• BIST 82.185
  • Altın 147,989
  • Dolar 3,8274
  • Euro 4,0748
  • Trabzon 6 °C

EY FINDIKÇI ONBAŞISI!

Miraç ÖZAĞCI

Neden fındıkçı onbaşısı?
Kısaca onu izah edeyim size.
Hani fındık ayında gündelikçiler vardır ya. Fındık toplamak için bir araya gelenler.
Bu gruptaki kişileri organize etmek için başlarında bir çavuş bulunur.
Şimdi size, o çavuş rütbesindeki kişinin nasıl onbaşı rütbesine indiğini size anlatacağım.
Bu yazı ithaf edeceğim kişiye bırakın ‘çavuş’ diye seslenmeyi, ‘onbaşı’ rütbesini bile vermek benim için bir züldür.
Ama ne hazindir ki, kader ağlarını böyle ördü!
Evet Fındıkçı Onbaşısı…
Göğsünü gere gere diyordun ya, ‘delikanlılığın kitabını ben yazdım’ diye!
O yazdığın kitap nasıl bir kitapsa, kitabında ne delikanlılığı anlatan bir nüve gördüm, ne de delikanlılığın rüzgârını?
Ey Fındıkçı Onbaşısı...
Atıp tutuyordun, yoksa geniş işkembenden mi salladın gittin hala anlamış değiliz, üç aya aşkın olacak senle yolumuz kesişeli.
Gazeteye bir hışımla, koşa koşa geldin, ‘elimde belgeler var, kısa sürede bunları ispatlayıp önüne koyacağım, üç güne kadar da bombaları patlatacağım, göreceksin’ demiştin, bunu sadece bana değil bizim meslekteki arkadaşlarımıza, beni şikâyet ettiğin makamlara, herkese söylemiştin.
Evet, ne oldu Fındıkçı Onbaşısı?
Hani belgelerin nerede? Hani ispatlayacaktın o sitenin arkasında benim olduğumu, o haberleri benim yazdığımı?
Yoksa ispatladın da ben mi duymadım? Delikanlılığın kitabını yazan onbaşı kardeş!
Hala da dört gözle bekliyoruz ispatlamanı!

SANA SESLENİYORUM ONBAŞI!
Bak dinle ve de yanında bulundurmaya ihtiyaç duyduğun, Hacivat ve Karagöz’e bu yazacaklarımı okut. Sen yazdıklarımı algılayamazsın, öyle bir yeteneğinin olmadığını, İstanbul ‘a geçtiğin raporları bir başka meslektaşımıza yazdırmandan biliyorum! 
Kusura da kalma be onbaşı kardeş! Bunları sana yazmak zorunda bıraktın beni!
Gerçi olsun be, gülü seven dikenine katlanacak! O kadar da olacak yani!
Sen bize mesnetsiz iftiralar atarken, bizler hiç üzülmedik, sadece söyle bir şeyin ispatını istemiştik senden, öyle değil mi?
Bir de; lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye…
Bu ifade de muhabbetimize cuk diye oturmadı mı!
O nedenle diyorum ki, kader birliği yaptığın Hacivat ile Karagöz’e bu yazımı okutursan, onlar sana bu yazdıklarımın ne anlama geldiğini anlatırlar, önceden kurduğunuz kumpaslar da anlattıkları gibi!
Bak Onbaşı kardeş!
Sana değil cevap, bir kelam yazı bile yazmak istemezdim.
Çünkü senin kalibreni ve ciğerinin içerisini biliyorum.
Değmez sana ayırdığım zamana…
Hadi zamanı bir tarafa bıraktık ya bu sütunları işgal etmene değer mi?
Dedim ya ne yapalım kader mi, Hacivat-Karagöz mü diyelim bizi karşı karşıya getirdi.
Yoksa benim ne işim olacaktı seninle?

