• BIST 97.098
  • Altın 260,161
  • Dolar 5,7330
  • Euro 6,4543
  • Trabzon 24 °C

GERÇEKLER; BİR SEÇİMİN ANATOMİSİ

Ali Osman Aktaş
  Bir toplumun yaşadığı gerçekler vardır bir de topluma yansıtılmak istenen diğer bir farklı kanıt, delil ya da söylemler vardır.
  Toplum ne tür algılar ve farklı kavramlar üzerinde tutulmaya çalışılsa da o toplumu oluşturan bireylerin yaşadığı hayatlar bazen o algılardan, verilmek istenen düşüncelerden ya da söylemlerden farklı olarak kendi gerçekliğini yansıtır. 
Türk toplumunu daha doğrusu Türkiye coğrafyasını oluşturan toplumlar üzerinde gerçekler de farklıydı. Anlatılan, söylenilen ya da ifade edilmek istenen kavramlardan çok çok daha değişik ve de farklıydı.
Toplumun temel gerçekliği ve sorunu, pahalılıktı, yokluktu ve sefaletti. İşsizlikti, adaletsizlikti, geçim derdi ve olanaksızlıklardı.
Kendilerine bir seçim kampanyası süresince günün yirmi dört saati söylenilen “beka”, “milli tehdit”, “terör korkusu” ya da “dış oyunlar”, “dış güçlerin tehditleri” gibi komplolar onların gerçek gündeminde değildi.
  Çünkü milli beka ve ülkenin temel varlığını tehlikeye düşürecek bir tehdidin olabilmesi ya da oluşabilmesi için belli bir düşman, belli bir dış kuvvetlerin saldırısı, belli bir iç terörün uygulandığı çıplak ve gerçek tehlikeleri bire bir yüz yüze yaşamaları gerekti. Ama öyle bir durum yoktu. Söz konusu da değildi şu aşamada. Onların görebildiği yaşayabildiği böyle bir tehdit dış baskı ve de oyun da yoktu. Çünkü onlar, milli bekayı oluşturacak bir düşman duyuyorlar, işitiyorlar fakat bu düşman kim, nereden geliyor nasıl geliyor bir türlü çözemiyorlardı.
Çünkü halk gerçekleri yaşar. Gerçeklikleri görür ve onu bir şekilde yansıtır.
Son iki yıl içerisinde yabancı para değerlerinin Türk lirası karşısında akıl almaz uçuşlarına karşılık toplumun anlayamadığı bir şekilde ceplerindeki paralarının hızla değer kaybı, buharlaşıp uçuşu ve yok oluşuna karşı daha da bir alım güçlerinin düşmesi toplumun kafasını karıştırdı. Yetmedi, kazandıkları para yarı yarıya buharlaştı, eridi, yok oldu, gitti. Ve o dönemler içerisinde kendi ceplerindeki paranın hızla alım gücü düşerken birilerinin akla hayale gelemeyecek el çabukluklarıyla bundan müthiş kazançlar elde etmesini görüyorlar, işitiyorlar ve de yaşıyorlardı.
İlk tepki metropol olan büyük kentlerden geldi. O metropoller gerçek ekonominin yaşandığı ve içinde yaşamaya çalışan insanların masallara, hikâyelere inanmadığı kesimlerdir. Oradaki insanlar gerçeklikleri yaşarlar.
  Onlar sabahın altısında kalkıp da çoğu uzak işlerine kilometrelerce yürüyerek giden, çoğunun ceplerinde değil bir bilet parası bir simit alabilecek bile durumları olmayan vatandaşlardı. İşte o insanların temel gerçeği de ekonomik açmazdı. 
Günden güne eriyen, tükenen, yok olan umutları ve yaşam mücadelelerine ve kaybettikleri ümitlerine karşılık, sizin hep iyiyiz, güzeliz dış tehditler, mihraklar, odaklar, Türk lirası tarihinin en büyük değerini kazanıyor diyerek hayali düşmanlara karşı ürettiğiniz senaryolara rağmen kendilerinin bu kadar çaresiz kalışına karşın sokakta, mahallede komşularının, yanı başlarında yaşayan yandaşlarınızın yaşadıkları sefahate üzülerek şahit oldular.
  Onlar için kurduğunuz tanzimli satışlar ki domates, patates, patlıcan için kurulan bu çadırlar onlara yokluklarını, açlıklarını tüm çıplaklığıyla gözlerine soktuğunuz gerçeklerdi. 
