• BIST 89.878
  • Altın 145,744
  • Dolar 3,6012
  • Euro 3,9233
  • Trabzon 9 °C

EŞEKTEN DÜŞEN KARPUZ

Ali Rıza Keskinalemdar

Konunun çok, malzemenin gani olduğunu düşünüyorsunuz…

Eskisi gibi daktiloya taktığınız kağıda yazdığınız birkaç cümleyi beğenmeyip, kağıdı yumuşturup atmak ve şaryoya yeni bir kağıt takma da söz konusu değil…  Yazıyorsunuz, beğenmediğinizde siliyorsunuz kolaylıkla ya da saklayıp başka bir sayfa açıyorsunuz…

Ancak bir türlü yazamıyorsunuz…

Çünkü ülkede olan bitenin çevresinde saf tutup siyasete soyunanların hiçbirinde kendinize ait fazla bir şey bulamıyorsunuz…

BÜYÜK RESİMDE VAR MISINIZ?

“Büyük resme bakmak lazım” dendiğinde ne anlıyorsunuz? “Laf ola beri gele” diyerek gülüp geçiyor musunuz? Kendinizi “büyük resimde” hiç gördüğünüz oluyor mu? Ya da kendinizi “büyük resimde” gördüğünüzü sanarak, ayran budalası gibi kendinize hayran mı oluyorsunuz?

İster inanın, ister inanmayın; “büyük resimde” bir nokta bile değilsiniz, bir figür bile… Tıpkı o “coşkulu parti mitinglerinde” parti liderince size hep bir ağızdan birileri “yuhalatılırken” esasında “yuhaladığınızın” kendinizden başkası olmadığını bilemeyecek kadar…

Size niye hep “büyük resmi” göstermek istediklerini hiç düşündüğünüz oluyor mu? 

Bir futbol sahasının çimen kalitesini anlayabilmeniz için tepeden ve yakından bakmalısınız; eğer ufkî ve uzaktan bakarsanız, doğru karar veremezsiniz.

Belki koyunlar, çobanın kavalının hiç değişmeyen nağmelerinin ayartısına ve çoban köpeklerinin tehdit vaat eden salvolarına kapılarak istenilen ağılda toplanarak büyük resmi oluşturabilir… Çünkü onların “büyük resimde” ne zaman, nerede,  nasıl, neden, ne için ve kim adına durduklarını asla sorgulama yetenekleri bulunmaz.  

Belleğinize kazılı olan “Sürüden ayrılanı kurt kapar” darbı meseli ile korkutulduğunuzu sık sık anımsayarak mutlaka size anlatılanların ardından ve korkularınızın önünden herhangi bir alanda toplanmanız sonucu “büyük resimde” yer aldığınızı düşünüyorsanız, sorun yok, devam edebilirsiniz; bu kuşkusuz büyük bir mutluluk olacaktır sizin için!

PENCERENİN PERVAZINDA TOPLANAN KUŞLAR

Penceremin pervazına ekmek parçaları, kırıntıları koyarım. Daha çok hasbıhal etme olanağına sahip olunabilen ve daha az ürkek davranan kumrular için…

Ne var ki, ekmeklere kumrular dışında güvercinler, sığırcıklar, serçeler hatta martılar da gelir. Daha büyük olan kuş cinsi diğerini kovalar hatta aynı cinstekiler bazen diğerini…

Kumrular ekmek olmasa da pervaza konmaya devam eder… Bakışırız… Yaklaşır karşılıklı konuşuruz…

Bazen ekmeği pervaza koyarken kaçmazlar; hatta ekmeği koyduğumuzla ilgilenmezler bile… “Biz sırf ekmek için mi buradayız” der gibi…

Seçim alanlarında bir kürsünün etrafında toplananlar, liderlerinin kendileriyle “gurur duyduğu”nu öğrenip, bir de üzerine fırlatılan karanfillerle girdikleri masal dünyasında filmlerdeki o "mutlu son" hazzıyla gevşediklerinde, "Allah'tan daha başka ne isteyebilirlerdi" ki, değil mi?

