• BIST 106.926
  • Altın 151,366
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3291
  • Trabzon 17 °C

EMANET VE İHANET

Ali Rıza Keskinalemdar

Sadece seçim sonuçlarıyla oluşacak parlamentonun ülkenin geleceğini çizebileceği, oy verip “görevini yapan” insanların bundan böyle “seçmenlik” dışında artık söz sahibi olma olanaklarının kalmayacağı endişesi, uzun süredir yazma eylemlerinin son paragrafında birden umutsuzluğa kapılmama neden olduğundan, “yazı nedir ki bu ülkede”yi sorgulamaya başlamam, giderek yazdıklarımı bitirmeden arşivlemeyi getirdi.

Seçimlerden üç hafta kadar önce bir dost toplantısında bir arkadaşımız “Bu ülkede ne zaman içimizden geçen ve bizi temsil ettiğini düşündüğümüz partiye gönül rahatlığı ile oy verebildik ki? Hep hesaplar kitaplar yaparak oy atıldı. Yine aynısı olacak. Yine kötü seçim yapmak durumunda kalacağız” demişti.

Belki bu sözlerden etkilenmiştim. Belki de, her ne kadar “yazı özgürleşmedir” görüşünde olsam da etki alanımız dışında yazı yazmanın “boş bir gevezelikten öteye geçmediği” hissinin kafama dank etmesindendi, kim bilir?

YAĞMUR NEYİ TEMİZLER?

Seçimin ertesi günü gök gürültülü sağanak yağış başladı; sanki seçimin çevremize yığdığı çeri çöpü önüne katıp götürmek, gökyüzünü o parti bayrak ve afişlerinden kurtarmak istermiş gibi…

Ülkede seçim biter, bütün partiler kendine yontar; “bundan sonra ne yapılabilir”den çok “nasıl olur da böyle bir sonuç çıkar”, “biz onunla bunla koalisyon yapmayız” üzerinde gevezelik yapılmaya devam edilir.

Olanın olasılığı yoktur. Üstelik başka türlüsü olamadığı için bu şekilde tecelli etmiştir. Açık hava toplantılarında yer alan partililer ne iktidarın “400 milletvekili” sözünü ne de ana muhalefet partisinin “seçime giderken yanınızda ikna ettiğiniz en az  bir vatandaşı da sandığa getireceksiniz” sözünü yerine getirmiştir.

Yağmur da artık seçim mitinglerinin havasını da alıp kanalizasyona sürüklemiş görünüyor. Anketlerin çok az yanılma payı ile sonuçları tutturabildiği anlaşıldığından bundan böyle “anketlere inanmayın” diyecek “siyasetçiler”e de bir yerleriyle gülünmesinin önüne geçilemeyecek demektir.

Şurası kesin ki, yağmur sonrası ortalık yine toz toprak olacak!

ORİGAMİ İLE ARANIZ NASIL?

Origami, bilindiği üzere, kağıt katlama sanatına verilen ad.

Oy kullanmak üzere sandık başına gittiğimde zarfa göre çok büyük boyutta bir oy pusulası ile karşılaşınca ilk itirazım “böyle bir tasarım rezalet” diyerek oldu. Çünkü bağımsız adaylar partili adayların altına sıralanmıştı. İstanbul 1. Bölge milletvekili aday sayısı da 31 olduğundan partilerin adaylarının adının yazılmasından sonra 5-6 santim kadar boşluk bırakılarak alt tarafa  bu kez bağımsız adaylar için kutu açılması nedeniyle neredeyse kareye yakın kocaman bir dikdörtgen bir oy pusulası seçmenleri bekliyordu.

Oy kabininde evet damgasını vurduktan sonra, eğer ölçme ve biçme yeteneğinizi kullanamıyorsanız, pusulanın küçük zarfa sığdırılması çalışmalarında birçok deneme yapmanız kaçınılmazdı. En iyi yöntem zarfın kenarlarına göre ölçü alıp optimal katlamalar yapmanızdı.

Kabinden dışarı çıktığımda gençten bir sandık görevlisine, sanki onun etki alanında bir işmiş gibi, “bari zarfları biraz büyük tutsalardı” dediğimde, gülerek “Origami bilince kolay oluyor katlaması” diye hafiften dalgasını geçti. Lafı gediğine koymak gerekiyordu. “Oy pusulasını origami ile uçak yapıp zarfa soksaydım, geçerli olur muydu” diye sordum. Sadece gülümsedi.

