• BIST 98.991
  • Altın 219,575
  • Dolar 5,5661
  • Euro 6,4180
  • Trabzon 21 °C

Geçmişin Ayak İzleri!

Hasan Kurt

Dün sabah saatlerinde Trabzon eski belediye başkanlarından Suat Oyman'ın oğlu Ferzan Oyman, elinde bir kitapla gazeteye geldi. “Hasan bey, bu kitabı Toker Dereli size gönderdi” dedi. Toker Dereli ile birkaç yıl önce Trabzon Lisesinden 50 yıl önce mezun olan öğrencilerin, Trabzon’daki buluşmasında görüşmüştüm.

Prof. Dr. Toker Dereli, Türkiye’nin önde gelen bilim adamlarından. Onlarca kitaba, makaleye, bildiriye vs. imza atan bir isim.                                                                                                                                         

Prof. Dereli; ‘Geçmişin Ayak İzleri’ adlı anılarını içeren kitabının önsözüne, Shakespeare’in, “Dünya bir tiyatro sahnesidir ve üstündeki tüm insanlar, erkekler ve kadınlar yalnızca birer oyuncudur. Sahneden çıkışları vardır hepsinin ve her bir insan hayatı boyunca birçok rolde oynar” sözlerini yazdı.

Prof. Dereli, tiyatro sahnesi olarak nitelendirilen Dünya’da yaşadıklarını, gördükleri ve düşüncelerini kaleme almış.

Dereli, Trabzon Sürmeneli askeri hekim olan Kasım Beyin oğlu. Toker Dereli, babası Trakya’da, Tekirdağ’ın Malkara ilçesindeki askeri birlikte görev yaparken, 1936 yılında doğdu. Annesi, Trabzon’un köklü ailelerinden Ortahisarlı Saip ve Hafız Refika hanımın kızı Cahide Dereli. Babası önce İstanbul’a bir yıl sonra da Ankara’ya tayin oldu.  Toker, anılarının bir bölümünde Tekirdağ, İstanbul ve Ankara’daki günlerini anlatır.

Aile, 1948 yılında önce Trabzon’a ve ardından Sürmene’ye gelir. Toker, Sürmene ve Trabzon’daki ilk yıllarını şöyle anlatır;

“Sürmene Zarha’da sahile yakın, şosenin üst tarafında ağaçlar arasında eski Rum veya Ermeni ustaların elinden çıkmış ve sanırım Dr. Şükrü beye ait olan evi kiraladık. Babam Sürmene’de Zarha çarşısı içinde, daha önce yine Dr. Şükrü’nün muayenehane olarak kullandığı yerde muayenehanesini açtı ve birkaç yıl sonra İstanbul’a gitmek üzere Sürmene’den ayrıldığı tarihe kadar hastalara baktı. Ders yılının başlaması ile ben Trabzon’da dedemin yanına Maraş Caddesindeki evimize geçtim ve Kemerkaya Ortaokulunda öğrenime başladım. Kemerkaya Ortaokulu oldukça görkemli, taş bir Rum yapısıydı. Ekleri ve denize inen bahçe ve futbol sahası etkileyici mekandı…”

Toker Dereli’nin babası Sürmene’de ilkokulda okurken 9 yaşında İstanbul’a gönderiliyor, İstanbul Erkek Lisesinde ve Askeri Tıbbiyede öğrenim görerek doktor oluyor.

Ve baba Yarbay Dr. Kasım Dereli, 45 yaşında İstanbul’da vefat ediyor. Toker Dereli, 1951 yılında İstanbul’dan tekrar Trabzon’a dönüyor ve dedesinin evine yerleşiyor.                                                                                   

Toker o günkü Trabzon’u şöyle anlatıyor;

