “Bu yıl enginarların keyfi pek yok” diye dudak büktü.

Esasında Trabzon özelinden girip seçimlerin analizini yapmayı düşünüyordum ama “şaşırtıcı büyüme” haberi yazının rotasını ekonomiye çevirmeye yetti. Zaten seçimin sonucunda partilerin ve liderlerin aralarında ufak ufak başlayan (çok büyük bir farklılıkları varmış gibi), “çizgilerinin renkleri” konusundaki “dalaşmalar”ın sonucunu da beklemek lazımdı, değil mi?

Şimdi gelelim 13 yıllık iktidarın “çok başarılı” olduğu iddia edilen ekonomik göstergelerinin son verilerine… Sonuçta sadece “çenemizi yormuş olacak” olsak da…

2015 yılının ilk çeyreğindeki % 2.3’lük büyüme, ağırlıklı olarak “Türkiye’nin en zengin % 1’i” şeklinde anılan grubun yaptığı tüketim harcamalarının artmasından kaynaklanması, mesela “çok şaşırtıcıydı”!

“Türkiye’nin en zengin % 1’i”nin toplam servetten yıllar itibarıyla aldığı payı (Veriler Credit Suisse Küresel Servet Raporu’ndan, ABD New York orijinli  Research Institute On Turkey’den alınmıştır) göstererek başlayalım:

 

Yıllar      Servetten Alınan Pay   

2002             % 39.4

2007             % 42.9

2011             % 49.1

2014             % 54.3           

 

Geriye kalan % 99 da 2014 yılı sonu itibarıyla mesela toplam servetten % 45.7 pay almakta…

Baz alınan yıllar seçim yıllarıdır ve diğer yıllar da dahil olmak üzere bütün yıllarda toplam servetten aldıkları pay; “Türkiye’nin en zengin % 1’i”nin istisnasız yukarı, geriye kalan % 99’unun ise istisnasız aşağı ivmelidir.

 

EKONOMİDE KİMİLERİ BÜYÜTÜLÜRKEN KİMİLERİ BÜKÜLMEKTE

Seçim dönemlerinde iktidar partisinin oyu ekonomik büyüme trendlerine bağlı olarak artıp azalmakla birlikte sonuçta ekonominin “Türkiye’nin en zengin % 1’i” için büyüdüğü ve büyütüldüğü, geri kalan % 99’un da çeşitli varlık sınıflamaları içinde oyalanıp, uyutulduğu gerçeği ile karşı karşıyayız…

2015 yılının ilk çeyreğindeki % 2.3 büyümeyi, “Türkiye’nin en zengin % 1’i”nin yaptığı lüks kapsamındaki konut, otomotiv ve otel/lokanta harcamaları ateşledi. Bu da ellerinde yüksek oranda döviz tutabilen, “yumurtaları asla aynı sepette bulundurmayan” hatta “kriz dönemlerinde” bile olan bitenden etkilenmeyenlerin, yine “güllük gülistanlık” hayatlarına devam ettiklerinin göstergesi.

Anlaşılıyor ki, yine yılın ilk çeyreğinde bankalardaki döviz hesaplarının toplamı 160.5 milyar $’dan 163.3 milyar $’a (TL karşılığı olarak 369.4 milyar TL’ndan 422.8 milyar TL’na) yükselmiş; aradaki 53.4 milyar TL’lık fark “yattığı yerden para kazananlar”ı lüks tüketim meyline sokup, ekonominin de “büyümesine”  yol açmış. Cari yılın ilk çeyreğindeki büyümeyi geçen yılın aynı dönemine göre % 123 artan Mercedes otomobil satışlarıyla sembolleştirmek mümkün. Yani “tuzu kurular”ın keyfi yerinde! Yani “sorun morun yok” ekonomide!

Yıllardır büyümede sanayileşmenin payı azalmışken son beş yılda “orta gelir tuzağı” olarak adlandırılan 10 bin $ içinde dönüp durduğumuz; geçen yılın aynı döneminde 10,404 $ olan “kişi başı ulusal gelir”in 2015 yılında 10,168 $’a düştüğü, yani kısa anlatımla “fakirleştiğimiz” gerçeği ile yüzleşiyoruz. Olsun, ne gam!

İşte AKP iktidarının seçimlerde oya tahvil etmek istediği “istikrar” budur. Bu “istikrar”ın geniş halk kitleleriyle bir ilgisi olmamasına rağmen, sanki onların mevcudiyetinin de kaynağının burası olduğu konusunda, göz boyamacılığı sürmektedir.

