• BIST 97.988
  • Altın 242,791
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • Trabzon 25 °C

GEÇMİŞTEN ANILAR - 1

Mahmut KANMAZ


Sene 1972, Kars Susuz Kazım Karabekir İlköğretmen Okulu öğrencisiyim. Okul değişikliği olmuş, henüz yeni gelmişim.. Burası eskinin, "Cilavuz Köy Enstitüsü".. Cilavuz, Susuz'un halk dilindeki adı.. Bir dönem Eğitim dünyamızın parlayan yıldızı olan, bu okulların kapatılmasının ardından, Meslek Lisesine dönüştürülen, ancak Lise üstü 1 yıl daha fazladan eğitim süresiyle müfredatlandırılan, böylesi bir parasız yatılı okuldan, mezun olmuştum 1975 de..
İşte, sınıfa yeni geldiğim günün akşamı, "etüt" adı verilen zorunlu ders çalışma ve ödev yapma saatlerinde, sınıf çok sesli ve gürültülü bir durumdaydı. Kimi kendi arasında şakalaşıyor, kimi yüksek sesle şarkı söylüyor, kimi de bu ortamda ders çalışmaya gayret ediyordu.. Ben ise oldukça şaşkın bir vaziyette, bir o yana, bir bu yana bakınıp duruyordum. Zira bana çok tuhaf geliyordu bu hal.. Bu arada kız arkadaşlarımızdan biri bağırıyor avaz avaz, "Eyee bir sükut durun, azmayın artık uşaklar".. Yani sakin olun diyor ama, dinleyen kim.. Yöre şivesi, biraz Erzurum, biraz Karadeniz, biraz da Azeri ağzının etkisi altında. Bilen bilir, çok özgün ve tatlı bir şive yapısı vardır Kars'ın. Bana ilk gün sormuşlardı da zor anlamıştım, "Haralısan" diye. Kilis'liyim ama, Kadirli'den geliyorum demiştim...Halk aşığı ve ozan geleneğinin, çok önemli,sevildiği ve icra edildiği bir yerdir aynı zamanda Kars..Yörenin bağrından yetişmiş çok sayıda Halk aşıkları arasında, Murat Çobanoğlu, Rüstem Alyansoğlu ve Şeref Taşlıova' yı özellikle sayabiliriz. Bu Halk Aşıkları, akşamları kahvelerde, birbirleriyle atışıp dururlar, "leb değmez" yani dudak değmez yöntemleriyle, çalıp söylerlerdi. Yeri gelmişken lebdeğmez nedir, onu da belirtelim. İki dudağın arasına yerleştirilen bir toplu iğneyle, aşığın atışırken, "b, m, p" gibi harflerin yer aldığı, yani iki dudağı birleştiren kelimeleri kullanmaması, kullanırsa da iğne batacağı için yenik sayılacağı esası üzerinedir lebdeğmez..
Kedinin "pişşik", çekirdeğin "sımışka" olduğunu daha sonraları öğrenecektim. Çok sevdiğim çayın, "kıtlama" şekerle içildiğine ise hiç alışamayacaktım. Fındık kadar sert kırma şekerle, 3 bardak çay içenler oluyordu. Tabi bunun da bir kuralı var. Şekeri dilinin altında tutacaksın. Ben her bardakta 3-4 şeker tüketiyordum, bir türlü beceremiyordum. Kaşık ta yok ki isteyesin. Velhasıl alışmam uzun sürdü..... Okulun Köy Enstitüsünden kalma alışkanlıkları vardı. Mesela tarlası vardı. Orada çeşitli sebzeler yetiştirilirdi... Hayvanları vardı, okulun süt, yoğurt, peynir gibi ihtiyacı oradan karşılanırdı. Çalışanları vardı. Mutfağı ve fırını vardı ki, yaklaşık 1000 öğrencinin ekmek ihtiyacı buradan temin edilirdi. Ama ne lezzetli ekmeklerdi onlar. Katkısız, esmer ve tam organik türden. Sadece ekmek yesen bile yeterdi. Tarım dersimizde, hocamızın