• BIST 93.699
  • Altın 212,456
  • Dolar 5,2873
  • Euro 6,0224
  • Trabzon 10 °C

GENİŞLEYEN EVREN

Osman Necip SEVİNÇ

Hepimizin hikayesi, 14 milyar yıl önce BİG BANG (büyük patlama) ile başlamıştır. Bu teoriye göre evren sürekli genişlemektedir. Yani evren dinamik olup, birbirine denk bir saniyesi bile yoktur. Her saniye sonrasında, daha büyük bir evrende yaşamaktayız.
İslam dini açısından, dinsizlerin, materyalist filozofların zannettiği gibi evrenin ezeli olmadığı, bir başlangıcı olduğunun anlaşılması önemlidir.
Kur’an ayetleri bundan 1400 yıl önce bu teorinin temel iddialarını tarif etmiştir. Örneğin, her şeyin başlangıçta bir arada olduğuna Kur’an-ı Kerim Enbiya suresi 30. Ayette atıf yapmıştır.
“İnkar edenler, gökler ve yer birleşik bir halde iken, onları birbirinden ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?”
Evrenin genişlediği olgusu da Kur’an da Zariyat suresi 47.ayette bundan 1400 yıl önce şu şekilde açıklanmıştır.
“Göğü kudretimizle kurduk ve elbette onu genişletmekteyiz.”
Biz politika adına birbirimizi hırpalarken, eloğlu 90 yıl önce, materyalist ezeli ebedi evren tablosunu Big Bang teorisi ile yıkarak, Kur’an’ın bu muhteşem ifadelerini daha iyi anlamamızı sağlamıştır.
Camilerimizdeki vaizlerimiz iki yüz sene bin sene önce din adamlarımızın yazdığı kitapları nakletmenin yanında bunları da araştırıp biz cemaate bu ilimleri ve gelişmeleri Kur’an ışığında anlatabilseler fena mı olur.

İBADET
Unutulmamalıdır ki insanın karşılaştığı bütün sonuçlar, onun amelinin eseridir. Hiçbir karanlık ve sıkıntı, hiçbir kahır ve zorluk insan elinin ürünü olmadan ortaya çıkmaz. Allah insanın kendi amelinin karşılığı olmayan bir zorluk ve çileyi, insana musallat ederse, bu zulüm olur. Oysaki Allah zulüm etmez. Varlık ve oluş düzeninde işleyen temel ilke şudur.
“Kim zerre miktarı hayır işlerse onun karşılığını ve kim zerre miktarı kötülük işlerse onun karşılığını bulur.”
İbadet, hür benliğin Yaratıcı ile bütünleşerek varlık ve oluş bünyesinde faal bir rol almasıdır. Böyle olunca ibadet belirli bir mekana hapsolmak değil, tüm yeryüzünü bir mabede dönüştürerek insanlığın hayrına ve hayatın tekamülüne hizmet amacıyla sürekli değer üretmektir.
İslam düşüncesi, genişleyen evren gerçeğine paralel genişlemek yerine düşünce / tefekkür alanında daralmakta ve ortak insanlık paydasına değer üretmede yaşadığı çağın koşullarına uygun atılımlar yapamamaktadır.
Ne yazık ki ayet kavramını Kur’an’ın verilerine tam uymayan bir anlayış ile yorumlamak, Müslüman kitlenin gözünden birçok gerçeğin kaçmasına neden olmuştur.                                                                                               
Kısaca, evren genişlerken, biz daralmışızdır. 21.yüzyıl problemlerini, 7.yüzyıla ait içtihadlarla çözme konusundaki ısrar, İslam Dünyasına pahalıya mal olmuştur. Ve olmaya da devam etmektedir. (Bu konuda Sn. Necmettin Şahinler beyin “ Geniş Mezhepliyim” kitabında çok daha geniş bilgi bulabilirsiniz)
Şurası unutulmamalıdır ki; Kur’an bir tapınak kitabı olmadığı gibi, bir ölüler duası da değildir. Kur’an hayata yön veren ve sadece telaffuz edilen değil, yaşanılması gereken bir kitaptır.
Cumanız mübarek, akıbetiniz hayırlı olsun. Unutulmasın ki en büyük öldürücü zehir, cehalettir.
‘Cahiliye devrini’ unutmayınız, İslam tarihinde.

SEVMEK

Aşk nedir? Şems-i Tebrizi’ye göre “Her şeyi senin için var ettim” diyen Rabbe, “Her şeyi senin için terk ettim” diyebilmektir Aşk.
Ya nefsim için yaşarım, ya da Allah için… Ya nefsimin kölesiyim, ya da Alemlerin Rabbi olan Allah’ın. En büyük düşmanım olan nefsin emrine girersem, nefsime kul köle olursam nasıl şereften izzetten söz edebilirim?
Ama kendimi bir hiç görüp, alemlerin Rabbine bağlanıp yaptıklarımı O’nun adına yaparsam, itibarıma, şerefime, izzetime paha biçilmez ve o ölçüde yücelirim.
Cehaletten kaynaklanan evhamlar hep Allah sevgisinin eksikliğinden başka bir şey değildir. Anlaşılıyor ki gafletlerin evhamların kaynağında bu yüce sevginin eksikliği var.
Bu sevginin olmaması başka büyük bir gafleti ve cehaleti de beraberinde getiriyor. O da; benlik ve enaniyet yani bencillik. Asrın baş hastalığı olan benlik ve enaniyet, olmayanla gururlanmanın, büyüklenmenin bir ifadesi. Enaniyet, haksız yere her şeyi kendine mal etmektir, yani gasptır.
İslami terbiyenin azlığı ve kulluktaki zayıflık sebebiyle zamanımızda kuvvet bulan enaniyet, ancak eğitimle giderilebilir. Allah sevgisi kalbe yerleşirse, benlik ve enaniyete yer kalmaz. Allah her şeyi kendi için yapanlara ihsan, inayet ve himayesini bahşedecektir.
Allah için sevmek, Allah’ın nasip ettiği sevgi ile sevmek, aslında Allah’ı sevmektir. Ve sen onu nasıl seversen, Allah’da seni öyle sever.
“Biriniz kardeşini Allah için seviyorsa, ona sevdiğini söylesin” Hz. Muhammed (a.s.m)

MAL–MÜLK

Bir servetin muhteviyatında 3 etken vardır. Bunlar mal sahibi, kader ve mirastır.
Dünya’da çalışır, haram – helal birçok mal – mülk – para sahibi olursun. Bu kendi iraden ile vuku bulabilir. Sonra bu malın daha da artması veya eksilmesinde kader devreye girer. Ve en sonda ölüm saatin gelir ve öteki Dünya’ya göçersin. Senin ardından bıraktığın miras, mirasçıların tarafından bölüşülür, afiyetle yenir.
Peki, bu geride bıraktığın epey yüklü malın – mülkün – paranın hesabını kim verir? Sen!, Evet sen. Sen bu malların hesabını verirken, seni terletirlerken, hele haram kazancın varsa topuzu yerken, mirasçıların keyfe devam ediyordur, afiyetle senin hesabını vermekte zorlandığın malları Dünyada yiyorlardır. Mirasçıların vefalı da olsalar senin amel defterin birkaç hayır dışında kapanmıştır. Geçmiş ola…
Haram kazananlar, hırsızlık yapanlar, kamu malını çalanlar, yetim hakkı yiyenler, akrabalarından helallik alamayanlar… Yiyin efendiler yiyin. Kazanın efendiler kazanın. Mirasçılarınız, oğullarınız, kızlarınız haram kazandığın malları yerken, hesabını siz vereceksiniz Ahirette.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.