• BIST 105.026
  • Altın 162,753
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Trabzon 5 °C

Guatemala’da kolbastı oynamak

Prof. Dr. Burhan Çuhadaroğlu

Trabzon’un, ülke gündemine girişi büyük ölçüde futbol ile olmuştur. Yetmişli yılların sonunda ve 80’li yıllarda Türk futbolunda fırtına gibi esen Trabzonspor birçok konuda değişim yaşatmış ve ulusal spor yazarlığı camiasında kendine önemli bir yer edinmiştir. Bu kariyerin ortaya çıkması kolay olmadığı gibi şansa da bağlı olarak gelişmiş bir şey değildir.

Trabzonspor efsanesi üzerinde uzun yıllardır konuşulmuş ve bu fenomen takım üzerinde çeşitli analizler yapılmıştır. Bu gurur verici nitelendirmeleri burada tekrarlamadan, Erdoğdu Lisemizin müthiş başarısının günümüzde Trabzonspor’un yaşamakta olduğu sancılı sürecin aşılmasına nasıl katkı yapabileceğini sorgulamanın yararı vardır.

Erdoğdu Anadolu Lisesi; Guatemala’da yapılan Dünya Liselerarası Futbol Şampiyonasında tarihi bir başarıya imza atarak dünya şampiyonu olmayı başardı. Bu başarının arkasında yöneticilerin yaklaşımı, eğitmenler/öğretmenler, aileler, sosyal koşullar vb. pek çok unsurun yattığı söylenebilir. Ama herhalde en önemlisi; bu unsurların dünya çapında bir başarıya dönüşmesinde hazırlayıcı olan o genç futbolcu çocuklarımızın beyin, kas uyumudur. Kendilerini nasıl motive ettilerse önlerine geleni darmadağın edip, şampiyon oldular.

Kerem, Hamza, Talha, Selim, Alihan, Mücahit, Volkan ve diğerleri… Hepsinin başarıdan başka bir şeyi kabul etmedikleri, şampiyonluğun dışında her derecenin başarısızlık olduğuna inandıkları her hallerinden açıkça belli oluyordu. “Onuncu Yıl” marşını her söylediklerinde performansları ikiye katlanıyor, gelecek maçı sabırsızlıkla bekliyorlardı. İşte bizim Trabzonspor’da kaybettiğimiz ve bir daha da bulamadığımız değer bu idi. Çocuklarımızın Guatemala’da oynamış oldukları kolbastının arka planında yatan “amatör” değerler çok şeyin anahtarıdır, ama kapıyı da açmayı bilmek lazımdır.

Aynı ruh ve anlayışın profesyonel bir takımda ortaya çıkması belki beklenemez. Profesyonel futbolda duyguların ötesinde geçerli olan değerler vardır. Ve doğrudur. Ancak Trabzonspor’un iyi bir altyapı düzeni ve çeşitli düzeyde takımları vardır. Bu altyapıda çalışan, futbol oynayan onlarca genç sporcu vardır. Belki de Erdoğdu Lisesinin şampiyon kadrosunda Trabzonspor altyapısında top koşturan çocuklarımız da vardır. Ancak Trabzonspor’un, yıllardır altyapısından bir yarar görmediğini ve yeterince beslenemediğini de biliyoruz. O halde Trabzonspor’da da mutlaka bir “Guatemala’da kolbastı oynayacak” yola girilmelidir. Canlı örneği elimizin altında iken bu başarı irdelenmeli ve uygulanma yolları araştırılmalıdır.

 

REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ

Dün; ülkemizin birçok devlet üniversitesinde rektörlük aday belirleme seçimleri yapıldı. Çeşitli üniversitelerdeki bazı arkadaşlarım da bu seçimlerde yarışa girdi ve sıralamaya dâhil oldu. Üniversitelerde rektörlük seçimi adı altında yapılan uygulamanın sıradanlığı ve değersizliği üzerine hemen her yerde bir şeyler mutlaka yazılmaktadır. Esasında bu gerçeği en yakından bilen kesim olan akademisyenler bile sessizce bu işte rol almaya devam etmekte ve gidip bir şekilde oy vermektedir.