BİRİNCİ TEKİL KİŞİ KONUŞMALAR EŞLİĞİNDE SAKAL BIYIK HİKAYESİ

Ana muhalefet partisinin ön seçim yapmış olmasına rağmen gerek kontenjan gerekse de parti üyelerinin “seçim işgüzarlığı” sonucu belirlenen bazı adaylarını çok da benimsemeyen yeğenlerim için, büyük yeğenimin eşinin yaptığı, “CHP’ye bas geç grubu” şeklindeki espri müthiş bir özeleştiri içermesi yanında esasında insanın beynini dağıtıp geçiyor.

Haklı ama hepsini bir arada, dört dörtlük bir kalitede bulabilmek mümkün değil galiba! Böyle bir lükse sahip miyiz ya da gerçekte böyle bir lüksün oluşma olasılığı nedir, diye sorular geçiyor kafamdan.

Listedeki adayların biri mesela çok medyatik ve ha bire ekranlara çıkıp “yüksek perdeden sallıyor”; “tek başına iktidar olmaktan” söz ediyor. Haliyle gülümsüyorsunuz. “Sahadaki izlenimlerini” örnek göstererek “gümbür gümbür iktidara geldiklerini” ballandıra ballandıra anlatıyor.

İster istemez “hadi yahu” diyorsunuz.

Ana muhalefet partisinin başkanı da öyle. Kurgulanmış gibi. “Gümbür gümbür iktidara gelecekleri” konusunda inandırılmış ya da o da dışarıya “falso vermemenin” peşinde. Mitingden mitinge, bir televizyon kanalından diğerine koşturuyor ve hep aynı cümleleri kuruyor. Ne yaptıkları ön seçim ne de ekonomik vaatleri seçmeni etkiliyor. Belli ki arkasındaki kadro da tekdüze bakıyor dünyaya; hiç iyi suflör değiller mesela… Vurulduğu an patlayan futbol topu gibi geçiyor mitingler… Konuşmaları ilk andan itibaren “birinci tekil kişi konuşmalara” dönüşüyor… Vereceğim… Yapacağım… Keseceğim… Edeceğim… Eyliyeceğim…

Anlıyorum ki, bu ülkede “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” atasözü boşuna söylenmemiş!

GÜLÜMSEYİN: FALANCA FİLAN MESAJINI VERMİŞ!

Seçim sonrasının bana en komik gelen manşetleri “halk falanca mesajı verdi”, “seçmen iktidarı uyardı” türünden klişeleşmiş laflardan oluşan manşetlerdir.

Sanırsınız ki seçmenler kendi aralarında örgütlenmiş, sürekli toplantılarla ülkedeki siyasi gidişi değerlendirip ortak karar alıp bunu sandığa yansıtarak sonuçları buna göre oluşturmuşlar…

Oturmuşlar (A&G Şirketi) “HDP bu kadar oyu kimden aldı” diye araştırma yapmışlar… (Araştırma sonucuna göre) Hadi CHP’li seçmenlerin % 1.9’u “AKP 276’yı bulmasın” (tamamının böyle düşündüğünü kim söyleyebilir ki?) diye HDP’ye oy attı da, hazır iktidarın nimetlerinden yararlanmak varken % 4.2 oranındaki AKP’li niye gider HDP’ye oy atar dersiniz?

Yoksa “uluslararası şer güçleri”nin ya da “paralelciler”in ayartısı ile “bir darbe” mi söz konusu?

İktidarda “bir eli yağda bir eli balda” olmaktan sıkılıp “bir de HDP ile iktidarı yaşayalım” (öyle ya bütün partilerin hedefinde iktidar olmak var) mı demek istedi acaba AKP’lilerin bu kesimi?  

Şimdi matematik öğrenmeye başlıyoruz yeniden… Konu kümelerde kesişim! Hangi kümeler kesişir, hangi kümeler kesişmez?

Bakalım, demokrasi, HDP’de vücut bulan “emanet” ile “ihanet”in hiç kesişmediği bir küme grubu kurup, birilerinin elinde oyuncak olmaktan kurtulabilecek mi?

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.