• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • Trabzon 22 °C

EN İYİ TRABZONSPORLU KİMDİR?

Sedat TUNALI

Trabzonspor’un bir çok eksiğine rağmen oyun felsefesi ve kurgusu olarak umut verdiği Cagliari maçı sonrası bir taraftar grubunun “2010-11 Şampiyonu Trabzonspor’dur” pankartının, alınan izinlere rağmen TS yönetimi tarafından stada sokulmasının engellendiği haberi bir çokları gibi beni de şaşkınlığa uğrattı. Ben dahil ölçüsü tartışmaya açık tepkiler verdik. Haberi Hasan Kurt ve Hamza Mısır imzalı bir kaynaktan okuduğum ve o an için Ahmet Ağaoğlu ya da bir başka yetkili ismi aramam zaman açısından nezaketi çöp sepetine yollayacağı  için çok sorgulama şansım da olmadı.
Ertesi gün Hamza Mısır, haberin kaynağının bizzat dernek başkanı olduğunu ve pankartın sokulmama anına pek çok kişinin tanıklık etiğini söyledi. Özellikle şikeyi bu kulüp ve markanın olmazsa olmaz haysiyet sorunu olarak gören, nüfusu az olsa da nüfuzu fazla kitlenin en büyük hedefi, pankarta izin vermediği iddia edilen kulüp başkanı Ahmet Ağaoğlu oldu. 
Ağaoğlu, söylenildiği gibi kendilerinden bir izin alınmadığını, saha içinin tek sorumlusu olan kulüpten izin alınmadan girişilen her oldu bittinin eninde sonunda markaya zarar vereceğini herkesin idrak etmesi gerektiğini söyledi.
Ağaoğlu, “şike davasını sattı” gibi aşağılık nitelemelerin kaynağını bildiğini, şike davasını “”satmayı” düşünen bir adamın, yönetimin vs; kulüp bir liraya bile muhtaç haldeyken ne diye 45 bin Avro para/dava harcı  yatırarak CAS’a başvurduğu sorusunun yanıtını kendi içinde aramasını ve utanma duyguları kaldıysa da kendileriyle hesaplaşmasını tavsiye etti. 
Kişisel olarak 7 yaşında babasının omuzlarında Trabzon Şehir Stadı’nda ilk zehri yiyen ve 40-45 yıldır bu tutkuyu içinde en güzel yara olarak taşıyan biri olarak kendimi Ahmet Ağaoğlu ve /veya hayrettin Hacısalihoğlu’dan da, Ahmet Çubukçu’dan da Suat Şen’den de , İbrahim Abi (Ertürk) den de (vb) daha iyi bir TS’li olarak nitelendiremem. Aşk her beden ve ruhta farklı derinlikleri ve karşılıkları olan ve sonuçlarını her kişiye bin benzemez olarak yaşatan bir duygu yoğunlaşmasıdır ve beşerin hayatında bunu ölçecek teraziyi tanrı bile icat etmedi. 
Böyleyken,  Ahmet Ağaoğlu vb. davayı sattı suçlaması eleştiri ile düşmanlık çizgisini bir sıçrayışta aşıp kötülük çiçeklerine bol su vermeye benziyor, (ki ölçüsüz su da başka çürümelerin öncüsü) 
Tabi ki kimse davayı satmadı, satamaz, samimi ve TS’nin varoluş felsefesini az çok içselleştirip benimsemiş biri için bu davayı satmakla sosyolojik bir intihar arasında zerre fark yok. Hayatının mezkezine memleket ve takım sevgisini koymuş biri bunu neden yapsın?  Saçmalık…
Lakin şunu söylememiz şart; 
Yüzyılın bu en kapsamlı ve itiraflı-belgeli-tescilli şikesi ile gururu, onuru, malı-mülkü hırsızlanan Trabzonspor, en başta şikeye yakalanan Sadri Şener yönetimi döneminde olmak üzere, hiçbir başkan ve yönetim döneminde kurumsal olarak sahiplenilmedi.Oysa bu davanın amiral gemisi markanın kendisi olmalı ve hırsızların gösterdiği örgütlülüğün en azından yarısı gösterilebilmeliydi. Birkaç hukukçuya bırakılan bir davanın istenilen hız ve koşullarda sonuç almasını beklemek, ne olursa olsun bu iş kapansın çukurlaşmasının da ayrık otu gibi bahçeyi zehirlemesi sonucunu doğurdu. 
Trabzonspor, kurumsal olarak davayı ortada bıraktığı için de, başta Halit Şahin,İbrahim Ertürk ve arkadaşları olmak üzere pek çok taraftar kişisel olarak inisiyatif alıp tavır koydular. Son derece de haklı bir duruş ve tavır olduğunu söylemek boynumuzun borcudur.
İşte tam da bu noktada, içine düştükleri iflas hukuku ve gönüllü kayyum cesaretleriyle takdir edilmeleri gerekirken , üstüne bir de şike mücadelesi ekseninde acımasız eleştirileri hiç de hak etmediğini düşündüğüm Ahmet Ağaoğlu ve yönetimi,  şike davası konusunda dava harcı yatırmak ve dilekçe yazmaktan çok daha fazlasını yapmak ve çalınan kupayı gerçek yerine taşımak için vakit geçirmeden inisiyatif almak zorunda. 
Herkes bilmeli ki, şikeyle kupası sevinci gururu çalınmış bir Trabzonspor, bu zorbalığa sessiz kalır ve kabullenirse, üst üste 61 kere de şampiyon olsa tarihe “vur eline al ekmeğinispor” olarak geçecek ve süreç hiç bitmeyecektir. 