Pencerenin pervazına ekmek bırakmamız nedeniyle kuşlar da bizimle “gurur duyuyor muydu” acaba?

Ya da kötü bir rüya görüp, sarsılarak uyandığınızı sanıyordunuz, "her duyduğunuz haz sonrası"?

Öyle ya, “iş adamı” olmakla birlikte “geçmişinde her türlü alavere dalaverenin bulunduğu” bir şahsın yeni kurduğu bir “siyasi parti”nin miting alanlarında insanlara sadece döner-ekmek-ayran, küçük kumanya torbaları, tişört, mont, şapka dağıtarak 2002 seçimlerinde % 7,5 oy oranı ile “gurur duyabileceği” 2,5 milyon seçmene ulaşabildiği bir ülkede yaşıyorduk.   

AĞZIM GÖZÜM DİYENE KADAR

Zaman bu, “ağzım gözüm diyene kadar su gibi akıp geçiyor”… Şunun şurasında ne kaldı ki; yerel seçim günü de kapıya dayandı!

Her şey bitiyor… Kendimizle, çevremizdekilerle olan didişmemiz, kavgamız bir türlü bitmiyor. Çocuklar, gençler ölüyor… Kendi arkadaşlarının biber gazıyla polisler, gaz kapsülleriyle çocuklar, gençler yaralanıyor, yaşamını yitiriyor…

Ve biz hiçbir şey olmamış gibi yeni bir sabaha uyanıyoruz… Ateş düştüğü yeri yakmaya görsün; acıyı bile tarif etmeye, ettirmeye çalışıyoruz… İnsanların, anaların, babaların içlerindeki acıyı duyumsa biçimine bile itiraz ediyoruz… “Hayır, sen acını öyle yaşayamazsın” demeye kalkıyoruz… 14 yaşında gaz kapsülüyle başından yaralanıp 15 yaşını göremeyen çocuğun mezarına atılan misketlerde de “terör” arıyoruz… 22 yaşında pis bir kurşunla ölüme giden genci bahane edip, “durumdan vazife çıkartarak “tekbirler eşliğinde” bu kez “suçlu” ilan ettiğimiz 14 yaşındaki çocuğun mahallesini basmaya kalkıyoruz…

“Bel altı vuruşlar dönemi” için gonk çalmak üzere… Sallama dozu da buna uygun artmakta elbette… Söylemler sertleşecek, kaşlar çatılacak ve “bel altı vuruşlar” gelecek! Beklenen bu! Çünkü “nerede hareket, orada bereket”!

Unutmadan, hiçbir öfke, içinizdeki kini ne kadar köpürtürse köpürtsün, asla bir canlıyı, üstelik savunmasızken öldürebilme ve öldürülmesini savunma hakkını size tanımaz, tanımamalı; üniformalı olsanız da olmasanız da...

Futbol takımı tutar gibi “taraftarı” olduğunuz partilere güveniyor olabilirsiniz. Ancak siz siz olun yine de bir nefes alma boşluğu bırakın arada… Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz; bakarsınız “güvendiğiniz dağlara kar yağar” ve “eşekten düşmüş karpuzdan” beter olursunuz. Hele hele, hiçbir beklentiniz olmadan birilerini, bir şeyleri parlatmaya çalışıyorsanız…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Trabzon futbolu bitmiş!
  • Koray Aydın’ın ekibi!
  • Evetçi 100 MHP’li bulamazlar!
  • Birinci yalnız kaldı!
  • İnternet sitesinin anketi!!
  • K. Ersun Yanal  hayranı medya!
  • Futbol zirvesine Sümer neden gitmedi?
  • Evde yatıp para kazanacaklar!
  • Atatürk karşıtı tarihçiye ödül!
  • MHP’de iki çift bir tek!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.