  Yıllardır büyük umutlarla üniversiteler okuyup da aynı şekilde hiçbir işe giremeyen gençler, liyakatin olmadığı, emek ve bilgi sermayelerinin hiçbir şekilde karşılığını göremedikleri halde “seçilmiş” gençlerinizin müthiş paralarla oynamaları buna karşılık kendilerine “her üniversite mezunu devlette mutlaka iş mi bulacak” söylemlerine rağmen ufacık çocukların milletvekili olabilmelerini bile anlayamadılar, kabullenemediler, razı olmadılar.
  Toplum ekonomik çaresizlik içerisinde bütün bu olumsuz gelişmeleri yaşarken tuhaf bir şekilde ahlaksal bir çöküntünün yaşandığını da görmeleri ki gelmiş geçmiş en dindar yönetimi yaşamalarına rağmen bunu bir türlü anlamlandıramadı. Bir eli yağda bir eli balda, değişik tarzda ortaya çıkmış “dindarım” dedikleri ve her ortamda dinden, Allahtan, Kuran’dan bahseden bu sonradan görmelerin yaşadıkları umarsız, hayâsız, şımarık ve umursuz yaşamlar gerçek dinine bağlı kitlelerde bile bir nefret uyandırdı. Ankara’da bir ilçe belediyesinde temizlik görevlisi olarak çalışan birinin daha yaşı 25 var ya da yoktu. Seçim gecesi bana dediği gibi “insanca yaşamak istiyorum abi, ikinci sınıf insan muamelesi görmek istemiyorum” sözündeydi bugün gelinen nokta.
  Orta Anadolu’da ve Türkiye’nin doğu ve bazı bölgelerinde seçimleri kazanmış olabilirsiniz. Normaldir. Çünkü buralar ülkenin batısı gibi kozmopolit olamamış hala kendi içinde bütüncül ve cemaat kültürünü yaşayan tam olarak ekonomik krizlerin siyasi çözüme odaklı problemlerin farkında olamayacak toplumların oluşturduğu bölgelerdir. Bu bölgeler hiçbir zaman Türkiye’nin sanayi ve metropol kültürüne sahip olabilecek algı, yaşam ve gerçekliklerin yaşandığı iller olamaz. 
  O yüzden Ankara, İstanbul ve İzmir ile Adana, Mersin, Antalya gibi şehirler ekonominin can damarı olduğu ve her krizde de en çok da etkilenen insanların yaşadığı şehirlerdir. O şehirlerdeki insanlar beka gibi, milli tehdit gibi, kendilerine oy vermeyen her kişinin teröristlerle işbirliği içinde olacak insanlar(mış) sözüne inanmazlar. 
Onlar, ceplerindeki paraya bakarlar. 
  Sabah kalkıp da kimseye muhtaç olmadan gidebileceğim bir işim var mı, istediğimi alabiliyor, istediğim şeyleri yapabiliyor, istediğimi çoluğuma çocuğuma yedirebiliyor muyum diye ona bakarlar. Tıpkı yıllar önce bir taksicinin dediği gibi, “bizim vatandaşımızın, siyasetle, ideolojiyle, şeriatmış, laiklikmiş gibi bir derdi olmaz abi, onlar cebindeki paraya bakarlar, ne zaman ki cebindeki para biter, musluğun ağzı kesilir o zaman gerekeni yapar” dediği gibi, para bitti.
  Kaybeden siz değilsiniz. Kaybetmiş olan sizin düşünceniz amacınız ya da idealleriniz de değil. Size kaybı yaşatan, etrafınızda olup da sizden faydalanan, nemalanan ve size gerçekleri göstermeyen, anlatmayan, ifade etmeyen ve sizi sahte demagogların esiri etmeye çalışan gerçekliklerden kopmuş ve hayattan bihaber, ne yaşadığını bile bilmeyen, Allah korkusunu yüreklerinden koparmış olanlardır. Çünkü siz de 25 yıl önce adalet, adil bölüşüm, herkese iş güç, ocağı tütmeyen, mutfağında aş pişmeyen ev olmayacak, bu saltanat bitecek, Allah ve iman korkusu diyerek gönüllerde taht kurup da bugünlere geldiniz.
  Şimdi geldiğiniz noktada sorgulayacağınız tek şey size oy vermeyen herkesi terörle işbirliği içerisinde gördüğünüz muhaliflerinize oy vermiş olan vatandaşlarınız değil, biz nerede yanlış yaptık…
 
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.