• BIST 97.141
  • Altın 242,390
  • Dolar 6,2773
  • Euro 7,3787
  • Trabzon 23 °C

Fatih Öztürk Haksız mı?

Sedat TUNALI

1461 Trabzon'da yıldızı parlayan sayısız oyuncudan biri de gurbetçi bir ailenin çocuğu olan kaleci Fatih Öztürk'tü. 1461 sonrası Trabonspor A Takımına yükselen Öztürk, birkaç maçta şans bulmuş ama o maçlarda top kendisini değil de rakiplerini sevmiş, o da ne olduğunu bile anlamadan, o dağınık Trabzonspor'un kalesinde 3 maçta 9 gol yemiş, moral olarak dip yapmıştı.

Fizik ve refleks olarak "dikkat çekici" bir kaleci olan Fatih, üstüste gelen şanssızlıklar sonrası kulüpten ayrılam isteğini dile getirmiş ve Akhisarspor'un yolunu tutmuştu. Burada gerçek kimliğine yeniden kavuşan ve 1461 performansının üstüne tecrübe ve olgunluğu da ekleyen Öztürk, takımı ülkenin en önemli iki kupasını kaldırırken de kalesini başarıyla korumuştu. Korumaya da devam ediyor.

fatih-ozturk-001.jpeg

Bugüne kadar Trabzon'dan neden ayrıldığına dair soruların karşılığı genellikle "küstü gitti" oldu ve çok da irdelenmedi. Gazetecilik hatasıdır!

Sonra milli olduğu iddiasındaki takımın kadrosu açıklandı. Açıklanan isimler arasında ismi en çok duyulanın adı, şike aramalarında kolayca karşınıza çıkabilen biri, bir diğeri adını bilen sayısı facia yoksulluğu, öteki de bin yıldır Avrupa'da oynadığını duyduğumuz ama ne hikmetse Türkiye'den hiç talibi çıkmayan başka biri. 

İşte bu 3 ismi duyan ve Milli olmak için çok büyük bir umut ve "referans maç" sayısıyla beklenti içinde olan Fatih Öztürk, deyim yerindeyse, açmış ağzını, yummuş gözünü.

Anlaşıldığı kadarıyla kaleci seçimini 150 yaşındaki Lucescu değil de Alper Boğuşlu yapıyor. Öztürk'ün hedefinde de bu isim var. Alper Boğuşlu'yu Trabonspor'da Şenol Güneş'in yedeği olarak hatırlarım hep, Güneş'in kolu başı kırılmadıysa vb ya da müzmin bel ağrısından kaskatı kesilmediyse Alper'in kaleye geçme şansı yoktu. Şenol'un yedeği olmanın kaçınılmaz sonucu diyelim...

31 yaşındaki Fatih Öztürk, yedek kalmasından duyduğu üzüntüyü hocasıyla paylaşmak istediğinde hocasının kendisine "s.ittir git " dediğini iddia ediyor. Gazeteci hissiyatı ve kelimelerin birbirleriyle ilişki sıralarının hangi duyguları açığa çıkardığını az çok tecrübe eden biri olarak, Öztürk'ün iddiasının boş olmadığını, bir hocadan beklenen olgunlukla karşılanıp uğurlanmadığını kestirmek zor değil.Tabi ki Alper hocanın da söyleyecekleri önemli

Bu çıkışıyla milli takım kariyerini büyük olasılıkla sıfırlayıp, içime atıp hasta olmaktansa ortaya atıp işime bakayım diyen Fatih Öztürk'e düşen, bundan sonra daha da çok çalışıp takımına daha çok katkı vermektir. CAS tarafından tescili yapılmış şikenin bile, aklı ve ahlakı  yok etme pahasına  sümenaltı edilmeye çalışıldığı bir ülkede, bir kalecinin emeğinin lafı mı olur, yeriz biter!
Alper Boğuşlu cevap vermeli...

---------------------------------------------------------------------
Milli Takım Ve Trabzon

milli-takim.jpg

Şikeyi temizleyip şikecileri geçin liglerden düşürmeyi, bir de kupa ile ödüllendiren Türkiye Futbol Federasyonu'nun karması, aklınca hakkını çatır çatır yiyip sırtlanlara kurban ettiği Trabzon'da bir milli maç organize ederek kendini meşrulaştıracak. TFF yetkililerini bu maçın Trabzon'da oynatmasına kimler ikna etti bilemiyorum, şüphesiz iyi niyetliler de vardır içlerinde, ama iyi niyet adaleti hakim kılmaya yetmiyorsa, o da uzak dursun Trabzon'dan

