• BIST 116.535
  • Altın 162,411
  • Dolar 3,7791
  • Euro 4,6395
  • Trabzon 8 °C

FARKINDA MIYIZ?

Gürsel ÖZGÜR

Anayasa maddeleri üzerindeki maddelerle ilgili oylamaları izleyenlerin, geleceğin yaşam tarzının planlamasına yönelik öngörebileceği önemli ipuçları var. Tabii ki görmek ve anlamak isteyene…

Anayasanın 175. maddesi gereği, “Anayasa değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun(şu an 330) gizli oyuyla mümkündür”’ hükmüne rağmen bir bakan ve birkaç milletvekilinin oyunu açık açık diğerlerinin gözlerine sokarcasına göstererek kullanması üzerine, “Böyle yapmayın” diye uyarıldığında da sertçe “Ben oyumu istediğim gibi kullanırım, sana ne, sana mı hesap vereceğim” şeklinde adeta hiçbir şey tanımama tavrıyla tehditkâr ifadeleri maalesef önümüzdeki dönemin karanlık günlerinin de şifresini içermektedir.

Bu hareketin açılımı şudur;

“Anayasa, kural, kanun dinlemem, ben devletim, istediğimi yaparım”

Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralı 14. Louis “Devlet benim” diyerek Fransa’yı mutlak monarşi ile yönetmişti. Umarım benzemez. Ancak, bunlar tehlikenin başladığının göstergeleridir. Farkında mıyız?

“Biz parti olarak oyumuzun rengini açıkladık” savunmasının da anlamlı bir açıklama olmadığı aşikârdır, zira bu açıklama grup kararı mantığı ile açıklanacak bir savunma olamaz.

Bu açıklamaya karşılık ben de soruyorum; Milletvekillerin özgür iradeleri yok mu? Bunu parti disiplini açısından açıklamak da büyük bir haksızlıktır.

Zaman zaman Yenikapı ruhu benzetmesine sığınılarak ifade edilen birlik ve beraberlik tanımlamaları sözde kalmamalı, inandırıcı olmak ve gönülden istendiğini ispat için kanun ve kurallara önce siz uyacaksınız, farklı düşünenlere saygılı olacaksınız, hoşgörülü ve demokrat olacaksınız ki birliktelik güçlü olsun.

Atatürk, devrimciliğinin yanı sıra hoşgörülülüğünü ve demokratlığını dünyaya kabul ettirmişti.

Diktatörlüğü hiçbir zaman düşünmedi ve istemedi. İngiliz gazeteci yazar Lord Kinross’a göre; Atatürk’ün asıl hedefi, ölümünden sonra da ayakta durabilecek, batı tipi bir demokrasi tarzında gelişebilecek sistem kurmaktı.

Atatürk 1930 yılında Başkanlık gündeme getirildiğinde, Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlığı birleştirmeyi düşünmediğini ve istemediğini açıklamış ve konuyu kapatmıştı. İsteseydi çok da kolay hayata geçirebilirdi.

İsmet İnönü de başkanlık sistemini benimsememişti. 10 Mayıs 1946’daki kurultayın açış konuşmasında; “Belki bir gün Cumhurbaşkanlığı seçimi için anayasada değişiklik lüzumu ileri sürülecektir. Ben daha geniş müddetli ve yetkili bir devlet reisi olmak tekliflerine karşı koyacağım. Benden sonra geleceklere de, bugünkü tertibin bünyemize uygun olduğunu söylemekte ısrar ederim” demişti.

1930’lu 1940’lı yıllarda ortam da çok uygun olmasına rağmen başkanlığı istemeyen ve zararlı gören bir gelenekten, 2010’lu yıllarda partili başkanlık dayatmasına gel.

Maalesef, sanki Cumhuriyetin bütün ayarları ile oynamak matah bir şeymiş gibi kurcalamaya devam ediliyor.

Atasözlerimiz, yıllar içerisindeki yaşanmışlıklardan hareketle derin tecrübeler sonucunda oluşturulurken, kan dökülerek yazılanları da vardır. Çoğu zaman başvurma gereği de duyarız.

Hepimiz biliriz, askerliğini yapmayan erkek, adamdan sayılmaz yani güven vermez ve hatta kız bile verilmez. Çünkü askerlik insanı olgunlaştırdığı gibi bazı beceriler kazandırır ve birçok kavramı da anlamlandırır.

Nitekim asker arkadaşlığı ömür boyu sürer ve hayatımızda önemli yer tutar. Hal böyle iken 18 yaşında milletvekili olacaksın değişikliği getiriliyor. Akıl yaşta değil başta mutlaka, ancak bu yaşta kişiliğini bulanımız var mı? Popülist yaklaşımlar faydadan çok zarar getirir. Gençlerin yaşamsal deney kazanmaları da gerekmez mi?

Anlaşılan o ki; yaşadığımız dönem karşı devrimin son aşamasıdır, ya Atatürk devrimcisi olarak aydınlık geleceğimize, laik, demokratik Cumhuriyete sahip çıkacak ve ‘’Hayır’’ diyeceğiz ya da yüzümüzü doğuya karanlığa çevireceğiz.

UĞURLAR OLSUN!

“Sağcılıktan, solculuktan vazgeçtik, önce ciddi bir devlet gerekiyor. Reformdan, devrimden vazgeçtik; evet doğru, şu kan selini durduracak, bütün olan bitenlerin hesabını soracak bir devlet arıyoruz. Ve yüreğinde insan sevgisi olan politikacı arıyoruz’’ diye 28 Aralık 1977 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı, Uğur Mumcu. Maalesef çok haklı, hala arıyoruz…

Saygı, özlem ve rahmetle anıyorum, Uğurlar Olsun

‘’Bir keskin kalem, bir kırık gözlük

 Yürekli yiğitlere hatıran olsun…’’

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.