• BIST 97.149
  • Altın 282,758
  • Dolar 5,7454
  • Euro 6,3899
  • Trabzon 24 °C

Günümüz Siyaseti ve Tarihimiz

Adnan Cemil MÜFTÜOĞLU

  Geçtiğimiz aylarda, ülke tarihinde bir kez daha çok konuşulacak bir secim dönemi geçirmiş ve bu mevzuyu önümüzdeki yıllarda dahi tartışacağımız şimdiden kesinleşmiştir. Gerek secim öncesinde yapılan propagandalar, mitingler, secim çalışmaları gerekse de secim sonrasında yapılan açıklamalar kamuoyunda seçimleri sıcak tutmuş ve bu konu üzerinde her gün çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Her gecen gün kutuplaşan ülkemizde, her gün biraz daha insanlarımız birbirinden ayrılıyorlar ve ne yazık ki bu geçirdiğimiz secim dönemi de bu kötü ayrılığa biraz daha katkı sağlamış oldu.
  Türkiye gerek tarihi gerek coğrafyası bakımından dünyanın en zengin ve nitelikli  ülkelerinin başında geliyor. Osmanlı’dan miras kalan bu topraklar bugün Türk Cumhuriyeti adıyla egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu bir ülkedir. Birçok araştırmacı ve profesörün bugün halen daha Osmanlı’nın devamı olarak nitelendirdiği günümüz Türk Devleti aslında öyle bir nitelik taşımamaktadır. Osmanlı Devleti; çok farklı sütunlar üzerine kurulmuş, farklı değerler üzerinden yönetilen, bir aile hanedanlığı olmuşken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti; halkı ülkenin efendisi olma özelliğini getirmiş, halkı geliştirmenin onu yönetmenin tekrar halk içerisinden yapılacağını savunan bir sistemi benimsemiştir. Ayni zamanda bu konuda ayni fikirlere ve bilgilere sahip olduğumuz, benimde bu düşüncelerimde başrol oynayan Türkiye’nin tarihinde gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerin başında gösterilen sayın Prof. Halil İnalcık’ın birçok makalesini Doğu Batı yayınevi kitapları ve dergilerinde bulabilirsiniz.
  Her ne kadar Osmanlının Türkiye’nin bir uzantısı olmadığını düşünüyorsam da ayni zamanda Osmanlı kültür mirasını da savunmamız gerektiğini dile getirmem gerekir. Osmanlı, temel olarak Anadolu Türk beyliklerinden meydana gelmiş olup sonrasında ise özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde altın çağını yasamış bir cihan devleti olma şerefine ulaşmıştır. Gerek dış politikaları olsun gerekse de iç siyasette dünyaya birçok anlamda çeşitli yüzyıllarda önderlik etmiş bir cihan devleti olmuştur. Böyle bir devletten sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dönemin beraberinde getirmiş olduğu aile hükümdarlığı veya komünizm değil de cumhuriyeti ve laikliği benimsemiş ve bu yolda emin adımlarla ilerlemiştir. Osmanlı kültürü bugün halen daha kutlanması gereken ve tarihini çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli görevlerimizden biridir. 
  Bir diğer önemli konu olan Laiklik aslında Cumhuriyet’ten de eskiye dayanıyor tarihimizde. İlk fikir doğuşuna Fatih döneminde rastlıyoruz, Fatih’in gerek İslam ve diğer dinlere son derece önem verdiği ve her bir dini en iyi şekilde öğrenmek istediğini Halil İnalcık hocanın da referanslarıyla birlikte görmekteyiz. Fatih döneminde ilk defa Kuran’a ve halkın iyiliğine dayalı iki ayrı kanun dogmaya başladı ve sonraki yıllarda Kanuni-Esasi olarak tanıyacağımız ilk kanun kitapçığımızın temelleri aslında Fatih döneminde oluşturulduğu Sayın Halil İnalcık hocamızın konuyla ilgili makalelerinde dile getirilmiştir. 