Bu anlamda “Türkiye’nin en zengin % 1’i”nin iktidarın 13 yıl boyunca yaptığı her türlü baskı, şiddet, zulüm, hukuksuzluk, yoksulluk ve yoksunluktan dolayı genel olarak çok büyük bir şikayetinin bulunmaması anormal olmamakla birlikte bunalmış halk kitlelerinin körün taşı gibi hep aynı seçimi yapmaya zorunlu kılınması; talihsizliği yanında, alt-üst oluşları sevmemesinden kaynaklanmakta bu ülkenin.

Sonuç olarak uluslararası sermaye ile çok haşır neşir vaziyetteki büyük sermayenin ülke içinde gelir yaratma ya da tasarruf meylini artırma gibi bir derdi yok; nasılsa uluslararası fon fazlaları dönüp durmakta çevremizde! Aslolan kârlarıdır, aslolan servetlerine servet katmaktır!

Çevreymiş… İnsan sağlığıymış… İş güvenliğiymiş… İstihdammış… Kaliteli yaşammış… Kaliteli yatırımmış… Hepsi hikaye!

 

EKMEK PARASI, KAÇ PARADIR?

Görelidir, öyle ya; kimine göre ayda 1,000 TL’dır, kimine göre 1 milyon TL, kimine göre bunların hepsi “çerez parası bile değildir”!

İş kuyruğunda helak olan da “ekmek parası” peşinde, yıllık 1,5 - 2 milyon Euro’luk teknik direktörlük kontratlarına, 2,5 – 3 milyon Euro’luk garanti paralara imza atan futbolcular da!

Köşedeki lokantanın izbe deposunda kafası önde sürekli soyduğu soğanları doğrayan yaşlı teyze de “ekmek parası” peşinde, milletvekili / bakan olup “her Cuma, makara Bakara ayet sallayıp” vekili oldukları “millet” ile sözde dalga geçenler de…

Atamasını bekleyen öğretmenler de “ekmek parası” peşinde, vakıf üstüne vakıf kurup “kindar ve dindar bir eğitim” için “eğitimciler” dahil herkesi etrafında “esas duruşta” bekleten “devlet büyüklerimizin” çocukları da…

Portakalını 30 kuruşa satamadı diye ürününü çöpe atmak isteyen üretici de “ekmek parası” peşinde, 30 kuruşluk portakalın manavlarda 4 – 5 TL’ye satılmasına aracılık edenler de…

Ali Sami Yen’deki, “üç kule” inşaatının asansörüyle yere çakılıp ölen 10 işçi de, Soma’da, Ermenek’te, Kozlu’da maden ocağına gömülen yüzlerce madenci de “ekmek parası” peşinde, kulelerin, madenlerin kâr peşinde gözleri kararmış patronları da…

Eğer girişimcilik ve yaratıcılık ruhuna sahip değilseniz ve yetenek rantı şansınız da yoksa sıradanlaşır kalır, katma değeri olmayan “ucuz” şeylerle ömrünüzü heder eder durursunuz.

Bu durumda kafanıza bineceklerin sayısı hayli fazladır. Hayatta bir şeyleri parlatırken, gün gelir kafanıza binebileceklerini unutmayın! Bu nedenle “850 TL de çok iyi paradır; geçinirsiniz yani” diyenleri anımsayın ve olan biteni iyi değerlendirin! Çünkü daha fazlası için başka fırsatınız olmayacaktır.

 

BEKLEMEYE DEVAM!

Kavafis’in “Barbarları beklerken” şiirinde, (Antik Çağ’da) baştaki kötü yönetimin, sorunlarını “barbarlar geliyor” diyerek baskıladığı Romalı şehir halkının, barbarlara karşı yenilgiyi peşinen kabullendiği bekleyişi anlatılır. Ancak sorunları çözümsüz hale getirdiği iddia  edilen “barbarlar” bir türlü gel(e)mez. Böylece, sorunların çözümsüzlüğünün bedeli kendilerine faturalandırılan insanlar sevinç yerine üzüntü duyarlar.

Belki günümüzle bir benzerlik bulunur diye, yazıyı Cevat Çapan çevirisinde, Kavafis’in dizeleriyle bitirelim:

“Ünlü konuşmacılarımız nerde peki, / neden her zamanki gibi söylev çekmiyorlar? // Çünkü barbarlar geliyormuş bugün, / onlar pek aldırmazlarmış güzel sözlere. // Neden bu beklenmedik şaşkınlık, bu kargaşa? / (Nasıl da asıldı yüzü herkesin!) / Neden böyle hızla boşalıyor sokaklarla alanlar, / neden herkes dalgın dönüyor evine? // Çünkü hava karardı, barbarlar gelmedi. / ve sınır boyundan dönen habercilere göre, / barbarlar diye kimseler yokmuş artık. // Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan? / Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza.”

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.