“Trabzon’un muhteşem yeşil doğası içinde Zağnos ve Tabakhane köprüleri arasındaki vadilere inen dik yamaçları ve iki vadi arasında yatan şehrin barındırdığı Roma-Bizans ve Osmanlı-Türk eserleri sizde derhal Karadeniz’in diğer şehirlerinden farklı, bir eski imparatorluk ortamında bulunduğunuz izlenimini yaratır. Çocukluk döneminde belki bunun farkına pek varmazdım. Fakat sonraki yetişkin dönemlerimde ve özellikle öğrenim, sonra da çalışmak için gittiğim Kuzey Amerika ve Avrupa’nın bende hayranlık uyandıran yeşil doğasını görüp tekrar Trabzon’a o döndüğüm yıllarda, gerçekte ne denli zengin bir coğrafya ve tarihin mensubu olduğumuz bilincine varmıştım. Lise tahsilim 1955 yılına kadar sürdü. O zamanlar lise 4 yıldı. Trabzon Lisesinde ilgimi çeken ilk özellik, derslerin ağırlığı ve öğretim kalitesinin yüksekliğiydi. Lise dönemimde Maraş Caddesi’ndeki evimiz eş dost ziyaretlerinin yanı sıra bazen de müzikli sohbetlere sahne olurdu. Dedem iyi ud çalardı.  Dayım, udda, tambur ve cümbüşte ustaydı. 1950’li yıllarda evlerde telefon yoktu. Telefonu ilk kez eniştem Suat Oyman’ın evine bağlandığı zaman kullandım. Evlerde buzdolabı da yoktu. Buz ihtiyacını Karlık tepesindeki kuyulardan- daha çok tatlıcı Raif’in dükkanında nefis kaymaklı dondurmanın yapımı için- at arabalarıyla getirilen ve kilo hesabı satılan buzlar karşılıyordu. Telefon ve buzdolabı da bizden önce eniştemin evine girdi. Akşamları rakısını soğutmak amacıyla dedem beni Maraş caddesindeki evimizden, eniştemin Gazi Paşa caddesindeki evine gönderiyor, ben de teyzemden aldığım buzları erimemesi için koşarak hızla dedeme yetiştirmeye çalışıyordum.                                                                                          

Trabzon’da yazlarımızı geçirdiğimiz dedemin Argalya (Uğurlu) köyündeki arazisinde esas itibarıyla fındık üretiliyor, her yıl fındık mahsulünün satışından elde edilen geliri, bize bu işte yardım eden marabalarla paylaşıyorduk. Bu arazi Cumhuriyet’in ilanından sonra yapılan mübadeleye kadar Rumlara aitmiş. Üzerinde bizim yıllarca yaşadığımız tipik bir Rum köy evi, onun önünde incir ve bir karayemiş ağacı vardı. Bu evin dedeme intikali 1929 ekonomik buhranından sonra olmuş. Dedemin bir adi şirket ortağı olarak sermaye payı için emeğini koyduğu Onganlara ait manifatura işyeri çoğu başka firma gibi 1930’larda iflas edince, Onganlar, dedeme ortaklık payı olarak kendilerine Rumlardan geçen ve ‘mübadil arazi’ denilen 200 dönümlük bu toprağı vermişler. Dedem benim çocukluk yıllarımda Trabzon’da çarşıda bir manifatura mağazasında, sonra da Sümerbank’ın açtığı kumaş mağazasında çalıştı.”

Toker Dereli, Argalya köyündeki yarıcılarla diyaloğunu, köyün konumunu aktardıktan sonra, köyde komşusu olan Şahabattin Şahinler ile tarlaları, tepeleri akşama kadar gezip dolaştıklarını anlatır ve şöyle der;

“Bizim orman bittiği yerden Trabzon’a yüksekten bakan Tavşanlık tepesinde sohbet ederdik. Şahinler ailesinin Trabzon’da Semerciler yokuşunda manifatura dükkanı vardı. Köyde ise evleri bizden biraz aşağıda Kisarna’ya giden patika yol üzerindeydi. Şahabettin ile arkadaşlığım Trabzon’dan sonra İstanbul’da öğrenimimiz sırasında da devam etti. 2007 yılında Trabzon’a geldiğimde, şehirde ve köydeki yerleri tekrar gördüm ve mutlu oldum. Arzum Tavşanlık tepesinden, güneşin batma vakti arkada, Akçaabat tarafındaki sıra dağlara bir kez daha bakmaktı. Yazık ki, hava puslu olduğu için o eski görkemli manzarayı göremedim. Ama Molla Beyin dağına, ava gittiğimiz Ayafka’yı seyredip geçmişi birkaç dakika olsun yaşayabildim. Trabzon’da lise yıllarında hafta sonları sıkça Boztepe’ye, Deliklitaş’a doğru geziler yapardık. Bu gezilerde Kadir Mısıroğlu, Süleyman Türk, Ahmet Hamdi Akseki gibi 1950’lerde yükselen milliyetçi ve muhafazakar akımın savunucusu arkadaşlar kadar; Dinç Yazıcı, Yusuf Ziya Günaydın, Suat Kurtuldu, Yücel Hacaloğlu gibi bana yakın bazı arkadaşlar da yer alıyordu….”     

Eserde hoca, yurt içinde ve yurt dışında yaşadıklarını vs. en ince ayrıntısına kadar anlatıyor.

Prof. Dr. Toker Dereli’nin 300 sayfalık ‘Geçmişin Ayak İzleri’ adlı anılarını bir solukta okudum. Toker hocaya böyle bir eseri hazırladığı için teşekkür ediyorum.        

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.