• BIST 104.828
  • Altın 271,027
  • Dolar 5,7478
  • Euro 6,3289
  • Trabzon 12 °C

Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar

Turhan EYÜBOĞLU

  Bazı insanların kendilerini yıldızlar kadar yalnız hissettikleri doğrudur. Çünkü her fasıl ortamında peçete üzerine yazıp istekte yapılan bir şarkıdır bu şarkı. Bence de tüm zamanların en iyi yalnızlık şarkısıdır. İnsanın kanını akıtıp, yerine yalnızlığını koyan şarkıdır. İnsanın kendi kendine mırıldandığında dahi onu uzaklara götüren, sevdiğin sesten dinlediğinde başka bir dünyaya yolculuk yaptıran şarkıdır. Annem bu şarkıyı dinlediğinde: 

"Ben böyle yalnızlık vurgusu görmedim ve görenle de tanışmak istemem!" derdi. "Ayrıca gökyüzünde yıldızlar yalnız mı gezer? sorusunu hep aklıma getiren şarkıdır!" diye de arkasından eklerdi.

  Şimdi birden hayale daldım! Düşünebiliyor musunuz akşam olup, gün kendini karanlığa teslim ettiğinde güneşin hükmü artık aya geçmez olduğunda, ay elini arkasına atar ve başlar gece kontrolüne. Komutası altındaki tüm yıldızların fenerlerini yakıp yakmadıklarını kontrol eder. Gün boyunca mışıl mışıl uyuyan yıldızlar, gece olunca gözlerindeki çapakları silip kandillerini doldurur, fitillerini ateşleyerek parıldamaya başlarlar. 

   İşte parıldamaya başlayan bu yıldızlar çöl yolunda, denizlerin ortasında pusulasız, yolsuz kalmış insanları, kısacası aydınlık ve yol bulma konusunda zor durumda kalanların imdadına yetişir parıldamalarıyla. Ancak ne yazık ki bu kadar insana yardım eden bu yıldızlar kendilerine yardım edemezler yalnız oldukları için! Neyse uzatmayayım; gelelim hikayemize.

   Üstat Teoman Alpay, ilk evliliğini Ankara Devlet Konservatuarı Kompozisyon Bölümü'nde okuyup Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Radyo Dairesi'nde çalışırken Sabahat Bora ile yaptı. Bu evlilikten 1957-58 yıllarında Bora isminde bir oğlu, Zerrin adında bir kızı oldu. Ancak ne yazık ki evliliği istediği gibi gitmediği için Ankara'yı 1965 yılında terk ederek İstanbul'a geldi.

   İstanbul'da Teoman Alpay bestelerini yapıyor, üretmeye devam ediyordu. Ancak ne yazık ki içkiye düşkünlüğünden bu bestelerin karşılığını bir türlü alamıyordu. Hayatta maddi ve manevi zorluklar çekiyordu. Onu anlayacak birkaç kişinin dışındakiler ne yazık ki onu kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyordu. Bu onu çok incitiyor; ancak çok da bir şey yapamıyordu!

  Çok iyi arkadaşı olan Hikmet Münir Ebcioğlu ile bir gün Çamlıca'da buluşurlar. Üstat, daha erken gelmiş ve masaya oturmuş İstanbul'u seyrediyordu sade kahvesini içerken. İstanbul'u seyretmeye o kadar dalmıştı ki masada bulunan boş sandalyeye oturan arkadaşının bile farkına varmamıştı. Ta ki garson gelip: 

"Efendim siz ne içersiniz?" diyene kadar.

Oooo, abi hoş geldin! Kusura bakma. farkına varmadım!"

İstanbul’u o kadar güzel seyrediyordun ki bölmek istemedim!"

"Ya öyle mi, teşekkür ederim!"

"Üstat, sormamda bir sakınca yoksa ne düşünüyordun?"

"Abi, gündüz olmasına rağmen bu İstanbul'da gökyüzünde yalnız gezen bir yıldız kadar yalnız olduğumu düşünüyordum!"

"Üstat olur mu öyle şey? Sizin ve eserlerinizin bir sürü hayranı var!"

"Evet var ;ama ben yine de yeryüzünde yalnızım ne yazık ki!"

"Neyse abi; gelelim buluşmamızın asıl sebebine!"

"Üstat, seni dinliyorum! Haber verince merak ettim. İnşallah bir aksilik yoktur!"

"Aksilik çok abi! Bende mi ararsın başkalarının bana yaptıklarında mı ararsın bilemiyorum! Ancak şimdi bunları konuşmayalım. Benim için bir güfte yazmanı istiyorum. Bu güfte beni anlatacak ve ben de bunu besteleyeceğim."

Hikmet Bey derin bir nefes aldı ve "Çok zor bir şey istiyorsun!" dedi.

"Evet farkındayım! Ben de yardımcı olacağım size."

"Tamam o zaman! Nasıl mısralar istersin?"

"Biliyorsun ne kadar üretsem de ne kadar haykırsam da ne kadar sevenim olsa da bu dünyada yalnızım! Benim de kaderim böyle yazılmış. Çok aşık oldum; ancak hiç kimsenin aşkında olmadı gözüm. Hangi kalbe girmişsem yapamadım! Bu içkiyi bırakamadım! Sözüm herkese geçti; ama kendime geçiremedim. Anlayacağın abi benim yanlışlığımı haykıracak bir şey yazmanızı sizden rica ediyorum."

"Üstat kendine haksızlık yapma!"

"Yok abi! Ne yazık ki dediklerim yaptıklarımın yarısı!" 

  Sohbet o gün uzun bir süre devam eti ve vedalaşarak ayrıldılar. Bir gün sonra Hikmet Bey güfteyi yazmıştı. O gün müzikle ilgili gittikleri yerde buluştular. 

"Abi biliyorum çok erken, daha dün konuştuk; ama bir şeyler çıkarabildin mi?" deyince cebinden çıkardığı zarfı ona uzattı. Zarfın üzerinde "Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar!" yazıyordu.

Hemen önündeki koltuğa oturdu ve zarfı heyecanlı bir şekilde açtı. İçinden kağıdı çıkardı ve okumaya başladı.

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
Yeryüzünde sizin kadar yalnızım
Bir haykırsam belki duyulur sesim
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım

Kaderim bu, böyle yazılmış yazım
Hiç kimsenin aşkında yoktur gözüm
Bir yalnızlık şarkısı söyler sazım
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım

Tatmadığım zevk kalmadı dünyada
Hangi kalbe girdimse kaldı izim
Taşa geçer, kendime geçmez sözüm
Ben yalnızım, ben yalnızım, yalnızım

Gözünden iki damla yaş süzülürken elinin tersiyle onları sildi ve ağlamaklı bir şekilde: 

"Çok teşekkür ederim abiciğim! Bu mısralar tam da beni anlatıyor!" deyip oradan hızlıca ayrıldı. Eve gidinceye kadar notalarını oluşturmuş, nihavend makamında kafasında bestesini yapmıştı.

  Teoman Alpay'ı 14 Şubat 2005 tarihinde kaybettik. Sanatçı Sevim Süer, cenazede tabutun yanına yaklaşarak “Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar adlı eseri tam kendisine uygun bir eserdir. Çok yalnızlığını biliyorum. Hayata dertli veda etti! Onun için çok üzgünüm!" diyerek gözyaşları dökmüştür.

Üstat iyi ki yaşamış, iyi ki bize bu eserleri yapmışsın. Mekanın cennet olsun! Sizden ricam bu yazıdan sonra Candan Erçetin'den gitar eşliğinde bu şarkıyı bir defa dinleyin.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.