**

Ünal Karaman’ın Trabzonspor’u
Karaman’ın bendeki karşılığı hep  “adalet ve vefa” olageldi. Futbolculuğuna doyamadığımız, (malum sık sakatlanır, sakat sakat oynamaktan çekinmez, hem kendine hem futbola yazık ederdi) Konyalının hocalığına doyarız umudundayız.
Trabzon futboluna ilgisi ve sevgisi hiç eksilmeyen, hocalık hayatında da, “güçlüye değil sevdiğine oynayan” ve böyle odluğu için de egemen elitlerce hep dışlanan, hep kaybeden Karaman’ın,  kendi karakterini oyuncularına ve genel toplamda takıma kazandırdığı ölçüde başarılı olacağına zerre kuşkumuz yok. 
Başkan Ağaoğlu daha bir gün önce  “ sana göre bu takımın hedefi ne olmalıdır” diye sorduğunda “iki nokta transferle şampiyonluk” dediğimde, Ağaoğlu’nun gülüşünde neyi yakaladıysam, Ünal Karaman hocalığında yakaladığım aynı şeydir. Sayın Başkanın gülüşündeki gerçeklik duygusuna 1 hafta 10 gün içinde şahitlik edeceğim inancındayım. 
Taraftardan şuna dikkat etmelerini öneririm; Ünal Karaman takımında kişisel performanslardan çok genel takım performansına odaklanın. Bu takımın çizgisi her hafta, skorlardan azade, üzerine koyacak, yükselecek ve Trabzonspor gibi esecektir.
3. Havalimanı Bitti Araklı Bayburt Yolu Bitmedi
Araklı –Bayburt derken yanlış anlamayın. 30 yıldır her yaz Trabzon’a gelirim, 30 yıldır Araklı –Bayburt yolunun ilk 10 kilometresinde çalışmalar vardır ve hiçbir zaman da bitmemiştir. İnsan şöyle düşünebilir; Bu 30 yılda yol birkaç kez bitirilip trafiğe açılmıştır ama, arada yol kullana kullana eskidiği için müdahaleler yapılmaktadır. I ıhh. Tam tersi, o yolda 30 yıldır toz toprak içinde yol alırsınız, 30 yıl daha da değişecek gibi değildir. Hani Behzat Ç dizinde esa kız sevdiği adama diyordu ya ; “10 yılda ay dünyaya 2 metre yaklaştı sen bana 1 milim yaklaşmadın (mealen) ” 
Dünyanın en büyük havalimanı 1.5 – 2 yılda bitirildi de, 10 kilometrelik Araklı – Bayburt hattı 30 yılda bitirilemedi? 
 
