• BIST 108.434
  • Altın 151,237
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278
  • Trabzon 17 °C

GÖNENCİ YERLE BİR EDEN MAÇ BİLETİ

Ali Rıza Keskinalemdar

2014’ün kasım ayı dahil son beş ayında TÜFE’deki enflasyon oranı 2,76 idi. Aralık ayında ise beklenti 0.06 kadar daha artacağı yönündeydi. Ama “zalim felek” taş koymakta gecikmedi. Aralık ayında tüketicileri ilgilendiren enflasyonun 0.44 gerilediği açıklandı.

Bu işte bir hokus pokus var mıdır; çok derin olduğunu düşündüğüm bu hesaplamaların detayını bilmeden, buna karar verebilmenin elbette doğru olmadığını söyleyebiliriz. Bunu söylemek kolay da, sıradan bir vatandaş açısından baktığınızda enflasyon o kadar genel, o kadar  uzay boşluğundaki yıldız gibi durmakta ki, birisi tutsa “enflasyon da ne ola ki” diye sorsa, eminim “en baba iktisatçılar”ın bile dili kekeme olur.

Etrafında fırtınaların koptuğu son ay enflasyonunun -0.44 etkisinin sonucu kısaca şöyle…

SSK ve Bağ-Kur emeklileri eğer beklenti doğru çıkmış olsaydı; % 2.76 (Temmuz-Kasım TÜFE enflasyon oranı) + % 0.06 (Aralık ayı TÜFE enflasyon oranı) = % 2.82 oranında yeni yıl zammı alacaklardı. Bu da 1,000 TL üzerinden hesaplarsak 28.20 TL olacaktı. (Bu arada SSK ve Bağ-Kur emeklilerine önceki 6 ayın TÜFE artışı kadar 6 aylık dönem için zam yapıldığını belirtelim. Memur emeklileri ise Memur-Sen’in yaptığı sözleşmeye göre zam almaktalar…)

Aralık ayı TÜFE enflasyon oranı -0.44 çıkınca; SSK ve Bağ-Kur emeklilerin yeni yıl zammı % 2,76 – % 0.44  = % 2,32’ye düşmüş oldu. Yine 1,000 TL üzerinden hesaplarsak artış 23.20 TL’nda kalmış oldu.

28.20 TL – 23.20 TL = 5 TL fark! 9 milyon emekli olduğu söyleniyor… 9,000,000 * 5 TL / ay= 45,000,000 TL /ay… Yazıyla, ayda kırk beş milyon TL!

Artık nasıl yorumlarsanız yorumlayın… Ama son aydaki “mucize” sonucu emeklinin cebinden çıkıp devletin kasasında kalan para tutarı, aylık olarak bu!

“17 – 25 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu” ile ortaya çıkartılan rezaletin belirlenebilen parasal büyüklüğünün 276 milyar TL olduğunu düşünürsek, lütfen 45 milyon TL'nın devede mi yoksa zürafada mı kulak kaldığını varın siz hesaplayın.

PAHALILIK MI, ENFLASYON MU?

Fiyat artışı ve pahalılık ile enflasyon tabii ki aynı şeyler değil. Mesela hep kullandığınız yarım kiloluk çayın paket fiyatı geçen yılın aralık ayında 8.95 TL iken bir yıl sonraki fiyatının 11.95 TL’na yükselmesi belki sizin için % 33.5’luk bir fiyat artışı demek ama işte bu asla enflasyonun mesela çayda % 33.5 olduğu anlamına gelmiyor.

Çünkü enflasyonda bir sürü “ıvır zıvır hesap” söz konusu… Belirlenmiş hane halkı var, sepet var, sepete giren - çıkan ürün ve hizmet grupları var, ürün ve hizmet gruplarının ana grupları ve alt grupları var, madde sayısı var, ana grup ağırlıkları var, ana sektörlere göre madde ağırlığı var, TÜFE hesaplanan bölge sınıflamasına göre yerleşim yerlerinin belirlenmesi var, sepete giren çıkan ürün ve hizmetler grubu var, bu ürün ve hizmetlerin nereden temin edildiği var, sepetteki ürün ve hizmet gruplarındaki artışın sürekli olup olmadığı var, kısaca var oğlu var; öyle göründüğü gibi “şıp diye anlaşılacak” bir şey değil enflasyonu bulup ortaya çıkartmak!

O nedenle bir şeyin pahalı olması demek o şeyin enflasyonla mutlaka ilintili olduğunu söylemek de değil. Mesela konut/ofis fiyatlarının yüksekliği ya da sürekli yükseliyor olması hiçbir enflasyonist etki yaratmazken bir ailenin evine ayda belki de yarım kg giren sivribiber, enflasyonu belirleyen filmde “esas oğlanlardan” birini pekala oynayabilmekte… Peki ya belki de hiç kullanmadıkları maç biletinin “baş aktör” olmasına ne demeli?