  Laiklik birçok kesim içerisinde yanlış anlaşılmış veya birçok kesime yanlış anlatılmak istenmiş olan ve göründüğü kadar acı olmayan bir sistemdir. Günümüze göre verebileceğimiz en güzel örnek bilgisayarlardır aslında. Mesela bir bilgisayarınızın olduğunu düşünelim. Son model, istediğiniz oyunu indirebilir, film izleyebilir, her turlu işlevinin en iyi olduğu bir bilgisayar. Tek bir eksiği var virüs koruma program yok ve bilgisayarınıza virüs bulaşma tehlikesi var. Virüs bilgisayara bulaşırsa ne olur bilgisayarı kontrol edebilir, bilgilerinize ulaşabilir, onları başkalarına ulaştırabilir, özel hayatinizi kısıtlamış olur kısaca. Peki, simdi laikliğe gelelim. Laiklik insanları bir arada tutan onları dışardan gelebilecek herhangi bir tehlikeden koruyan virüs programıdır aslında. İnsanlık yıllar geçtikçe ve dünya globalleştikçe farklı kültürden ve dinlerden oluşan insanlar ayni çatı altında toplanmaya başlıyor. Bu kaçınılmaz bir gelişim olup son hızla halen daha devam etmektedir. Laiklik insanlar arası gruplaşmayı önleyen, her dinden kültürden olan insanları tek bir çatı altına toplayan insanlara birlik olmayı öğreten bir sistemdir. O yüzden başöğretmenimiz ve başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk laikliğe bu kadar önem vermiştir. Cumhuriyet rejimini savunduğu kadar laikliği de savunan Mustafa Kemal Atatürk kültürel bir bahçe olan bu güzel ülkemizin temel taslarını laiklikle sıvamış ve hiçbir zaman yıkılmaması için onu sağlamlaştırmıştır. 
  Bugün ülkeleri en fazla perişan eden iç ayaklanmalar ve iç savaşlar olmuştur. Gerek Orta Doğu’da gerek ise Avrupa’da birçok örneğini görmüş olduğumuz iç propaganda ve savaşların ne kadar yıkıcı olabileceğini görmekteyiz. İç savaşlar en eski tarihe kadar tek başına gerçekleşmemiş olup her zaman azınlık grupları veya herhangi bir grubu el altından destekleyen en az bir dış devletin varlığını bizlere göstermiştir. Özellikle soğuk savaş döneminden sonra başlayan bu sinsi içten fethetme düşüncesini destelemeye başlayan güçlü ülkeler terörist gruplarını silahlandırma ve istihbarat gücünü vermeye kadar gitmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyetinin yıllardır mücadele ettiği PKK terör örgütü bu konu için çok iyi bir örnek olmuştur. Gerek silahlandırılma gerekse istihbarat bakımından sıradan bir ülkeden farksız olan bir avuç terörist grubu, askeri teknolojisinde milyar dolarlar harcanan bir ülkeye kafa tutabiliyor veya tuttuğunu zannediyor.
  Konunun konuyu açtığı bu geniş kapsamlı yazımda belirtmek isterim ki tarih yalnızca ondan ders çıkartamazsak tekerrür eder. Eğer bizler bugün gelecek kuşaklarımız için yeni bir tarih yazmak istiyorsak geçmişte yapılan hatalarımızı tekrarlamamak en önemli hedeflerimizden biri olmalı. Bugün bizler Türk gençleri olarak ki bunu bu ülkenin her şehrinde, ilçesinde, kasabasında ve köyünde yasayan kendisini Türk olarak tanıtmayan arkadaşlarıma, kardeşlerime, abilerime ve ablalarıma söylüyorum bizler her nereden gelirsek gelelim var olmamızın tek bir yolu birlik olmamızdan geçmektedir ve bu yolda hepimizin şanlı ay yıldızlı bayrağımız altında buluşmamız bizi yıkmak isteyenlere verebileceğimiz en güzel cevaplardan biri olacaktır. Demem o ki bizler tarihimizi doğru kaynaklardan okumazsak, ne günümüz politikasını yorumlayabilir ne de sorunlarımıza bir çare bulabiliriz. Ve en önemlisi ise tarihimizin bize öğretmiş olduğu bizi biz yapanın aslında yine bizim olduğunu unutmamamız gerektiğidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Kuzey Ekspres | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.