Konu ile ilgili olarak ulusal basına yansıyan en son krizi İstanbul Üniversitesi’nde gördük. Üniversitede yapılan “eğilim” yoklamasında önde çıkan aday yerine ikinci sırada çıkan aday Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atandı ve bu tercih üniversitede oylarına değer verilmeyen yüzlerce akademisyeni doğal olarak çileden çıkardı. Eskiden beri devam etmekte olan yönetime ve siyasi otoriteye yakın olma kriteri her zaman olduğu gibi baskın çıktı ve iktidarın adamı rektör olarak atandı.

Bence bu sakat uygulamanın makul bir süre daha devam etmesini beklemek gerekiyor. Zira daha rövanş alınmış değildir… Benim dahil olduğum üniversiteden de yakinen bildiğim gibi; hem üniversitelerde hem de diğer bilim kurumlarında günümüzde rağbet gören kesim, dünün mağdurlarıdır. Allah için söylemeliyiz ki, bu kesim yakın bir geçmişe kadar bütün devlet üniversitelerinde horlanmış, dışlanmış ve aşağılanmıştır. Kimler tarafından? Kendilerini Atatürkçü ve milliyetçi diye tanıtan, sadece bireysel ikbal peşinde koşan köşe kapmacılar tarafından. Bunların kimler olduğunu artık herkes çok iyi biliyor.

Doğal olarak iş, bir rövanş alma mücadelesine dönük olarak yürümeye devam etmektedir. Nereye kadar gidebilir diye sorgulandığında ise ortaya çıkan sonuç; gerek duyuluncaya kadar devam etmesi yönündedir. Zira bu ülkede işlerin yoluna girmesi ve gerçek bir kalkınma hamlesinin başlatılması için üniversitelerin sahip olduğu birikimin topyekun değerlendirilmesinin dışında başka yol yoktur. Bunun anlaşılması için “rövanş maçının” tamamlanmasını beklemeliyiz. Eşitlik sağlandıktan sonra rektör atamalarında liyakat beklentisine girmek gerçekçi olan yoldur. Tabii ki bu benim “psikolojik” bir yorumumdur.         

 

BİR POLİS MEMURU İLE SİYASİ SOHBET

Hafta sonunda sabahın kuşluk vaktinde resmi görevli olduğum Ordu’ya doğru aracımla seyir halinde iken bir polis memurunun el işareti ile Giresun civarlarında durdum ve kendisini arabama aldım. Boylu poslu 40’lı yaşlarda ve iki evlat sahibi tipik bir devlet memuru… Gece nöbetini tamamlamış evine doğru yola çıkmış yorgun bir kamu görevlisi ile birkaç giriş cümlesinden sonra epey sohbet yolu aldık ve iş dönüp dolaşıp ülkenin siyasi tablosuna kadar geldi. İşin özüne gelmiştik yani…

Gece boyunca nöbetinde yaşamış olduğu sorunlardan ve risklerden bahsettikten sonra, ülkenin anormal bir yozlaşma ve çöküş içerisine girdiğini, bu nedenle ahlakın bozulduğunu, asayişin zayıfladığını ve işlerinin her geçen gün zorlaştığını anlattı. Buna karşılık ben de kendisine ülkenin 13 yıl boyunca aynı iktidar tarafından yönetildiğini, kendilerine hiç oy vermediğim için bu konularda vicdanımın rahat olduğunu “pat” diye söylemek zorunda kaldım. Ülkenin mevcut sorunlarının sorumlusunun bu iktidar olduğunu, dolayısıyla sorumluyu başka yerde aramamak gerektiğini anlattım.

Bana; bugüne kadar hep AK Parti’ye oy verdiğini, ancak bu seçimde kesinlikle oy vermeyeceğini açık bir dille ifade etti. Ama devamında da “…hocam … partisine oy vereceğim ama Ordu’da … diye bir adayları var ki, oy vermeye imkan yok. Cebinizde 500 TL olsa 400 TL’sini sizden almaya çalışan mafya bozuntusu bir hırsız ile karşı karşıyayız. Ne yapacağımızı da şaşırdık”. Yorgun ve uykusuz polis memuru yol arkadaşıma bir sabah çorbası da ısmarladıktan sonra vedalaştık, o evine ben görev yerime...

Yani kısacası bu ülkede iktidarın mevcut uygulamalarından bıkan ve kendisine oy verecek yeni bir parti arayan seçmen kitlesi var, ancak alternatif bulmakta zorlanıyorlar. Acaba neden dersiniz?          

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.