• BIST 83.116
  • Altın 147,045
  • Dolar 3,7714
  • Euro 4,0470
  • Trabzon 7 °C

GÖRÜLMÜŞTÜR

Ali Rıza Keskinalemdar

Zapturapt altında her şey… Zapturapt altına alınmayıp unutulan varsa onlar da sıraya giriyor zamanla… Kısaca, her delik tıkanıyor… Amaç, iktidar elden gitmesin; “demokrasi memokrasi”, “özel yaşamın mahremiyeti” hikaye! 3 yıl önce meydanlarda “Yahu kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özel oluyor. Bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır…” diyerek internette dolaştırılan bir liderin görüntülerini siyasi propaganda malzemesi yapanların bu kez ne dediklerini duyunca şaşırmanıza gerek yok çünkü.

Artık özgür iletişimin adresi internet de bu zapturapttan nasibini almak üzere… Bir sürpriz olmazsa, Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yasalaşacak… Gerçi Cumhurbaşkanı veto etse de yasanın aynen Meclis’ten Çankaya’ya yollanması saat hesabıdır.

Bundan dolayı bu yasa çıkacak ve her şey “kraldan çok kralcı olan” yüksek yetkiyle donatılmış bir hükümet bürokratının iki dudağı arasından çıkacak sözcüklere bakacak. “Ayvayı yiyip yememe durumunuz” bu “devletlûların” insafına kalacak! Bu “güç” karşısında “el pençe divan” olacak ve “dirsek teması aralığı” hizalanacaksınız; size başka çare bırakmayacaklar… Sizden istenen ve beklenen budur.

HALA YASAK MI?

Askerliğimi 8 ay kısa dönem olarak yaptığım zaman diliminde sevdiklerimle iletişimi tugay içindeki ankesörlü telefonla yapabiliyorduk. Telefonlar dinleniyor olacak ki, örneğin  “çarşı izni” esnasında dışarıdaki ankesörlü telefonlardan konuşulduğunda bu bir disiplin suçu demekti ve “Saylonlular” tarafından enselendiğinizde “disko”yu boyluyordunuz.

Ayrıca yazılan ve alınan mektuplarda “Er mektubudur, görülmüştür” ibaresi eksik olmazdı elbette. Mektupları “çarşı izni” sırasında bir punduna getirip yollama şansımız vardı ama aldığımız mektuplarda bu mümkün olamıyordu. Bu kadar mektubun birileri tarafından gerçekten başından sonuna kadar okunduğuna çok ihtimal vermiyordum ama özellikle adı-soyadı yazmayan ya da soyadları farklı karşı cinsten gelen mektupların “özellikle” okunduğunu bir yerlerden öğrenmiştim. Okunsun ya da okunmasın sonuçta gelen ve giden mektuplar, denetlenebilen “damgalı mektuplar”dı.

Teknolojinin gelişimi zamanla mektubun ve tebrik kartlarının büyük oranda ortadan kalkmasına yol açtı. “Asker ocakları”nda hala damgalı mektuplar var mıdır? Örneğin hala “çarşı izinleri”ne tek tip elbiselerle mi çıkılmaktadır? Böyle bir zorunluluk yoksa da hala “çarşı izinleri” sırasında ankesörlü telefonlardan konuşma yasağı var mıdır?

Zamanın yasakları aşındırıcı gücüne güvenerek belki de bütün bunların daha normalleştiğini düşünebilirsiniz askeri hayatta. Ama sivil hayatta, gündelik yaşantımızdaki kuşatılmışlık devam ediyor.

 

ZARF VE MAZRUF

12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenler “1982 Anayasasının halk oyuna sunulması” sırasında sandıkta zar gibi ince zarflar kullanmışlardı. “Hayır” anlamına gelen oy pusulalarının rengi de koyu mavi, “evet” anlamına gelen oy pusulalarının rengi ise beyazdı. Bırakın mavi oy pusulalarının görünmesini, zarfa dışarıdan bakıldığında beyaz oyların bile kolaylıkla seçilebildiği bir “halk  oylamasının” sancılı, kangrene dönüşen sonuçlarını bugün hala hayatımızda duyumsuyorsak; bunun en büyük sorumlusu, “sandık demokrasisini”  bile “güçten korktuğu” için kullanamayan ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” felsefesini baş tacı eden “sevgili” halkımızdan başkası değildir.