Kropotkin! 
Rus çarlık dünyasının en asil ailelerindne birine mensup bir prens. Saraydaki asilzadeler okulunu bitirdiğinde herkes istediği bir yeri çalışma alanı olarak seçer, Çar Kropotikin’e “ sen nereye gitmek istiyorsun” diye sorduğunda “Sibirya’ya” yanıtını alınca yüzü düşer ve bir şey demeden sıradakine geçer.
Bilmeyenler için, Sibirya o dönem sürgün yeridir, Kropotkin’in kafasında ise Darwin’in tezinin hatalı olduğuna dair belgeler biriktirmek vardır. Bunu da yapar zaten, Darwin’i sarsar.
Bir asilzade olarak babasından kalan bütün serfleri satacağını söyleyen ve bunu yapamadan Rusya’dan kaçmak zorunda bırakılan Kropotkin, gittiği her yerde de “egemenlerce” takip edilir. Sahte isimle çevirmenlik işi yaptığı İngiltere’de, kendisine tanıtımını yapması için verilen kitabın kendi kitabı olduğunu görünce, yayın evine asıl kimliğini açıklayan “çelebi” Kropotkin, Trabzon’un da kurtuluşu olan 1917 Ekim Devrimi sonrası Rusya’ya döner ama düş kırıklığı da fazla bekletmez bu romantik anarşisti. Lenin’in Vrangel odusu subaylarına işkence ettiğini duyunca Lenin’e sert bir mektup yazar ve komünizmi doğmadan öldürmekle suçlayarak “ sen bir ortaçağ despotusun” der.
BU insan güzeli ile tanılın derim. Bakın bu tespitler de onun;
“Yalnızca itaat edenler , yollarını kendi başlarına arayanlardan daha sık yanılır”
“Özgürlük, eşitlik gibi güzel sözlerle kendini tamin eden ama ev köleliğine (ev kadını=ST) dokunmayan bir devrim gerçek devrim olamaz”
“Bir zamanlar vahşi bir ülkede ,Hotantalar arasında, yiyeceğini paylaşmak isteyen olup olmadığını üç kere sormadan yemek yemek çok ayıp sayılırken, günümüzde saygın bir yurttaşın tek yapması gereken, vergisini ödemek ve açların açlık içinde ölmesine izin vermektir”
Şike Anıtı’nın Sahibi Kim?
Taraftarın el ele vererek ürettiği Şike Anıtının hala sabit bir noktaya konup tanzim edilmemesi şehrin ayıp listesinde ilk üç sırayı zorlamaya devam ediyor. 
“Haksızlık karşısında eğilen, hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder”

Ağustos’ta Faroz!
Kuzey’in İstanbul Maltepe Trabzonspor Futbol Okulundan arkadaşı “Ofli Ural” ve babası ile Trabzonspor’un Cagliari maçını izlemek için Faroz liman kahvesine gittik.
Aşağı yukarı 150 kişinin bulunduğu kahvede, içerde maç seyreden 3-5 kişiydik. İlk yarı dışardaki okey ve batak şangırtıları arasında bitti ve soluk almak için dışarı çıktık.
İçeri girdiğimizde bizi büyük ve sıcak bir sürpriz bekliyordu. Aşağı yukarı 30 derece sıcaklık altında, Faroz Liman kahvesinin dev yarasa sobası gürül gürül yanıyordu. 
Farklı olmak böyle bir şey miydi aca?
Kuzey’le yaptığımız Ganita- Akyazı yürüyüşü dönüşü Faroz ışıklarda yaşadığımız olayı da sonra yazarız.

014-022.jpg

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.