• BIST 108.489
  • Altın 151,356
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3266
  • Trabzon 18 °C

GÜCE TAPMA

Gürsel ÖZGÜR

Başlıktan anlaşılacağı üzere güce tapma olayını irdeleyeceğim. Güce tapmanın esasında her zaman doğru olmadığı gerçeğini vurgulayacağım. Aslında bu başlığı’ ’güce tap-ma!’’ emir kipi olarak da algılayabilirsiniz. Kenan Evren’in ölümü sonrasında demokrat kesilen ve hep oy kaygısı ile hesap içinde tribüne oynayan siyasilerin tutumundan esinlenerek yazma gereksinimini duydum. Eğer yazımı bütün halinde değil parça parça okursanız taraf olduğum kanısına varabilirsiniz. Ama ben yalnızca darbe sürecine nasıl gelindiğini yaşayan bir kişi olarak anımsatacağım.

Peşin peşin yazayım; babam 12 Eylül darbesi ile görevinden alındıktan sonra siyasi hayatı sekteye uğramış ve ailece ağır maddi ve manevi kayıplarımız olmuştur. Ancak ben konuları bireysellikten uzak değerlendirmeyi tercih ederim.

Olayları oldukları dönemin şartları ile gözlemlemek sağlıklı sonuç verir. Olayları bugünün konjonktürü çerçevesinde tartışırsak sonuca götürmez. Dünyadaki olaylar, ülkenin içinde bulunduğu durum, toplumsal talepler gibi konular göz ardı edilmemelidir. 12 Eylül 1980 öncesine bir yolculuk yapalım ve akşam yattık her şey güllük gülistanlık da sabah kalktık darbe olmuş, şaşkınlığında mıydık yoksa beklenen bir hareket miydi?

1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ABD hoşnutsuzluğunu silah ambargosunu uygulayarak gösterdi. Bunu ekonomik ambargo takip etti. Sonucunda ülkemizde derin ekonomik kriz baş gösterdi. Krizler siyasi istikrarsızlığı da yanında getirdi. Güvenliğe ilişkin sorunlar hızla derinleşti. Kahramanmaraş, Çorum ve Fatsa olayları başta olmak üzere etnik ve mezhepsel ayrışmaya dönük katliamlar yaşandı, siyasi kutuplaşmalar hızla arttı, Konya’da ‘’Kudüs Mitingi’’ ile şeriat istendi, İstiklal Marşına saygısızlık yapıldı. Faili meçhul cinayetlerin artması ile siyasilere ve adalete olan güven tamamı ile tükenmişti. Mahkemeler karar veremez, eğitim kurumlarında eğitim yapılamaz, hastanelerde güvenlik içinde sağlık hizmeti verilemez bir duruma düşmüştü. Bugün de benzer tablo kısmen var.

Dünyadan soyutlanan ülke kendi içinde sorunlar yumağına dönüşmüştü. Sanki her sokak, mahalle, köy, kasaba, il, solculuk veya sağcılıkla tasnif ediliyordu. Daha ötesi caddenin sağı sağcıların solu solcuların algısı oluşmuştu. Ben solcu olarak Ortahisar’dan geçerken korkuyordum. Bursa’da askeri lisede okurken sivil olarak evci kaldığım eve akşam dönerken yolum sağcılar tarafından kesildi, asker olduğum için yol verdiler, elli yaşın üstündeki okuyucularda böyle olaylar yaşamıştır. İçeride boğulma aşamasına ramak kaldığı süreçte dışarıda da Ermeni terörünün Türk diplomatlarımıza ölümcül saldırıları nefesimizi daha da kesiyordu, huzurumuz kalmamıştı, mutlu birey nerede ise yoktu. Ekonomik krizi aşmak üzere alınan 24 Ocak kararları tam tersine orta sınıfı zarara uğratarak yoksullaşmanın artmasına sebep oldu. ‘’Ülke 70 sente muhtaç’’ sözü o tarihlere aittir. Yaklaşık 6 yıl süren bu olaylarla siyaset kurumuna güven tamamen bitmiş, yoğun işçi, sendika ve öğrenci olayları sürerken önemli kişilerin öldürülmesi kargaşayı daha da derinleştirmişti. Ardından Cumhurbaşkanı Korutürk’ün yerine seçilecek kişi ile ilgili sonu gelmeyen seçim turları ve sonuçsuz arayışlar alevi daha da körüklüyordu.

‘’Bayrak Harekâtı’’ olarak adlandırılan darbe de gelmekte artık nazlanmadı. Kenan Evren’in imzasını attığı darbecilerden kurulu MGK’nın yaptığı 1982 Anayasası yüzde 92 oyla kabul edildi. Bütün bunlar yaşanmamış gibi olayı yalnız bir yönü ile değerlendirmenin haksızlık olduğu gerçeğidir. O gün evet diyenlerin konuşmasını hazmedemiyorum. Çoğunluk gibi kolaycılığa kaçmayacağım ve bütünü görmeden yalnızca 13 Eylül sonrasını irdelemenin değerlendirmede eksik kalmasına neden olacağı gerçeğinden hareketle yazdım. Bu olayda davacının tarafındayım ama bu bazı gerçekleri söylemeyi engellememelidir, tribüne oynamayı hiç sevmem. Asla darbeden yana olmam söz konusu değildir, çünkü başta da ifade ettiğim gibi Özgür ailesi olarak maddi ve manevi kaybımız büyüktür. İşkenceler, görevden almalar, baskılar, zulümler gibi insanlık dışı uygulamaları da vurgulamak gereklidir. Keşke bunlar olmasa idi keşke 50 idam olmasa idi. Yalnız cenaze ortada kaldı algısı yaratılmak istenmesi de şık değildir. Kaddafi’ye yapılan linç ile bu yazı aynı anlamdadır. Cenaze ortada kalmaz. Bu gün bakıyoruz ki tarihten ders alınmamış, Evren gibi Erdoğan da bir parti için üstü kapalı oy istiyor, O zaman Horoz amblemli MDP bu yüzden yok olmuştu, görünen o ki Ampul amblemli AKP’’yi de aynı son bekliyor. İnsanlarda güce tapma gibi bir zafiyet olmasına rağmen yönlendirmeye karşı bir tepki verme özelliği de vardır. Yani 13 yıllık saltanat bitmek üzeredir. CHP’nin seçim bildirgesi toplumda karşılığını bulmuştur. Seçime yakın daha can alıcı projeler açıklanırsa kararsız vatandaşın kazanılması gerçekleşecektir. Tahminim HDP barajı aşar(%12), AKP oy kaybeder(%35), CHP(%30) ve MHP(%19) oyları artar. SP-BBP ortaklığı %3,Vatan P.%1’lerde kalır. Trabzon’da ise;2, 2, 2 olacağı şeklindedir.

Saygılarımla, sağlıcakla kalın…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.