IMF ve Fransa Merkez Bankası Başkanlarından Jacques de Larosiere, ülkemizde katıldığı bir sempozyumda “Sizin gibi ülkelerde aslında gayrimenkul fiyatının da enflasyona yansıması lazım” derken, acaba yıllar önce emekli ikramiyesi ile bir ev satın alabilme hayalindeki emeklinin şimdilerde sadece bir otomobil alabileceğine mi dikkat çekmek istemişti?

İNDİRİM VE BİNDİRİM ŞAMPİYONLARI

Yılın zam şampiyonları iç fındık (+% 94.3), kuru kayısı (+% 112.8), cep telefonu (+%  64.8) ve ayva (+% 54.2) olurken, yılın indirim şampiyonları arasında maç bileti (-% 24.0), sivribiber (-% 18.3), LPG (-% 22.8) ve benzin (-% 11.0) yer aldı.

Ülke futbolundaki seviye düşüklüğü ile dibe vurma ve “şike damgası”, göründüğü kadarıyla maç bileti fiyatlarını da yerlerde sürüklemiş ama maç biletinin tek başına enflasyon üzerinde ne kadar indirim etkisi yaptığı ileride belki anlayabileceğiz. Sahi, daha önce “maç bileti” hiç bu denli enflasyon konuşurken ortalıkta gözükmüş müydü?

Ya ayvanın baş kaldırışına, isyanına ne demeli? Özellikle emekliye “şimdi ayvayı tam yediniz” mi demek istedi acaba?

ENFLASYON ORANLARIYLA GÖNENÇ (REFAH) NASIL ARTIRILIR?

AKP iktidara geldiğinde ülke büyük bir ekonomik krizden çıkmaya çalışıyordu ve kişi başı ulusal gelir 3,500 USD civarındaydı. 12 yıllık “aliyyül âlâ” iktidarları sırasında bunu 10,500 USD’na yükseltmekle övündüler.

Elbette 12 yıl boyunca dünyada olduğu gibi ülkemizde de boş durulmadı, bir takım mal ve hizmetler üretildi, bunların karşılığı da gelir yaratıldı. Şimdi bunu üzerinden kalkıp “herkesin gönenci iki kat daha arttı” diyebilir misiniz?

Kişi başı ulusal gelirin artması genel bir gönenç artışı olduğunu gösterebilir ama önemli olan bu gönencin hangi gelir kalemlerinden yaratıldığı, sürekliliği, kimlerin elinde toplandığı nasıl ve hangi yollarla harcandığı ile ilgilidir.

Yapılan bunca konut, ofis, rezidans, avm hiç kuşku yok ki bir “talep” karşılığı gündeme gelmekte… Bazen de özenle “talep” yaratılmakta ve davul zurna eşliğinde göze sokulmakta... Ana akım medya gazetelerinin en az sayfalı olduğu günler, konut/ofis ilanlarının olmadığı günlerdir (ki son günlerde o haldeler) mesela.

Gelir yaratamadığı için dolayısıyla tasarruf eğilimi düşük ya da hiç olmayan bir kitleye “etini, budunu aşan” bir harcama kalemi yarattığınızda bunun karşılığı sürdürülebilir hale gelemiyorsa, sonunun nerede biteceğini tahmin etmek hiç de zor değil.

Ücretlere ya da emekli maaşlarına enflasyon oranı kadar zam yapılmasıyla ülkede gönenci artırmanın mümkün olmadığını yıllarca yaşayarak öğrenmiş olmalıyız. Eskiden memurlar (bunu ücretliler olarak alabilirsiniz) için “ne uzar, ne kısalır” derlerdi; o eskidendi! Şimdilerde “işini bilen memur” dışında, eğer gelir yaratan başka bir kaynağa sahip değilseler, sürekli kısaldıkları, hayattan koptukları bir gerçek.

Bu ülkede iktidarın nelere tutunduğunu biliyoruz ama (mevcut ve/veya bizim de katkılarımızla yeni oluşacak) muhalefetten de siyaset olarak sadece iktidarın yaptıklarını bize tekrar etmesinden ve bunları eleştirmesinden öte başka bir şeyler anlatmasını bekliyoruz.

Yoksa, şarkılarda Çiğdem Talu’dan “Nereye Payidar, nereye” sorusunu bile sormamıza gerek kalmadan “Bu düzen böyle mi gidecek / pireler filleri yutacak” diye Orhan Veli ile birlikte şarkının nakarat kısmına geçmemiz ve oradan da Erkin Koray ile “Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah / Biri biterken öbürü de başlar vermesin Allah / Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah /  Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah // Alemin keyfi yerinde yine maşallah / Bize de bir gün kader güler,  güler inşallah / Böyle gelmiş böyle gidecek, korkarım vallah / Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah”la masa kurmamız, kaçınılmaz olacak.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.