2011şikesini az çok bilen ve asgari bir onur taşıyan hiç bir Trabzonsporlu , TFF'nin karmasını milli takım diye alkışlamaz, eğer alkışlıyorsa
ya yaşanan haksızlıkların ve rezilliklerin ayrımında değildir, ya da TFF üzerinden bir menfaati vardır. Trabzon 2011 de devlet tarafından ötelenmiş, yok sayılmış ve anasının ak sütü gibi şampiyonluğu, şikecilere teslim edilmiştir. Başta sağduyulu Fenerliler olmak üzere , ulusal ya da uluslararası tüm kurumlar tarafından tescillenen, spor mahkemelerinin son kapısı CAS tarafından silinmeyecek bir leke olarak şikecilerin alınlarına çakılan  "ŞİKE" ye rağmen, Trabzon'un hakkını teslim etmeyip bir de bu ortamda şikenin koruyucusu tarafından Trabzon'da maç organize edilmesi, Trabzonluları adam yerine koymamanın TFF'cesidir. İçine sindiren gitsin izlesin, sonuçta demokratik bir ülkede yaşıyoruz. 
-----------------------------------------------------------
Hamza Mısır'a Pusu

hamza-misir--(3).jpg

Trabzon'un ezeli 3 rakibinden birini tarihi bir skorla mağlup etmiş ve gazeteci olarak keyifle bir spor sayfası hazırlayıp, sayfaları bağlıyorsun, saat sabahın ikisini de devirmiş.
Gazete binasını terk edip otoparktaki aracına doğru yürürken arkandan bir ses "Kardeş bana niye omuz attın"

İlk şaşkınlık sonrası dönüp bakıyorsun karşında 3 kişi. "Bir yanlışlık olmalı ben kimseye çarpmadım"

Amacın ne olduğunu seziyorsun saniyesinde. Zira sabahın o tenha saatinde biri size "takılıyorsa"  niyeti halis değildir. Hemen kapanıp yüzünüzü tekme ve yumruklardan korumaya çalışıyorsunuz, sonrası saldırgan(lar) karanlığa sığınırken sizin payınıza düşen ise hastaneden darp raporu. 

İlk duyduğumda aklıma Hamza Mısır'a şikedeki dik duruşundan dolayı husumet beslediğini duyduğum, bildiğim TFF Temsilciler ve Hakemler Derneği Başkanı Abdurrahman Arıcı geldi. Zira Hamza Mısır, Arıcı'nın kendisine çok büyük haksızlık yaptığını sık sık dile getiriyordu. Sonrasında Mısır, bu tahminimin doğru olmadığını, Arıcı'nın bu tür yöntemlere başvuran biri olmadığını söyledi. Saldırgan(lar) ın tetikçi olduğuna eminim diyen Mısır, şimdi polisten bu alçak saldırıyı tüm boyutlarıyla aydınlatmasını ve sorumluların en ağır cezaya çarptırılmalarını istiyor. Şiddet ve zorbalıkla yol alınabileceğine kim inanıyorsa, fena bir yanılgı içindedir, bedeli çok ağır olabilir. 
------------------------------------------------------------------

Gümüşhaneli Kardeşler!

Bir sevinç daha kursağımızda yumruk olup tıkandı. Keşke Trabzonspor 4-0 kaybetseydi de o Gümüşhaneli iki civan kardeşimizi trafik kazasına kurban vermeseydik. Trabzon neyle imtihan ediliyor bilmiyorum ama, her tarihi galibiyet ya da mağlubiyet sonrası içimizi dağlayan kaza ve ölüm haberleri sevinçlerimizi de acılarımızı da dağlıyor. Gencecik yaşta hayata veda eden İlhami Özdemir ve Tolga Altıparmak kardeşlerim, nurlar içinde yatın. Geride kalanlara sabır dilemekten başka ne gelir elden...

---------------------------------------------------------------------------------
Sultan Murat Yaylası 

Daha önce hiç çıkmamıştım Sultan Murat Yaylası'na.
Çocukluk kankam Ofli Sali (Salih Çoruhlu, sümüklü sali diyen de olurdu) bir ara orada bir işletmenin de sahibiydi, çok anlatırdı, bir türlü kısmet olmamıştı.
ATV'deki amirimin, birikmiş izinlerimi kullanmam ve böylece ayrılık vaki olduğunda şirkete fazla yük olmamam taktiği ile, "uzun süreli izne" onay vermesi beni de motive etmiş ve yaklaşık bir aylık bir Trabzon planı yapabilmiştim.

İşte bu Ağustos günlerinin birinde Sultan Murat yaylasında bir etkinliğe dair ilan gördüm. paneli çok sevdiğimi Trabzonsporlu bir abimizin abisi yönetiyordu, konuşmacılardan ikisi de insanı her yönden teşvik ediyordu; Sadık Albayrak ve Veysel Usta.

"Vatana Adanmış Hayatlar / Şehadetlerinin 100.Yılında Sultanmurat Şehitleri" isimli panele, yolu kestiremediğim için biraz geç kaldım, hadi itiraf edeyim, Çaykara'nın Haşlaması hiç bir yerde yoktur" diyen bir arkadaşımın sesi kulağımda çınlayınca, ufak bir Çaykara maceram oldu.

