• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Trabzon 18 °C

GEZİ ANMASI VE ÖZGÜRLÜKLER SORUNU

Ö. Faruk Altuntaş

Gezi direnişinin birinci yıl dönümü nedeniyle yapılmak istenen anma etkinlikleri, Başbakan Erdoğan’ın hukuk dışı talimatları nedeniyle polisin şiddet gösterisine dönüştü.

             Özellikle Taksim meydanına yığılan 25 000 adet polisle AKP hükümeti terör estirdi. Taksim’e çıkan bütün yollar kapatıldı, şehir hatları seferleri ve bir kısım metro seferleri iptal edildi. Taksim’e çıkmak isteyenlere polis müdahale etti.  Gelsin TOMA’lar, coplar, biber gazları, kelepçeler ve tutuklamalar. Şiddet gösterisinden yabancı basın mensupları da nasibini aldı. CNN International muhabiri yayın sırasında yaka paça gözaltına alındı…

            Yurdun bazı illerindeki anmalar olaysız geçerken, Ankara’da yaşananlar  İstanbul’u aratmadı. Cop, biber gazı ve TOMA’lardan sıkılan tahriş edici kimyasal madde karıştırılmış su, anmaların değişmez uygulamasıydı.

            Demokratik gösterilere karşı “ölçüsüz” devlet şiddeti uygulaması ile “Marka” haline gelen Recep Tayyip Erdoğan (RTE), her zaman ki “Devlet gereğini yapacaktır” komutuna açıklık getirme ihtiyacı duyarak, “Güvenlik güçleri kesin talimat almıştır, gereği neyse a’dan z’ye yapılacaktır” dedi.

            AKP ve yandaşlarının çok sevdiği kavramlarla ifade edersek, demokratik standartlar açısından, “RTE”,  bir “dünya markası” haline gelirken, Türkiye de bölgede ve dünyada “Vizyon” kazanıyordu. Artık yarattığımız “dünya markası” ile ve kazandığımız “vizyon” ile ne kadar övünsek azdır.

                                                             ***

            Gerçekte, demokratik toplumlarda, silahsız ve barışçıl yöntemlerle yapılan gösteriler, protestolar ve anmalar demokratik bir haktır.

            Vatandaşlar, “vatandaş” sıfatı ile “aslen” sahip oldukları bu hakları engelsiz biçimde kullanırlar. Bu hakların kullanımı, hükümet yetkililerinin ya da devlet görevlilerinin “izin” ve “insafına” bağlı değildir.

            Hükümet yetkililerinin ve devlet görevlilerinin görev ve yetkileri, vatandaşların, bu haklarını engelsiz kullanımını sağlamaya yöneliktir. AKP hükümetinin yapmak ve yaptırmak istediği gibi, vatandaşların barışçıl gösteri ve protesto hakkının kullanımını engellemek ise hak gaspı ve suçtur.

            Güvenlik güçleri ya da devlet görevlileri, fikren katılmasalar da, barışçıl biçimde yapılan gösteri, yürüyüş, basın açıklaması vb. etkinliklerin selametle yapılmasını sağlamalıdır. Alınacak önlemler, bu tür etkinliklerin yapılmasını engellemeye ya da kısıtlamaya değil, etkinliklerin yapılmasını sağlamaya; eğer varsa engelleri kaldırmaya, olabilecek sabotajları önlemeye yönelik olmalıdır. Ancak bu şekilde görev yapılmış, çoluk çocuğa yedirilen ekmeğe haram karışmamış olacaktır.

                                                              ***

            Hukuk tüm vatandaşlara, önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını vermektedir. Ancak devlet yetkilileri bu hakka uymakta ayak sürtmekte, yer yer karşı tavır almaktadır.

 Anayasa’nın 34. Maddesine göre; “Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Bu hak ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi… amacıyla ve kanunla sınırlanabilir”

            2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. maddesine göre “Herkes, önceden izin almaksızın, bu kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

            Anayasa’nın 90/son maddesi uyarınca, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası insan hakları sözleşmeleri de iç hukuk kuralı olarak uygulanmak zorundadır. Bu yasal duruma göre Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesindeki “Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak hakkına sahiptir”

            Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19 maddesine göre de, “Barışçıl bir biçimde toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır. Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliği veya kamu güvenliğini, kamu düzenini, sağlık veya ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacı taşıyan demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukuka uygun olarak getirilen sınırlamaların dışında başka bir sınırlama konamaz”

            İç hukuk açısından bağlayıcı özeliği bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, değinilen evrensel kurallar uyarınca verdiği çok sayıda kararda, silahsız ve saldırısız olmak kaydıyla yurttaşların toplantı ve gösteri yürüyüşünü temel bir insan hakkı olarak kabul etmiş ve bu hakkın kullanımını engelleyen devlet uygulamalarını AİHS’nin 11. Maddesine aykırı bulmuş, hatta başka ülkelerin yanı sıra Türkiye’yi tazminata mahkum etmiştir.

            Örneğin, F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla yapılan yürüyüş ve basın açıklamasına polisin müdahale etmesi, dağılın çağrısına uymayanlara biber gazı kullanılması ve bazı göstericilerin gözaltına alması olayı ile ilgili olarak  74552/01 Başvuru nolu Oya Ataman – Türkiye davasında AİHM’nin verdiği  05.12.2006 tarihli kararda;

            Devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan kaçınmaları gerektiğini,    11. maddenin, aynı zamanda, bu hakkın etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak için kamu güçlerinin pozitif yükümlülüğünü de kapsadığını,

            Halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını,

            İç mevzuata göre bildirim yapılmadığı durumda gösterinin kanun dışı olacağını, ancak, bu durumun toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı göstermeyeceğini,

            Bildirimin, karışıklıkların önlenmesi ve toplantının iyi geçmesi için yetkililerin önleyici tedbir almak için önem taşıdığı,

            Toplantı özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, barışçıl toplantılara hoşgörüyle yaklaşılması gerektiği,

            Bu olayda polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığına, dolayısıyla bu hükmün (11. Maddenin) ihlal edildiğine karar vermiştir.

            Özetle ifade edecek olursak, Gezi anmasına, 1 Mayıs kutlamalarına… Başbakan Erdoğan’ın şahsıyla özdeşleşen polis müdahaleleri, demokratik bir işleyişe değil, keyfiliğe, hukuk dışılığa ve otoriter – baskıcı bir yönetim anlayışına işaret etmektedir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.