önderliğinde tarlayı bellerdik, eker, bakımını yapardık. Hocamız bizlere bu işlerin nasıl yapılacağını uygulamalı anlatırdı. Sonra "tavla"ya gider, hayvan damında biriken dışkı ve tezekleri dirgenle temizlerdik. Payımıza düşen tarladaki parseli belleyip, toprağı alt üst etmedikten sonra, izne çıkamazdık. Ama bu işleri zevkle yapardık. Zira bir tarafta, şırıl şırıl akan "Susuz deresi", diğer yanda doğanın binbir yüzü renk renk çiçekler, böcekler.. Topraktan çiğdem çıkarır yerdik. Çok lezzetli olurdu. Hepimiz daha çocuk sayılırdık, 16-17 yaşındayız çoğumuz.. Sinema salonumuz vardı. Hafta sonlarını iple çekerdik, güzel filmler izlemek için. O dönem, televizyon, internet, sosyal medya ne arasın?.. Sınıfta, İbrahim adlı bir arkadaşımızın, yassı pili, radyonun kendisinden büyük, birbirine kalın lastikle bağlanmış, transistörlü küçük bir radyosu vardı. Bazen onu dinlerdik etütlerde, yatakhanede, yasak olmasına rağmen. TRT Kars İl Radyosu vardı, oradan türküler ve paket yayınlar dinlerdik. Belki benim türkü ve halk kültürü, folklor sevdam oralardan geliyordur kimbilir. Banyo saatimiz vardı, haftada yarım saat. Sınıfça girerdik hamama. Erkeklerin ayrı, kızların ayrı gün ve saatleri vardı. Dışarda kar 1 metre. Eski Rus yapısı taş binalar, tabi buz gibi.. Ama bizlere hiçbirşey olmazdı. Saçlarımız ıslak ıslak çıkar dolaşırdık. O zaman insanların bağışıklık sistemleri, daha mı bir güçlüydü, bilemiyorum..Şimdi olsa, yorgan döşek yatar hasta oluruz...
3 ve 4.sınıflarda, yakınlardaki köy okullarına staja giderdik. Hedefimiz, ideal bir öğretmen olabilmekti. Tıpkı büyük önder Atatürk'ümüzün söylediği gibi, "Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır" sözlerini doğrularcasına.. Devletimiz, bizlerin kitap, giyecek, yiyecek gibi tüm ihtiyaçlarını karşılardı. Senede 1 kez takım elbise dikilirdi bizlere. Ölçülerimiz alınır, herkes aynı renk kumaştan, üniforma niyetine elbiseler giyerdik. Okulun terzi atölyesi vardı. Terziler herkesin elbiselerini, birkaç ay içerisinde geceli gündüzlü çalışarak bitirirlerdi. Allahım ne sevinirdik giyince, yırtmaçlı ceketleri, jilet gibi pantolonları.. 
Öyle ya da böyle, 3 yıl kaldım bu okulda ve mezun oldum. Ondan önce de 2 yıl Mersin'de okumuştum. Oradaki maceralarımı da daha sonra anlatırım sizlere.. Toplam 5 yıl yatılı okul serüvenim oldu. Bu süreç yaşamıma çok şey kattı. Kişiliğimin şekillenmesinde öemli bir rolü oldu diyebilirim. Emeği geçen herkese, minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Bu arada bütün öğretmenlerimizden, ölenleri rahmetle anıyor, hayatta olanlara sağlık ve uzun ömürler diliyor ve ellerinden öpüyorum.. Allah onlara kolaylıklar versin. Onların emekleri ödenmez, hepsinin de işleri rast gelsin diyorum... 
Sözlerimi burada noktalarken, hepinize selam ve sevgilerimi sunuyorum değerli dostlarım, sevgili arkadaşlarım. Sağlıkla kalın..

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.