• BIST 106.926
  • Altın 151,365
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Trabzon 15 °C

EKSEN KAYMASI VE 2023

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Türkiye’de ortaya çıkış koşulları itibarıyla mucizevi bir başlangıca sahip olan Cumhuriyet’in ve buna şekil veren ideolojinin didiklenmesi sürecinin yakın geleceğe nasıl evrileceği konusunda ciddi kaygılar içerisindeyim. Demokrasi ve Batının çağdaş değerleri üzerinden bakıldığında; eğitim düzeyi çok düşük, üretim kapasitesi sıfıra yakın, kültür birikimi hemen hiç olmayan, ümmet bilinci ile sınırlı toplumsal anlayışa sahip bir ulusun bir anda Cumhuriyet ile buluşması gerçekten de çok sıra dışı bir dönüşüm olmuştur. Atatürk gibi kendi döneminin çok ilerisini gören ve yaşayan birisinin ve kendisine inançla bağlı olan bir grup arkadaşının bize bir lütfu olan Cumhuriyet için bizden istenen bir bedel mi söz konusudur?

Yeterince hak etmediğimiz bir kazanımı geri iade etme sürecine mi girdik? Adım adım kaybetmekte olduğumuzun kazanımların bilincinde olmak yeterli midir? Bu geri dönüş kim, ya da kimlerin planlaması ile bu kadar geniş bir boyut kazandı? Bütün bu soruları yanıtlamak kolay değildir elbette, ama sıradan bir gözlemcinin bile görebileceği ve yorumlayabileceği çok şey vardır.

Cumhuriyet tarihimizin ilk yıllarında büyük ölçüde toplumsal bilinçlenme ve eğitim ağırlıklı olarak işleyen süreç sonraki yıllarda çeşitli alanlarda da genişleyerek büyümeye devam etmiştir. Cumhuriyet tarihimizde ülkedeki sistemin Batı ile olan ilişiklerinde her zaman kuşku dolu ilişkiler gelişmiştir. Bildiğimiz kısa adıyla “emperyalist çıkarlar” bugün de olduğu gibi her dönemde bu ülkenin kılcal damarlarına kadar işlemekten geri durmamıştır.

Şu ya da bu şekilde endüstrileşmiş olan ülkelerin kendi üretim çıktılarının pazarlanması ve piyasa bulması mutlaka görece geri kalmış ülkelerde de gerekli koşulların ve altyapının tesis edilmesi ile mümkündür. Örneğin bu ülkeye bir dönem sağlanan Marshall yardımlarının arka planında yatan unsur, sadece pazar olabilecek kadar kalkındırma esasına dayanmıştır. Bu mantık ve anlayış birçok konuda öteden beri süregelmiştir. Halen de çok yoğun bir şekilde devam etmektedir. Üretmeyen, üreten kurumlarını emperyalistlere satmış ve de emperyalizme pazar için gerekli olan ulaşım, altyapı, sağlık gibi alanlarda parası karşılığında hizmet alınan bir ülkeyi ne de güzel bize satıyorlar değil mi? 

Cumhuriyet tarihimizin önemli bir bölümünde Türkiye’nin yaşadığı bu korumasız ve enfeksiyona hep açık olan süreç için her zaman muhalif bir kesim türemiştir. Cumhuriyetin bir döneminde devletçi siyasete karşı türeyen liberal başkaldırma; cumhuriyetin temel değerleri üzerinde palazlanan sağ iktidarların muhafazakâr yapılandırmasına karşı gelişen devrimci hareket; laik ve jakoben devlet kuralına isyan ederek gelişen İslamcı akımlar... Dikkat edilirse bu karşı duruşların hemen hepsinde Cumhuriyetin varoluş felsefesine ve kurucu ideolojiye karşı bir argüman geliştirilmemiştir. Yani siyasi bir hareket hiçbir zaman Cumhuriyete alternatif geliştirme çabasında pek olmamıştır (devrimci hareket hariç).

***

Bu iktidar ile birlikte artık Cumhuriyetin bu dokunulmaz kutsallarının da sonuna kadar gelmiş durumdayız. “İki sarhoş” ile başlayan denemeler, Abdülhamit gibi Osmanlı tarihinin yüz karası bir padişahı yücelten noktaya kadar varmıştır. İçinin ne ile dolu olduğunu tam olarak bilemediğimiz, anlaşıldığı kadarıyla algı düzeyi düşük kesimleri kandırma çabasından ibaret olan “Osmanlıcılık” ve tabii ki “Osmanlıspor” ile Cumhuriyete alternatif bir yapı tesis edilmeye başlanmıştır. Osmanlıcılık ile amaçlanan fikriyatın, aslında yeni bir sahte güç vurgusu olduğu ve buna toplumun zayıf akıllı kesimlerinin asla dayanamayacağı gerçeğidir. Bütün bu geniş kapsamlı projenin bu ülke için nasıl geliştirildiğini tekrar tekrar düşünmekte yarar vardır.

Bildiğimiz ve inandığımız yegane gerçek olan bilim ve teknolojinin ayaklar altına alındığı, orijinal fikir geliştirmenin küçümsendiği bir dönemi bugünkü kadar hiç yaşamadık… Bu güzelim ülkeyi bu eksen kaymasına taşıyan güçler kimlerdir? Bu iktidarın kapasitesiz ve seviyesiz fikri kadrolarının bu işi böyle kolayca kotarabileceğine aklı başında hiç kimse inanmaz. İşin içinde mutlaka bir uluslararası akıl vardır. Zira söz konusu olan şey, uluslararası zeminlerde esas olan demokrasi, özgür düşünce, hukuk ve insan haklarından tamamen vazgeçme durumudur. Bu ülkede üniversiteler artık sahibinin sesi olacak kadar ayağa düşmüşse eğer sözün bittiği noktaya geldik demektir.  

 

Bu ülke tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar zayıf düşmüştür. Buna rağmen bu ülkeyi bu hale getiren zihniyet hala kendini topluma kabul ettirebilecek kadar güçlüyse eğer, format değişikliğinin zamanı gelmiş demektir. Ülkedeki toplumsal beklenti; demokrasi, özgürlük, hukuk, insan hakları gibi kavramların dışında ve sadece tek bir kişinin insafına sığınmaya kadar indirgenmişse hiçbir akıl ürünü argümanın değeri kalmamış demektir. Yıkıma hazır olmaktan başka çare kalmamıştır.

***

Şu meşhur 2023 hedefinin de ne anlama geldiğini artık herkesin çok iyi anlaması gerekiyor. Yani, 1923’te kurulan Cumhuriyet’in 100. yılında bu ülkeye vedası olarak kutlama yapılacaktır ve bu program büyük bir isabetle uygulanmaya devam etmektedir. Eğer o gün yaşanırsa Cumhuriyeti küçümseyen bütün ideolojiler bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyecektir. 16 Nisan’da ister Evet çıksın, ister Hayır çıksın, işin boyutu ve kapsamı çok farklı maalesef. Sonuca fazla kafayı takmayın…

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.