“Zarfa değil mazrufa bakmak gerekir” denmiş denmesine de o “halk oylaması”nda zarfa bakınca mazruf da ortaya çıkacak şekilde düzenlenmişti zaten.

Şimdilerde gelişen teknolojiye rağmen “sevgili” halkımızın mazrufundaki korku devam ediyor.  Hayatını cicili bicili kağıtlarda sloganlara sararak, birileriyle “birlikte yürüyüp, yağan yağmurda ıslandığını” sandığı “romantizmiyle” sürdürüyor. Oysa yağmurda sırılsıklam ıslanan kendileriyken, yürüyenler ise yağmurdan korunmak için zırhlı arabalarına binip uzaklaşmışlar çoktan…

Olan biten delip geçiyor ama onlar sendelemiyor, yıkılmıyor ve “devam” diyorlar. “Dokuz canlılar” sanki; 1982’den beri “çok sağlam” duruyorlar, “yeraltı nimetlerinden faydalanıyorlar” ve “alkışı hak ediyorlar”. 

KORKU DAĞLARI BEKLETİR

12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Halk Oylaması’nı birlikte kotardılar. “Darbe anayasasından kurtulmak isteyen milyonların sandık başına koşarak“ 26 maddeden oluşan “torba yasa” değişiklik paketine “evet” demesiyle… “Demokratik ve sivil Türkiye’nin önü açılmıştı”… “Yargı imparatorluğu çökertilmişti”… “YAŞ mağdurlarının itibarı iade edilmişti”… “Emekli, memur, işçiler ve engellilere hayatlarında hayal edemeyecekleri haklar verilmişti”… “Türkiye, demokrasi ve özgürlüklerin alanını genişlettiği bir döneme adım atmıştı”… “İleri demokrasi ve sivil Türkiye’nin yolunu açılmıştı”… “1982 Anayasası’nda yapılan reform niteliğin deki değişiklikler, Türkiye için adeta milat olmuştu”... “Darbecilere yargılama yolu açılmıştı”… “Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştay’da önemli değişikliklere imza atılmıştı”... Vs… Vs…

Her şey güzeldi… Ta ki, 17 Aralık “Büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu” dalgası patlayıncaya kadar… Sanırsınız ki… “Önü açıldı” deyince patlayan pantolon fermuarı, “ileri demokrasi” denince şımarıklıktan haddini aşan haylaz bir mahalle çocuğu kastedilmişti… “Çökertildiği” söylenilen “yargı imparatorluğu” değil de, kumsaldaki gariban bir deveydi… “Paralel yapılanma”… “Kumpas”… “Çete”… “Faiz lobisi”… “Vatana ihanet”… “Dış mihraklar”… Sanki hepsini bizim gibi sıradan insanlarla birlikte “cemaat” gerçekleştirmişti!

“Kusura bakmasınlar” ama bu tümce iktidar sahiplerine aitti galiba:  “Hepiniz oradaydınız be”! (Baştaki argo hitabı biraz yumuşatıp sona almak gereği duydum.)

Boşuna dememişler “korku dağları bekletir” diye… İktidarın yaptığı da o; her kılığa sokabilirler sizi… İnternete getirilen yasaklara mı karşısınız… O zaman da “porno lobisi” ya da “röntgenci” olur çıkarsınız… Yığınla kan ayaklının dolaştığı memlekette, “damgalanmak” işte bu kadar basit!

YA MEKTUPLARA DA ERİŞİM ENGELLENİRSE

“İnternet düzenlemesi” Çankaya tarafından da onaylanırsa, eskisi gibi yeniden mektupla iletişim yaygınlaşır mı acaba? Peki, yaygınlaştı diyelim; o zaman mektuplar ile kuryeleri de denetleyip, üzerlerine “görülmüştür” damgası vuracak ve bu yolla iletişimi engelleyebilecek bir üst kurum da düşünülür mü dersiniz?

“Olmaz olmaz” demeyin, olmaz olmaz!

Yazarın Diğer Yazıları
YERİN KULAĞI
  • Trabzonspor Akyazı’ya taşınmalı!
  • Kemeraltı’nda çöpe gidecek para!
  • AKP’li vekillerin dal-çık bayramı!
  • Balta'nın pantolonu yırtıldı mı?
  • Usta’nın en iyi transferi Yanal’ı göndermektir!
  • Utku ve Hasan Bozoğlu!
  • Soylu’ya BJK forması!
  • Altuntaş’ın torpili!
  • ASKF’de kutlama!
  • Konsey toplantısı!
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.