Ben Sultan Murat Cami'inin konferans salonuna girdiğimde panel yöneticisi  Profesör Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu konuşma sırasını araştırmacı yazar Sadık Albayrak'a vermek üzereydi. O da söze benim ilk anda aklıma gelen ayrıntıyla başladı

sultan-murat.jpgsultan-murat3-001.jpgsultan-zmurat4-001.jpg

"Bu panel Trabzon'da düzenlense bu salon böyle dolmazdı"

Tarihi bir geçiş töreni gibiydi Albayrak'ın konuşması. Nenesiyle çobanlık günlerinden askerlerin yoksulluğuna götürdü salonu, sonra o yoksulluktan yükselen onur ve zafere.

"Yerel tarih yazılmadan genel tarih yazılamaz" dedi, al üniversitelerin Tarih bölümlerin girişine as. Konferans için Güneydoğu'dan misafir edilen kişilere atfen, "Biz Karadenizliler çabuk değişir ve ortama uyum sağlarız, Doğulu kardeşlerimiz bizden daha sıkılar bu konuda, iyi ki öyleler"

"Rus fişeği guguvaka benzer, bizimkiler fese.Fişeklerden yollarda rastladığımız mezarların kimlere ait olduğunu anlardık" 

Bu tanıklıkların bir insanı taşıdığı yerdir Sadık Albayrak'ın öyküsü. Oflu (Çaykaralı) kadınların padişaha yazdıkları mektuptan bahsetti, salondaki kadınlara bir hediyeydi o, salondaki hemen herkes gibi ben de ilk kez duyuyordum. Sonra OF'un aşağısı ve yukarısı ile ilgili espirili bir tanımlaması oldu Albayrak'ın, espriyi kavramakta güçlük çeken bir kardeşimize espriyi izah etmek Hacımüftüoğlu'na düştü, ama ne izah; Ülkesini ,milletini, dini ve dilini "hazmetmiş" bir mütefekkür olgunluğu ve tevazusuyla, o da varolsun!

Ahırdan çıkan ahıra girer dedi bir yerinde konuşmasının. Ve beni şu sıralar salık sorunlarıyla boğuşsa da tebessümünün hiç eksik etmediği yüzüyle babamın omuzlarına çıkardı, alıp uçurup 40-45 yıl öncesine

"Trabzon'a geldiğimde uşakları omzuma alıp maça götürürdüm. (SA, BA) Bu o kadar önemli bir ayrıntıdır ki, bilmeyen yaşamayan ne bilsin. Trabzon'dan çıkıp parayı bulan tırnak içinde solcu zenginlerimizi ise uşaklarını Trabzon'a getirememiştir"

Sadık Albayrak Bakkalzede İsmail Hakkı'nın "of" gazetesinden söz etti sıkça. Osmanlıca öğrenmen şart dedirten bir bilgiydi bu da. Sultanmurat Camii'nin mihrap düzeninin yerel mimari ile çelişkisini anlattı en son, sonra ben çıkıp biraz Sultanmurat'ı gezdim. Her tarafta Arap turiztler, neyse ki burada şehir merkezinde az da olsa duyduğumuz "pis arap" benzeri düşüklüklere tanık olmadım. Yayla'da o rakımda ve havada bir nargile keyfi için neredeyse minik bir servet harcamayı göze alan Arapların kıymetini, sanırım, Sultanmurat esnafı anlamış.

Dönüş yolundayım, ilerde sisler içinde ikisi de çarşaflı ama çaykara usülü, iki kadın yarım yürüyüş nizamında ilerliyor. Net görecek kadar yakınlarından geçerken yarım bakışla arabaya baktıklarını gördüm. 

Ulan acaba otostop mu yaptılar Çaykaraca? 

Biraz yavaşlayarak devam ettim, ki bir işaret görürsem alayım onları da. Tık yok diyemiyorum, az önce yukardan inerkenki yarım bal
kışın benzeri bu kez aşağıya doğru. Sisin içine de gömüldüm bu arada. Durdum. Sonra duramadım, geri geri bunların önüne kadar gelip sağ camı açtım.

"Nere gidiysınız kız?"

"Barna'ya kadar gideceğuz, taksi çağırdık ama gelmedi gaybana" dedi yaşlı olan, yaşlı derken benden 2-3 yaş en fazla, yanında 20-25 lerde biri, kızı olmalı, sormadım. 

"Valla ben Çaykara'ya kadar eniyrum"

"barna yakundur, biz da binelum mi"

"deli deli gonuşmayın da , ben niye geri geri geldin, insan bir el eder da, yedum kendu kendumi"

"Bilsek burali olduğuni ederduk tabi, ama plaka 34 idi ooone oğa baktuk da el edemeduk"

"e hayde" dedim, bindiler.

Aslında onlar da Trabzon'da oturuyorlarmış, malum yaz ayları, köye çıkmışlar. Birkaç öteberi için de Sultanmurat'a çıkmışlar. 

Birkaç km sonra indiler, helallik verip yola vedalaşmadan sağ ön camdan eğildi ablam;

- "Nasi beğendun mi bizum yaylayi"
- Çok güzel ama Zavzaga'yı tutmaz"
- Hakkuni helal et oğlum.
- Ne hakkı egi. Bi dahaki yaz edersun bir dönme guymak,  gelurum ben gene,  ben olurum borçlu

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.