HERKESİ İYİ TANIRLAR
Bak fındıkçı onbaşısı kardeş!
Gözünün içerisine baka baka yazıyorum.
Hepimiz Trabzon’da yaşıyoruz.
Bu yörede, herkes herkesi iyi bilir seni de bilirler beni de.
Yanındaki Karagöz’ü de Hacivat’ı da iyi bilirler, üstelik iyi tanırlar!
Allah’a şükür bu güne değin kimsenin ekmeğiyle oynamadım.
Kimselerin önünde el pençe durup, aman dilemedim.
Kimselere takla attırmadım.
Kimseleri kandırmadım, yalan söyleyip aldatmadım.
Hiçbir arkadaşımı satmadım, dolandırmadım.
Çalıştığım kurumumdan ayrıldığımda avukata koşup mahkeme kapılarına gitmedim.
Hiçbir arkadaşımın kurumdan ayrılması için baskı kurmadım.
Karagöz’ün ve Hacivat’ın yaptığı gibi! Muhteşem ikilinin, neler yaptıklarını kurumda çalışanlar iyi bilir.
Hiçbir arkadaşımı kurumdan ayırttıktan sonra, elinden tutup avukatın kapısına getirip ‘hadi şikâyetçi ol, kurumu mahkemeye ver’ demedim.
Bak onbaşı kardeş! Mahkeme dosyaları orada, o dosyalarda kimlerin adları olduğunu dosyaları açınca rahat görürsün, tabi kör değilsen!
Onbaşı kardeş!
Sürekli haksızlıklara uğramamıza rağmen hiçbir zaman eğilip bükülmedik.
Aman ise hiç dilemedik. Her zaman dik durduk. Horonu senin oynadığın gibi eğilip, bükülüp oynamadık.
Kurumumuza çalıştığımız süreç içeresinde, Kurumumuza bir nebze olsun leke getirmedik. 
Birilerinin yaptığı gibi, kurumun gücünü asla kullanmadık, bu vesileyle, kendimize maddi çıkar asla sağlamadık.
Onun için sen yanlış adrese geldin onbaşı kardeş!

İSPAT EDECEKTİN NE OLDU?
Yazacak çok şey var.
Hele Karagöz ve Hacivat için yazacaklarım var ya vallahi de billahi de, kitap yazsam inan onbaşı kardeş, o kitap yok satar.
O kitaptan kesitleri zaman zaman bu köşemde yazacağım.
Bilgi sahip olmadan fikir sahibi olunmuyor, bunu sen iyi bilirsin!
Belki birilerini bilgi sahibi yaparız, ne dersin Onbaşı kardeş!
Bak Fındıkçı Onbaşısı!
Ahan soruyorum; seninle bulunduğumuz odada, hem de şahitli olunan ortamda sorduğum gibi yeniden soruyorum sana:
O sitenin bana ait olduğunu, o haberleri benim yaptığımı ispat etmezsen şerefsizsin, alçaksın. Namertsin. İspat edecek misin?
Bunları ispat etmez isen seni ifşa edeceğim haberin ola.
Haa unutuyordum, kurumun bilgilerini dışarı sızdırdığımızı söylüyordun, kurumun başına genel müdür olarak getirme sözü verdiğin arkadaşımıza.. Kurumun hangi bilgilerini paylaştığını, ben dahil yanındaki Karagöz de biliyor Hacivat ta. 
Neyse mesaj ile bilgileri sızdırdığımızı söylüyordun ya, bunu da ispat et bakalım hangi bilgileri sızdırmışız üçüncü şahıslara?
O mesajların hepsi bende mevcut, eğer sen ispat etmez isen onları da paylaşıp, senin o yalanlarını yüzüne tokat gibi çarptıracağım. 
Ah onbaşı kardeş ah! Yok, öyle yağma, çamur at izi kalsın he.
O çamur deryasında yalanlarınla boğulacaksın.

İLAHİ ADALET
Son söz, her tarafı Kudret Şandıra gibi oynayan, hayali senaryo yazmakta iyi bir senarist olan Karagöz ve Hacivat kardeşlere.
Korkunun ecele faydası yok.
Şunu da unutmayın Onbaşı karagöz ve Hacivat kardeşlerim!
Maç devam ediyor.
Son düdük henüz çalınmadı.
Yeryüzündeki adaleti sonuçta birileri dizayn ediyor, dizayn edilen adaletle insanlar bu dünyada yaşamlarını idame ettiriyorlar.
Bir de “ilahi” adalet var. İlahi adalete bütün yüreğimizle benliğimizle inanıyoruz.
Yeryüzündeki adaletten kaçabilirsiniz ama ilahi adaletten hiçbir zaman kaçamayacaksınız.
Bakın görün bir gün o ilahi adalet sizler için tecelli edecektir.
Ne ekmişseniz onu biçeceksiniz. 

--

İkisinin de katkısı yok!

Trabzonspor üretemiyor. Üretemeyince de gol pozisyonu bulup gol atamıyor.
Bunda en büyük neden üretken ayaklarının performanslarının kötü olmasından kaynaklanıyor.
Trabzonspor’da orta alanda üretecek iki isim var; Mehmet Ekici ve Erkan Zengin.
İkisinin şu anki form durumlarına bakın oldukça aşağıdalar.
Erkan’ın gol atmasına sizler sakın aldanmayınız. 90 dakika boyunca takımı adına katkı yapmadığını açık seçik görürüsünüz.
Şota ne yapıp edip bu iki oyucunu performanslarını yukarı çekmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
  • Sizi bu hale nasıl getirdiler?
  • MHP sürpriz yapabilir!
  • Antalya’da sabah sporu!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.