• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • Trabzon 22 °C

GEÇMİŞTEN ANILAR - 6 -

Mahmut KANMAZ


1960 yıllarda, evleri Kilis Şıh Abdullah Mahallesi, Nemika Kasteli Caddesi üzerinde bulunan, rahmetli nenem ve dedemin yanına gelirdik her yıl 3 aylığına.. 1957 de babam "Yapıcı" yani inşaatlarda taş ustası olan, Onbaşı Mustafa Kanmaz ben 2 yaşımdayken, o da henüz 29 yaşındayken aniden rahmetli olmuş. Tabi annem çok genç olduğundan, onu Kadirli'de ikamet eden Hacı Yusuf Yazıcı'yla evlendirmişler, ben o zaman 5 yaşındaymışım. Yani Kadirli'ye annemle birlikte gitmişim. Ama dediğim gibi, her yıl okulların tatil olmasıyla birlikte, Kilis'e nenemlere gelirdik..
Dedem rahmetli, "Kaho Mustafa Çavuş" lakabıyla tanınan, yoğun seferberlik anıları olan bir değerli zattı. Mekanı cennet olsun. Arife nenem de "Özçelebi"lerden gelin gelmiş dedeme.. O da bembeyaz pamuk gibi bir kadıncağızdı. Onun ve cümle geçmişlerimizin kabirleri nurla dolsun.....
Nenemlerin evi, tipik Kilis eviydi.. Havuşlu yani avlulu, bahçesinde kuyusu olan, asma ve azametli bir akasya ağacının da yeraldığı, müstakil bir dam eviydi. O zamanlar buzdolabı ve çamaşır makinesi ne arasın. Bütün yiyecekler ve erzak, kısmen daha serin olan, yörede "matmak" da denilen mutfak veya ambarımsı oda da saklanırdı. Günlük ihtiyaçlar ve kahvaltılık gibi ürünler ise, tel dolabında muhafaza edilirdi....
İçme suyu ihtiyacımızı da karşılamak, evin en küçüğü olarak bana düşüyordu.. 2 ya da 3 günde bir, her elimde birer kaddüs, yani kova olmak üzere, eve en yakın olan Murtaza Camisi Kastelinden, yani çeşmesinden su getirirdim. Her seferinde 3-4 döne gider gelirdim yorulmadan.. Getirdiğim suları içerde büyük seramik küplerde biriktirirdik. Tabi hava sıcak, su küpte de olsa, testide de olsa ılık olurdu.. Hadi, o zaman da hergün çarşıdaki buzcuya gider, buz alırdım öğlen sıcağında.. Buzcunun önü haliyle çok kalabalık olurdu. Arz talep meselesi.. Satıcının testereyle uzun buz kalıplarını, hırt hırt kesişini çok severdim niyeyse.. Sonra tahrayla onu kırar ve isteğe göre tartardı. Fileyle bunu eve getirinceye kadar, zaten sıcakta bir kısmı erimiş olurdu. Nenem onu kalın bez parçalarına kat kat sarar, gün içerisinde de azar azar parçalayıp, sulara ilave ederek, serinlememizi sağlardı.. Şimdi buzdolapları var, herşey kolaylaştı.. 
Günün belli saatlerinde, "Acem suyu, buz gibi meyan şerbeti" nidasıyla şerbetçinin sesi duyulurken, biraz sonra, arabasıyla seyyar dondurmacı arz-ı endam ederdi. O da, "Dondurma kaymakkk" diye bağırarak, en sadık müşterileri olan biz çocukların iştahlarını zorlardı..bunları takiben de süt mısırcılar, tatlıcılar, kahke yani simitçiler ve eskimocular da geri kalmazlardı.. Çocuk heyecanıyla, dedem mi olur, nenem mi, yoksa bir başka vicdan sahibi aile üyesinin verdiği 5 - 10 kuruşu kaptığım gibi fırlardım sokağa.. Dondurmacının en küçük külahı minicik bir sivrilikte olurdu ki, ancak tadımlık olarak, o da 5 kuruşa tekabül ederken, biraz orta halli olan 10 kuruşluk külah daha büyükçe ve altı küt olurdu.. Artık 25 kuruşluk külahın daha büyük olacağını söylememe sanırım gerek yok. Bu tam doyumluk olurdu ve de hem kaymaklı, hem de çukulatalı olurdu ki, buna çok ender sahip olurduk. 
Bir de evin tam karşı çaprazında, bisikletçi vardı ki, 3 tekerli bisiklet favorimizdi. Takriben 100-150 metrelik bir mesafe gidiş dönüş, bir döne olarak kabul edilmiş ve dönesi 5 kuruş takdir edilmişti bisikletçi tarafından.. Bütçe durumuna göre 2-3 döne binerdim. Allahım ne büyük bir saadetti o. Hele siyah küçük küçük taş döşeli caddede, sarsılarak gitmenin hazzına doyum olmazdı. İşte minicik şeylerle mutlu olmanın hali ahvali budur, değerli arkadaşlarım..
Tabi bütün bunlar, mazide kalan birer hoş sada gibi yer aldı anı dünyamda.. İnanın o günler daha bir güzelmiş gibi geliyor bana. Teknolojiye yenik düşmemiş ya da onunla henüz tanışmamış, steril bir yaşam, arkadaşlığın, akrabalığın, komşuluğun ve hemşehriliğin sonuna kadar yaşandığı saf ve tertemiz bir ilişkiler bütünü, ne kadar da iyiymiş. Şimdilerde herşey mekanikleşti, bağlar zayıfladı, birbirine gidip gelmeler seyrekleşti. Arayıp sormalar "facebook" düzeyine indirgendi . Yani kısacası, "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" misali, bizim nesile göre durum, hiç te iç açıcı olmadı.. İnanın o günleri arıyorum. Çocuklarımız o günleri yaşamadılar ve de görmediler.. Onların da bir suçu yok. Kendilerini ister istemez böyle bir dünya da buldular.. Bizler gücümüz yettiğince ve aklımız erdiğince o günleri anımsatırsak onlara, o günlerin güzelliğini canlı tutabilirsek, belki bir ölçüde görevimizi yapmış sayılırız diyorum..
Evet sevgili arkadaşlarım, bugünlük te bu kadar. Kısmet olursa inşallah ilerleyen günlerde, benzer konuların anlatımında yeniden birlikte olmayı diler, hepinize sağlıklı, huzurlu ve güzelliklerle dolu günler temenni ederim.. 
Bu arada, yazımda sözü edilen nenemin Kilis Şıh Abdullah Mahallesi, Nemika Kasteli Caddesi üzerinde bulunan evin havuşunda, takriben 50 yıl kadar önce çekilen siyah beyaz bir fotoğrafı da beğenilerinize sunuyorum. Burada, nenem Arife Özçelebi Kanmaz, dayılarım Sakıp ve Refik Kanmaz, teyzelerim Necdet ve Zekiye ile eniştem Fatih Dağdelen ve önde uzanmış olan Ali Amcamız yer almakta olup, hepsi de şu an için Rahmetli olmuş durumdalar. Onların ve cümle geçmişlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun diyorum..
Hoşça kalın, güzelliklerle kalın....

37747595_250406885754826_616661916776923136_n.jpg

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.