• BIST 97.314
  • Altın 145,314
  • Dolar 3,5633
  • Euro 3,9989
  • Trabzon 17 °C

GEÇMİŞİN RUHUNU ÇAĞIRMAK

Havva GÜNAYDIN LAKUTOĞLU

Geçmişe mazi derler. Zaman artık geride kalmıştır; Geri gelmesi ve tekrar yaşanması mümkün değildir.

Bizleri geçmişle bir arada tutan bağ mazidir. Yıllar sonra karşılaştığımız arkadaşımızla bir bağ yakalayabilmek adına geçmişimizden başlarız, konuşmaya. Bizleri bir arada tutan ortak geçmişimizi de artık yavaş yavaş kaybediyoruz.

Yeni bir format atılan Türk insanı için, başka bir mazi ve dolayısıyla da farklı bir gelecek yazılıyor; Türk-Arap karışımı bir gelecek… Oysaki, bize Türklük unvanı Osmanlıdan önce miras kalmış; Allı ve de şanlı bir mazi değil miydi?

Son günlerde izlediğimiz görüntüleri isimlendirmekte inanın çok güçlük çekiyorum. Yükümlülük ve zorunluluklarımızın yerini bugünlerde başka ve saçma şeyler aldı. İnsanların giyim-kuşam ve şekilci tavırlarını trend mi yoksa inanç mı diye inanın isimlendiremiyorum.

Toplum olma özelliğini kaybeden Türkler, saçma ve sapan görüntülerle oyalanıyor. Margeret Thatcher, “Toplum diye bir şey yoktur“ sözünde toplumun var olma sebebinin yerini, insanların kendi ideolojilerini lehine çevirme gücünün, yattığını anlatmaktadır. Bugün Türkiye‘de böyle değil mi? “Ben ve ideolojim” teorisi artık bizim toplumun vazgeçilmez bir gerçeği oldu. Ve bu süreçte tıkır-tıkır işliyor.

O kadar ki insanların özgürlüklerine bile karışacak kadar. Dövmesi olan bir gence dövme günahtır diyebilecek, hatta bunu mikrofonla insanlara anlatabilecek ve lider olduğunu unutup camide sanki insanlara vaaz ettiğini sanabilecek ve insanların yaşamına müdahale edebilecek kadar. Özgürlüklerimiz, inancımız bizi biz yapan değerlerimiz birilerinin eliyle başka bir formata dönüşüyor. İşsizlik, eşitlik, demokrasi, eğitim ve öğretim gibi önemli başlıkların yerinde yeller eserken başlıca konularımız imam-hatip, giyim-kuşam, kaç çocuk gibi sadece bireyi ilgilendiren ama yetkililerin ilgi alanına girmiş konular oldu. Nerede ülkemin kalkınması? Nerede ülkemin insanlarının ekonomik eşitliği? Nerede ülkemin insanlarının refahı ve huzuru?

Geçmişin en önemli kalıntıları, paha biçilmez değerleri Cumhuriyet, demokrasi, insan hakkı ve eşitliklerin yerini, farklı bir format aldı. Filizlenmeye başlayan, hatta meyvelerin alınmaya başlandığı bu toplum, parçalara ayrılmış bireylerin oluşturduğu bir toplumu işaret ediyor. Bunun adına da özgürlük deniliyor; Ama liderin istediği şekildeki özgürlük. Sadece benim vatandaşım diye işaretlendirilenlerin sınırsız özgürlükleri var. Ötekilerin özgürlüklerinin ise; sınırları ve müdahalesi var.

Hz.Muhammed, “Eğer hiç günah işlemeseydiniz, Allah C.C sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek mağfiret edeceği kimseler yaratırdı” sözüyle sanki bugünü işaret ediyordu.

İnsanlığın, gelişmesini ve korunmasını istiyorsan toplum denilen örf, adet, kültür, birlikte yaşayabilme kültürünü de ayakta tutmayı başarabileceksin. Topluma, “Twitter diye bir bela var. Yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey aslında toplumların baş belasıdır” diyerek insanların özgürlüklerini elinden almaya kalkmayacaksın. Sırf kendini aklamak adına…

Ya da, “İnsanlık tarihinde destansı mücadelelerin neredeyse hepsi, zulme başkaldırı için, adaleti tesis etmek için girişilen çabaların ifadesidir. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle yakın tarihimize baktığımızda Gandhi, Malcolm X, Mandela, Begoviç’i görürüz. Bu muhteşem mücadele adamlarının zulme baş kaldırmakta talep ettikleri şey, kendi toplumlarının nezdinde bütün insanlık için adalet değil miydi?” diyor Recep Tayyip Erdoğan. Bu söz çok güzel, anlamlı ve manidar; Peki siz neden topluma baş kaldırıyor, ötekileştiriyorsunuz; Sizin de mücadeleniz acaba adalet için mi?

Son günlerde çok popüler olan tarihi dizi, kitap ve araştırmaları hayretle izliyorum? Bugünlerin en popüler dizileri yakın geçmiş ve Osmanlıyı anlatan diziler ve filmler. Devlet olma özelliğimizi ve Türklük kavramını anlatan bu filmler toplumumuzun bu aralar yükselen trendi. Peki bugün parçalara ayrılan bir toplum birlik, beraberlik ve kurtuluş savaşı mücadelesini anlatan bu tarz geçmişe neden çok ilgi duyuyor?

Acaba 2040’lı yıllarda 2000-2015’li yılları anlatacak dizi ya da film hatta tarihe not düşülecek senaryoda başkahramanın en özelliği ne olarak izleyiciye yansıtılacak? Ön plana çıkacak detaylar ve yorumlar ne olacak?

Geçmişin ruhunu çağıran diziler aslında ortak kültürümüzü ortak geçmişimizi ve yok olmaya yüz tutmuş geçmişimizi bize gösteriyor. Geçmiş atalarımızın, anılarımızın, topraklarımızın, kültürümüzün, gelenek-göreneklerimizin müşterek paylaşımıdır. Bu yüzden kıymetlidir. Değerlidir.

Dönem dizileri, karakterleri, olayları ile gerçekleri ve atalarımızı yansıttığı, anlattığı için özel olma vasfını koruyor. Aslında bir nevi de merak ettiklerimizi okumak ve araştırmaktansa hazır olarak önümüze sunulan cafcaflı ekranda çayımızı yudumlayarak izlemek bizi mutlu ediyor. Çünkü araştırmamamızı, yorumlamamamızı, hatta konuşmamamızı isteyenler var. Sadece sandığa git, oy ver ve arkamda dur. Hepsi bu kadar…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.