• BIST 107.749
  • Altın 143,535
  • Dolar 3,5290
  • Euro 4,1420
  • Trabzon 28 °C

Geç mi kaldık acaba?

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Sevdiğin müddetçe

Ve sevebildiğin kadar

Sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe

Ve verebildiğin kadar gençsin…

                           Nazım Hikmet

 

40 yaşını geçmiş bir bayan olarak genç ve sağlıklı kalabilmek için elimden geleni yapıyorum. Neredeyse aç kalıp çok doymadan ve kalori hesabı ile; Dengeli beslenme ve gıdaları birbirine karıştırmadan yaşamaya çalışıyorum.  Haftada en az üç gün spor yapıyorum. Beni üzen, yoran ya da gergin hale getiren insanlardan ve durumlardan uzak durmaya çalışıyorum. Ama aklım 40’dan sonra bunu yapmama izin verdi. Önce acı çektik, kullanıldık, ikiyüzlü insanların darbelerine maruz kaldık, bencil insanlarla savaş verdik ve sonunda akıllandık. Artık huzur bulduğum dost ve arkadaşlarımla birlikte oluyorum. Ve sevdiğim şeyleri yapıyorum. Oğluma ve eşimle mutlu olduğumuz hobilerimizi paylaşıyoruz. Hayat çok kısa saçlarımıza akların düşeceği, bacaklarımıza ağrıların saplanacağı, duymakta, görmekte belki de konuşmakta zorlanacağımız günler kapıda… O yüzden de sıkıntıya ve gergin ortama ayıracak zamanımız yok. Allah hepimize akıl sağlığı versin. Düzen neyse o şekilde bizlerde görevimizi tamamlayacağız.

 Kötü alışkanlık denen sigara ve alkolden uzak duruyorum. Henüz botoks, estetiğim yok şükürler olsun; Ama yarın ne getirir bilemem. Hayatın bize sunduğu imkânlardan neden bende faydalanmayayım ki…

Hepimiz çocukken büyümek, büyüyünce de çocuk olmak istemişizdir. Bugün bu durumu sorguluyorum. Yaş kemale erdikçe insan neden genç kalmanın yollarını arar acaba? Yüzünde ki çizgiler mi? Ölüm korkusu mu? İşe yaramama korkusu mu nedir bu çelişki…

Bence genç kalmanın sihri; İnsanın kendisini keşfetmesi ve anlamasıdır. Keşkeler, çelişkiler ve kötü merak bizim yaşlanma sebeplerimizin ana temalarıdır…

Meraklı olmanın ama iyi merakın kırışıkların ilacı olduğunu biliyor muydunuz? Merakta tıpkı kolesterol gibi iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılıyor; İyi olan merak, tabii ki gençlik iksiri olandır. Kötü olan ise insanı hastalığa sevk edendir.

Nasıl mı? Bir insanının, giyimini, kuşamını, yediğini, içtiğini kısaca yaşantısını sorgulamak yani dedikodu mahiyetindeki merak; Hiç çalışmadan sadece kafanda ürettiğin yalan ve dolanla dolu meraktır. Bu insana hiçbir şey kazandırmaz. Hatta meraktan insanı çıldırtır bile.

Ama çiçeğin, böceğin araştırılması, insanın var oluş sebebi ve incelenmesi, doğanın nasıl oluştuğu, insan olmanın vasıfları, iyi bir gelecek gibi merak konuları ise araştırma, inceleme ihtiyacı hissettirdiği için genç kalmamızı sağlıyor. Düşünebilme yetisidir insanı genç kılan. Çünkü düşünebilmek herkesi anlayabilmekten geçer. Anlayabilmek de tasasız, endişesiz ve stressiz yaşamı işaret eder.

Hani meraktan bir filme gideriz ödüllü film derler. Aslında her ödüllü film iyi olacak diye bir kaide de yoktur. Ama merak işte gideriz. Film bittikten sonra bu mu deriz ya, işte bu merak da nafile meraktır.  Tek kârı film izlemektir ama zararı da yoktur. Belki daha faydalı ya da daha mutlu bir ortamda olmak insanı huzurlu kılardı ama o kadar.

Hayatın getirdiği rastlantılar, bu rastlantıların insan hayatına etkileri, ne yaptığını bilmek ve çıktığımız bu yolda umursamak kelimesinin anlamını bilerek yaşamak belki de hayat felsefemiz olmalıdır. Umursamak önemsemek ise, hayatımızın önemini bilerek ve anlayarak yaşamalıyız. Çünkü hayat bir sürpriz ve bu sürprizi şansa bırakmadan yaşayabilmeliyiz; Bize sunulan tüm nimetlerden faydalanmasını bilerek ve hazmederek.

Kötü niyetin de insanı yorduğunu ve ihtiyarlattığını düşünüyorum. Takdir etmenin ise insan hayatına değer kattığını düşünüyorum. Herkesin ve her şeyin bir değeri ve önemi olduğunu düşünürsek, belki de hayat daha da anlamlı hale gelebilir.

Takdir etmek ve iyi merakın insan hayatına olumlu etkileri artık dünyanın gündeminde. İnsanlar daha kaliteli ve daha iyi yaşamın sırlarını araştırırken en önemli olguların iyi merak ve takdir etmek olduğu konularında birleşmişler.

Yalan, ikiyüzlülük, riya, çıkar ilişkileri gibi kavramlar çirkin olanı işaret ederken bugün etrafımızda en fazla bunlardan var. Hayatımızdan çıkaracaklarımızın başında da dolayısıyla yukarıda saydıklarım ve bunların hapsettiği insanlar olmalı.

Çok önemli bir söz vardır. “insan olan değil, o insanın içindekiler önemlidir” diye. Peki bu durumda, insanlar hak ettikleri kaderi mi yaşıyor?

20. yüzyıl ve sonrası insanların düşünüp bir şeyler üretme çağı yani aydınlanma çağı… Ve insanlara düşünebilme olgusu çoktan verildi. Ama hala yolunda gitmeyen bir şeyler var. Geç mi kaldık acaba?

 

 

 

 

 .

 

 

 

 

 

 

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.